TÜSİAD açıklamalarıyla burjuvaların korkularına tercüman oluyor
Hejar Baran
TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran-Symes de artık rutine bağlanmışcasına burjuvazinin korkularını, beklenti ve arzularını özetleyen açıklamalar yapıyor. “Türkiye’yi zor bir yılın beklediğini” söyleyen Symes’in bu seferki açıklaması da enflasyonla ilgili.
Merkez Bankası üzerinden aslında hükümete çıkışan Symes, “Hedef koymak yetmez bu hedefe ulaşmak için yapılması gereken politikaların önüne engeller mi var” diyerek işçi sınıfına dönük saldırganlıkta ulaşılan noktadan bile memnun olmadıklarını dile getirmiş oldu.
Burjuvaziye göre enflasyon devletin çeşitli toplumsal harcamalara ortak olması, doğrudan yatırımcı olması, dolayısıyla piyasada dönen para miktarının şişmesidir. Bu da esas olarak işçinin ücretinin bir seviyede tutulması, belirli bir iş güvencesinin olması da dahil iç piyasayı canlandıracak, tüketimi dengeleyecek, asgari toplumsal istikrarı koruyacak politikalar anlamına gelir… Bu politikalara burjuva devlet tek başına karar vermez. Kapitalistlerin, sistemin yaşadığı krizleri aşmak için yöneldikleri birikim politikalarıdır bunlar. Elbette ki düzeyleri sınıf mücadelesinin gücüne göre belirlenir.
Nitekim burjuvazinin deyimiyle enflasyonist politikalar on yıllar öncesinde kaldı. Çünkü kapitalist üretimin anarşik yapısı, vahşi rekabet koşulları burjuvazinin sınıf mücadelesinin de basıncıyla bir dönem uyguladığı bu politikalardan hızla çark edip anti-enflasyonist yani neoliberal denilen politikalara yönelmesini getirdi.
Bu açıdan da Symes’in, “…enflasyon giderek yükselen bir trend izlemeye başladı” demesi aslında on yıllardır uygulanan vahşi sömürü politikalarındaki son hızlı adımları bile yeterli bulmadığı anlamına geliyor. Zaten hemen arkasından hükümetin son saldırı programının destekçisi ve takipçisi olduklarını söylemesi de bunun ifadesidir. O programdaki saldırgan maddelerin şimdi birer birer hayata geçirilmesi (kiralık işçilik gibi) bile kesmiyor burjuvaları. İşçiye sırf politik kaygılarla verilen üç beş kuruşluk zammı bile ‘anlamakta güçlük çekiyor’ bu asalaklar.
Symes tüm bunları söylerken esas olarak işçi sınıfına dönük saldırılarda vites büyütülmesi yoksa bu durgunluk ve giderek kriz döneminde uluslararası düzeyde kendi sıkletleriyle rekabet edemeyeceklerini söylüyor. AKP’ye bu gerçeği bir kez daha hatırlatıyor… Onun gibi sömürü politikalarını hızla hayata geçirmekte ustalaşmış bir gücü bile yeterli bulmadığını söylüyor.
Devletin neoliberal birikim politikalarına uygun olarak yaşadığı dönüşümde şimdilerde ortaya çıkan kimi bozuklukların hızla giderilmesini, ekonomiyle ilgili kararların Meclis dışında bağımsız kurullarda alınmasını buyuruyor aslında. AKP’nin, kendi tebasına dağıttığı sadakalarda bile gözü olduğu anlaşılıyor! Tabii bunları söyleyen Symes, silahlanmaya ayrılan milyarlardan, IŞİD’e akıtılan destekten, örtülü ödeneklerle dönen kirli dolaplardan falan bahsetmiyor. Ne de olsa tüm bunlar burjuvazi için yeni bir sömürü ve tüketim pazarı açabilecek bir yağmayla da sonuçlanabilir!
Burjuvaların kapsamlı korkularına tercüman olan Symes korkularında haklı. Kürdistan’daki direnişe sınıf içinde biriken öfkenin patlamasının eklenmesi uzak değil!