Merhaba
Bugün grevimizin 17. günü. Bundan 1,5 yıl önce mücadeleye başladığımızda içinde bulunduğumuz ruh hali şimdiki halimizle karşılaştırdığımda geçirdiğimiz değişimleri bazen aklım almıyor. 1,5 yıl önce korkudan belki de gözümüze uyku girmezken şimdi devletin karşısında yumruğumuz dimdik duruyoruz. O gün korkular yaşarken ortada otobüsler dolusu polis, cop yoktu. Ama bugün 150 polise 5 kişi bile kafa tutabiliyoruz. Peki neden? Bu günlerde bu sorunun cevabı daha da anlam kazanıyor. Kapitalist sistem her yerde işçilerin uyanmasını, mücadele etmesini istemiyor sindiriyor ve korkutuyor. Yaşadığımız ülkede ise 12 Eylül rejimi bu görevi fazlasıyla yerine getirmiştir. 12 Eylül faşizmi işçi sınıfının üzerinden buldozer gibi geçtiği için biz korkular içindeydik. Bu korkular öyle içimize sinmiş ki ancak mücadelede bazı gerçeklerle karşılaştığmızda atabiliyoruz üstümüzden.
İşyerinde neden örgütlenmeye başladığımızı mutlaka hepiniz biliyorsunuzdur. Bilmeyenler için söyleyeyim; hepimizin yaşadığı sorunlar nedeniyleydi. O günlerde mücadelemizin önündeki en büyük engel bizim ve arkadaşlarımızın korkuları ve çekinceleriydi. Bizler yasal haklarımızı bilmek, ve bunu kullanmaya kalkmanın bile nerdeyse suç olduğunu düşünüyorduk. Bir araya gelmekten korkuyorduk, birbirimize güvenmiyorduk. Ailelerimiz öğrendiğinde, bazılarımız onlardan büyük tepkiler alıyordu. Tüm bunların daha önceleri, bizim ne olduğunu tam olarak anlamadığımız 12 Eylül'ün baskıcı rejiminden kaynaklandığını öğrendik. Bizleri öyle mücadele etmekten uzaklaştırmışlar ki, biz kendi içimizde hiç burjuvaların açıktan engellemelerini yaşamadan kendi kendimizi mücadeleden uzaklaştırmışız.
Grevimizle birlikte başka yasaklar girdi devreye. Çadır kurmak YASAK! Yağmurda ıslanmışsınız, soğukta titremişsiniz kimsenin umrunda değil. İşyerinin önünde 4 gözcüden başka işçi beklemek YASAK! Ama işverenin işlerinin devam etmesi için herşey SERBEST! Fabrikaya girenlerin üstlerini aramak, polise “hayır” demek, halay çekmek YASAK! Karşımıza dikilen yasakların haddi hesabi yok. Soruyorum sizlere bu yasaklarla, yani yasalarla hak alabilmek mümkün müdür? Bizler yasalarla elimizi kolumuzu bağlayamayız. 1,5 yıldır kendimizi yasalara esir etmediğimiz için bu mücadelede yol alabildik. Zaten sınıfımızın tarihi gerçek yasaların bilincimiz, örgütlülüğümüz ve kararlılığımız olduğunu bizlere göstermektedir.
Bizler bu kararlılıkla durduğumuz için polis gündüz gözüyle grevimizin simgesi olan çadırımızı yıkmaya cesaret edemedi. Gece yarısı 10 işçiye karşılık 150 polis, zabıta, trafikçisiyle yani tüm kolluk güçleriyle baskın düzenlediler. Ve ertesi sabah 5 otobüs çevik kuvvet, 10 ekip otosu, kamera ve megafonlarıyla karşımıza dikildiler. Ama hiçbirimizi korkutamadılar. Onlar yüz kere yıksalar biz çadırımızı yine kuracağız.
Bu mücadele sonucunda bizler taleplerimizle ilgili kazanım elede edebiliriz de edemeyebiliriz de. Ama asla bu mücadeleyi kaybettik demeyeceğiz. Çünkü bize göre mücadele sadece ücret, sosyal hak değildir. Korkularımızdan kurtulabilmek, inandığımız ilkelerimiz için mücadele verebilmek, “birimiz hepimiz, hepimiz birimiz” diyebilmektir. Kazandığımız deneyimler bizleri şimdiden yeterince mutlu ediyor. Ama bu bizlere yetmez. Gidebildiğimiz yere kadar mücadeleyi ilerleteceğiz. Uluslar arası işçi sınıfının mücadelesinin bir parçası olan bu mücadelede en büyük kazanım biz ve ailelerimizin mücadele bilinciyle uyanışıdır. Ama sadece bizim mücadelemizle hiçbir yere varamayız.
Biz ancak her işyerinde örgütlendiğimizde, birbirimizle mücadelede dayanıştığımızda, birbirimizin mücadelesine mücadele ederek destek verdiğimizde geleceğimizi kurtarabiliriz. Bunun için de yasakları yırtıp atmamız, silkinmemiz gerekir. Burjuvazi her fırsatta baskılarla bizlerin bellerini bükmeye, korkutmaya sindirmeye çalışır. Bizler artık ayağa kalkmalı, onların sömürü sistemine karşı durmalı, onların bizim mücadelleimizi ezmek için bizleri asıp kestikleri, mücadelede bizlere yol gösterenleri yok ettikleri kanlı günlerinin 12 Eylüller'inin hesabını sormalıyız!
Ama sadece 12 Eylüller değil, 12 Eylüller'i yaratan bu ücretli kölelik düzenine, sömürü düzene karşı mücadelemizi yükseltmeliyiz. Bu ise her işyerinde, her ülkede işçi sınıfının mücadeleye atılmasıyla mümkündür. Biz bu biliçle şimdi grev çadırında, daha sonrada hayatın her alanında mücadelemize devam edeceğiz.
Yaşasın Sınıf Mücadelesi!
Sena-Serel İşçileri