İGDAŞ'ta taşeron ve kadrolu işçilerin durumu

GÜNCEL
Cuma, 10 Kasım 2006 (19 yıl 11 ay önce)

Her ay otomatiğe bağlanmış zamlarıyla ısınmaya çalışırken canımıza okuyan doğalgaz faturalarının geldiği bir yer var: İGDAŞ. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı bu kurum, her geçen gün artan doğalgaz abonesiyle aslında dev bir işletme.

İşin ilginci, belki de "doğalı", sendikal örgütlenmenin olduğu bu belediye işletmesinde taşeronlar da çalışıyor. Onlar da kadrolu işçilerin yaptığı tüm işlerin aynısını yapıyor. Birkaç "küçük" farkla tabii: Asgari ücretle, tüm sosyal haklardan soyundurulmuş olarak, belediyenin ihaleyi verdiği taşeron şirketlerde çalışıyor gözükerek.

Tüm kamu işyerlerinde olduğu gibi işi yapacak yetkin ve yeterli sayıda kadrolu eleman olmasına rağmen, özelleştirmeci yönelim üzerinden taşeronlar da işyerlerine alınıyor ve kadrolularla birlikte çalışma sürdürülüyor. Bölümler taşeronlaştırılırken ve aslında özelleştirilirken ses çıkarmayan kadrolu ve sendikalı işçiler, taşeronlar en kötü koşullarda çalışırken de ses çıkarmıyorlar. Dahası örgütlenme çalışmalarına da destek vermiyorlar. Çok az sayıdaki örnek dışında genel durum böyle.

Aşağıda İGDAŞ bünyesinde çalışan taşeron sayaç işçilerinin mektubuna yer veriyoruz. "Enerjide taşeron işçilerinin sesi-Direnç" isimli bültende yer alan yazıda taşeron işçilerin çalışma koşullarının kadrolulardan ne kadar farklı olduğu gözler önüne seriliyor. Ama aynı zamanda yazı içerisinde kadrolulardan bahsedilirken sanki hiç tanınmayan, birlikte çalışılmayan işçilerden bahsediyormuşçasına uzak bir dilin tutturulduğu da dikkatlerden kaçmıyor. Bunun nedeni de sendikalı ve kadrolu işçilerin taşeron işçileri iş güvencelerine tehdit olarak görüp onlardan vebalı gibi kaçmaları, çalışma koşullarıyla hiç ilgilenmemeleri.

Benzeri durum İstanbul bünyesindeki İSKİ, BEDAŞ gibi işletmelerde de yaşanıyor. Ama şu farkla ki, şu anda İGDAŞ'ta olduğu gibi daha önce İSKİ'de (SUSER isimli yan işletmede), Doğan Holding'e geçmeden önce BEDAŞ'ta taşeron direnişleriyle bu durum tersine çevrilmeye, taşeronlar kadroluların haklarından yararlanmaya çalışmışlardı. Önemlice haklar da elde edilen bu direnişler, kadroluların desteği olmadığından ve tam olarak özelleştirme politikaları hedefe çakılmadığından sönümlenmişti..

Sınıfın birleşik eylemi olmadan, sermayenin yarattığı farklılıklar mücadele içerisinde yok edilmeden, her mücadelenin zayıf, lokal ve etkisiz kalacağı, etkin bir güç olunamayacağı son derece çıplak bir gerçek...

Doğalgaz sayaçlarını okuma işinde çalışan taşeron işçiler olarak çalışma şartlarımızın ağırlığının hepimiz farkındayız. Nerdeyse kölelik koşullarında çalışıyoruz. Ayda almamız gereken ücret, asgari ücret. Yani 380 YTL. Buna artı olarak bir de her ayın 8'inde almamız gereken 85 YTL'lik bir yol parası mevcut. 'Almamız gereken' diyorum çünkü bu paraların tamamını bir türlü alamadığımız gibi aldığımız ücretler de zamanında verilmiyor. Birçok arkadaşımızın sigortaları geç başlatılmış durumda.

Yağmur, çamur, kar, soğuk, sıcak, uzak, yakın demeden bütün gün yollarda olmamıza karşın yemek parası dahi verilmiyor. Sayaç okumak için gittiğimiz bölgelerin haritaları verilmediği için sahada bir sürü zorluk yaşıyoruz. Çoğu kez uzak bölgelere dahi belediye otobüsleriyle gitmek zorunda kaldığımızdan, okuma işlerin geç başlayabiliyoruz. Saatlerimiz otobüs duraklarında ve otobüslerde geçiyor.

Bu koşullar altında günde ortalama 400-500 sayaç okumamız, ortalama 60-70 binaya girmemiz bekleniyor ve neticede verilen işleri yetiştirmek için çoğu kez geç saatlere kadar çalışmamız gerekiyor. İnsan bu manzara karşısında sormadan edemiyor: Neden bu kadar ağır çalışma şatlarındayız?

Cevap açık arkadaşlar! Özelleştirmeler yüzünden. Kamu kuruluşları yapmaları gereken işleri artık taşeronlara ihale ediyor. Böylece birilerinin cepleri dolarken bizler açlık şartları altında yaşıyoruz ve vatandaşın işleri aksıyor. Mesele böyleyse bir de özelleştirilmeden önce bizim işlerimizi yapan veya halen İGDAŞ bünyesinde çalışmakta olan işçi kardeşlerimizin çalışma koşullarına bir göz atalım:

İGDAŞ'ın kadrolu işçileri bizim yaptığımız iş için ortalama 800 YTL maaş alıyorlardı/alıyorlar. Yemek parası alıyorlar ya da yakın bölgelerde servisler işçileri alıp yemehaneye götürüyor. Sahaya kesinlikle servislerle çıkıyorlar ve böylece zaman kazanıyorlar. Ayrıca her gittikleri bölgelerin haritaları veriliyor ve ayrılmadan önce gerekli hazırlıklarını rahatça yapıyorlar. Böylece sahada çok az sorun yaşıyorlar. Günde ortalama 200-250 sayaç okuyorlar. Günde 30-40 binaya giriyorlar. Fazla çalıştıklarında mesai ücretlerini alıyorlar. Sahaya iki föy ile (yani yaklaşık 400-500 abone ile) çıkan işçi fazla çalışmasının karşılığında mesai ücreti aldığı gibi artı olarak o gün için iki yevmiye alıyor. Böylece ücretlerini 1000 YTL ve üzerine çıkarabiliyorlar. Ücretlerini kesinlikle zamanında alıyorlar.

İşte özelleştirmenin/taşeronlaştırmanın sonuçları. Bu sonuçlara bakıp İGDAŞ'ta çalışan işçi kardeşlerimizi hedef almamalıyız elbette. Onlar çalışmanın karşlığını bizden daha iyi alıyorlar o kadar. Biz mücadelemizi kendi çalışma koşullarımızı iyileştirmek noktasından yükseltmeliyiz. Asıl düşmanımız özelletirmeci/taşeroncu mantık olmalıdır.