Her yanından kirli pazarlıklar akan görüşme trafiği, Türkiye’nin “vizesiz geçiş zaferi” olarak pazarlanıyor
Savaş, yıkım ve yoksulluğun olduğu yerde göç ve mültecilik de hep varolacak. Savaş, yıkım ve yoksulluğu var edenler bunun sonucu olan yerinden, yurdundan edilmiş insanlar üzerinden adeta ‘celep pazarlığı’ yürütüyor.
Mülteci yaşamlarını orasından, burasından çekiştirip pazarlık masalarına yatırıyorlar. Zirveler, görüşmeler, teklifler birbirini kovalıyor.
Almanya başta olmak üzere AB devletleri, çaresizlik içinde olan insanlar içerisinden kendi ihtiyaçları doğrultusunda nitelikli işgücüne uygun olanları seçip, geri kalanları Türkiye’ye hapsetmeyi hedefliyor.
Türk devletiyse bütün hesabını bu insanlar üzerinden para sızdırmayı ve punduna getirirse, kabul görmeyen Kürt kantonları arasında ‘uçuşa yasak bölge’ ereğini kendi denetiminde bir mülteci kampı olarak kondurmaya oynuyor.
AB’li emperyalistlerin uzun yıllardır tartıştığı, “sığınmacı kamplarının 3. ülkelere taşınması” meselesi şimdi fiili olarak Türkiye’yle yapılan pazarlıklar üzerinden gerçeklik kazanmış oluyor.
Türkiye üzerinden geçiş yapan mültecilerin iade edilmesi konusunda sağlanan mutabakatla birlikte insan tacirliği devletler düzeyinde, onların çizdiği sınırlar üzerinden resmileştiriliyor.
Her yanından kirli hesaplar, kirli pazarlıklar akan görüşme trafiği, Türkiye’nin “vizesiz geçiş zaferi” olarak pazarlanıyor.
Oysa mesele tamamen emperyalist devletler ve onların hükümetlerinin ırkçı politikalarıyla, faşist Türk devletinin emellerinin örtüşmesinden ibaret. “Vizesiz geçiş” konusuysa tamamen gözboyamaya dönük bir dolgu malzemesi.