Kandil röportajları -III-

23 yaşındaki Beritan 6 yıllık gerilla, mücadeleye yurtdışından katılmış

AGÎRE JÎYAN
Cuma, 11 Mart 2016 (10 yıl 1 ay önce)

Alınteri: Seni tanıyabilir miyiz?



Adım Beritan Serhat. 23 yaşındayım.



 



Alınteri: Kaç yıldır gerillasın?



Beritan: 6 yıl doldu.



 



Alınteri: Peki mücadeleye katılmanın nedeni ne?



Beritan: Katılma sebebim, başta özgür bir toprak, özgür bir yaşam olmadığının kanaatine varmam yani irade olarak, halk olarak ve bir kimlik sahibi olarak yaşama katılım olmuyor. Daha çok bu nedenler benim aklımda çelişki yarattı.



 



Yurtdışında kalıyorduk. Orada bulunma sebebimiz, kendi dilimizi konuşamamamız, yaşam biçimi ve kültür farklılığı, halklar içinde ahlaki olarak, kültür olarak, gelenek görenek olarak farklılıklar vardı. Benim aklımda en çok çelişki yaratan bunlardı. Neden kendi topraklarımız üzerinde yabancı bir dile mecburi kılınıyoruz veya neden mecburi olarak farklı topraklara gitmek zorundayız?



 



Yani ben içimde hissediyorum, bir fedakarlık yapmamız lazım; bizden öncekilerden bazıları  yapmamıştır ama bizim gibi gençlerin de yapması gerekiyor, bireysel yaşamımızdan vazgeçmemiz gerekiyor. Sistemde cok rahat okuyabilirdim, çok rahat  bir bireysel  yaşamım da olabilirdi, fakat gelecek kuşak için bir devrim yapılması gerektiğine inandım. İnsan kendi insanlığından, hakikatinden çıkıyor, teknikleşiyor. Bundan dolayı bir kadın olarak bu gücü kendimde gördüm. “Yapabilirim dedim, o yüzden de katılmak istedim.



 



Alınteri: Ailen nasıl karşıladı?



Beritan: Her ailenin duygusal karşılama şekilleri vardır. Mesela Ortadoğu toplumlarında ailenin yaklaşma şekli duygusaldır. Aile  çocuğa çok bağlıdır, çocuk da öyle. Ama Avrupa’ya yani Batı sistemine baktığınızda öyle değildir; çok rahat ailesini terk edip gidebilir veya aile bunu yapabilir ve farklı yaşamlara yönelebilirler. Fakat Ortadoğu’da özelde de Kürt toplumunda duygusal bir bağlanma şekli var.



 



Açık söyleyeyim, ailem, “Bir doktor ol, bir meslek sahibi ol, devrime daha çok faydan dokunur” dedi. Belki yaşım da küçüktü. Ama ben bekledikçe daha da geride kaldığımı hissettim. Daha çabuk girmem lazım devrimin içine, bir gerilla olarak faaliyet yürütmem gerekiyor, bu ihtiyacı hep hissettim.



 



Hem düşmanın halk üzerindeki baskıları olsun hem de yoğun savaş koşulları olsun, önderliğin durumu olsun... bilinçlendikçe de insan daha çabuk devrime katılmak istiyor. Yani o şekilde çok şiddetle hissettim. Öyle bir katılım oldu ve ailem de normal karşıladı, farklı bir şey demedi.



 





 



Alınteri: Hiç çatışmaya  girdin mi? Ne düşündün? Ne hissettin o esnada? Sende bariz iz bırakan bir durum oldu mu hiç?



Beritan: Savaş belki kitaplarda anlatılır ya da bir hikaye, bir anı olarak anlatırız. Anlatılır fakat en önemlisi yaşamaktır. Gerçekten birebir yaşadığında, içine girdiğinde, mermi sıktığında farklı duygular yaşıyor insan. Zaten örgütün de böyle bir şeyi var; bilinç olarak bir düzeye gelmeyene kadar, neden silah sıktığını, neden düşmanı yok etmen gerektiğini kavramayana kadar kadrolarını savaşa koymuyor.



 



Bizim savaş ahlakımız, ölçülerimiz var; yani kime sıktığımı biliyordum, kime karşı savaştığımı biliyordum. İçimde intikam duyguları çok vardı, bireysel intikam değil bir zihniyete karşı bir intikamdı ve biz bunu askeri boyutta da yapmak zorundayız, bu mecburidir. Şimdiki düzenin ölçüleri ya da şimdiki düzene bazı şeyleri kabul ettirmek istiyorsak bazı şeylerde ısrarcı olduğumuzu göstermek istiyorsak savaş da gerekiyor.



 



DAİŞ'le de öyle oldu, savaştığımızda Şengal’deki kadınların intikamını aldığımı hissettim o kadar kadın hala fuhuş piyasasında satılıyor, o kadar kadın tecavüze uğradı, halkın kutsal görülen ibadethaneleri yıkıldı yakıldı... Bunlar bir savaş gerekçesi olmalıydı.



 



Ben ağlayarak ya da öfkelenerek kendi yerimde sadece durabilirim. Bir insan çaresiz olmamalı; bunları bir adım atma gerekçesi, bir savaş gerekçesi, kendini değiştirme dönüştürme gerekçesi olarak algılamalıdır. İnsanın temel değerleri, ilkeleri, kırmızı çizgileri olmalıdır. Bunlara dokunulduğunda doğal olarak ani refleks verir. Bir hayvanı düşünün, bir kediyi düşünün, birisi ona zarar verdiğinde nasıl tırmalıyor; bir karıncayı düşünün, karınca diyoruz ama bir zarar geldiğinde ısırıyor. Herkesin bir meşru savunma sistemi vardır



 



Şengal’de katliam oluyor ama ben Avrupa’dayım; ben bunu duymazlıktan gelemem. Belki orada yaşamıyorum fakat onlara yapılan zulümdür, katliamdır, insanlık duyguları olmalıdır, insanın net kabul ölçüleri olmalıdır. Onun için bir birliktelik olduğu zaman savaş bu kadar derinleşmez. İnsanlık olarak, bir bütün olarak düşünme, bireysellikten çıkıp toplumsal bir bakışa evrilene kadar birçok şey gelecekte de yapılacaktır, yapılmaya da devam edilecektir.



 



Alınteri: Peki sizin çatışma dışında günlük yaşamınız nasıl geçiyor?



Beritan: Günlük yaşamımız genellikle eğitimle geçiyor. Hem tarihsel olarak hem ideolojik olarak. Çünkü siyasi bir hareketiz, askeri veya ordu biçiminde bir hareket değiliz. Bizi ayakta tutan, yürüten şey -belki halktan da soranlar vardır, 'nasıl yaşıyorsunuz evlenmiyorsunuz, aileniz burada yok nasıl yaşıyorsunuz' diye- budur. Birçok insan garipsiyor, fakat bizi ayakta tutan şey ideolojimizdir. ideolojik olarak özgür bir kadın nasıl olmalıdır, özgür bir erkek nasıl olmalıdır, hangi ölçülere sahip olmalıdır...



 



Sürekli mücadele içindeyiz. Kendi içimizde de ahlaki veya kültürel olarak ta değişim sağlama çabası veriyoruz. Kişisel boyutta her gün mücadele veriyoruz. Çünkü PKK’yi ayakta tutan ahlaktır, kendi içinde yaşattığı ahlaktır. Ahlakı PKK’nin içinde canlı tutabilmek için mücadele içinde geçiyor yaşamımız. Bunun için de tarihsel olarak ele alma, toplumsal gerçekliğimizi ele alma, bireysel gerçekliğimizi ele alma, bunu çözümleme değişim ve dönüşümde ısrar etme... Bu şekilde ideolojik eğitimlerimiz oluyor.



 



Ayrıca askeri eğitimlerimiz oluyor. Çünkü aynı zamanda gerilla olarak kendimizi fiziki olarak da yetiştirmemiz gerekiyor. Zaten askeri bir yaşam tarzımız var: Sabah erken kalkıyoruz, spordur... günlük planlamalar var. Günümüz dolu dolu geçiyor, yaşamı dolu dolu geçiriyoruz.



 



Alınteri: Buradaki yoldaşlarınızla aranızdaki ilişkiler nasıl?



Beritan: Bizim için en büyük değer yoldaşlıktır. Çünkü 24 saatimiz beraber geçiyor; savaşta olsun, mutlu günümüzde olsun üzüntülü günümüzde olsun yaralandığımızda hastalandığımızda olsun ya da bir şeyi kutladığımızda olsun yanı başımızda olan yoldaşımızdır. Bu yüzden bizim için büyük bir değer ifade ediyor. Savunduğumuz amacımız aynıdır, red-kabul ölçülerimiz, ahlaki olarak, kültür olarak aynıdır. Birbirini hissetme, birbirini anlama, yardımcı olma...



 



Mesela ben zor koşullarda rahatlıkla bir yoldaşın karşısına geçip onun mermisini göğüsleyebilirim. Mesela birçok savaş ortamı görüyoruz, yaralı yoldaşlarını veya şehit düşmüş yoldaşlarını bırakıp giden birçok ordu var ama bizde en büyük şey yoldaşlık olduğu için asla bir cenazemizi yerde bırakmayız, asla bir yaralımızı bırakıp gelmeyiz.



 



Alınteri: DAİŞ'le karşı karşıya geldiğinizi söyledin. Ne hissettin o zaman ?



Beritan: O kişilerdeki insanlık ahlakının ne kadar yontulmuş olduğunu gördüm. Bazen insanın gözüne baktığında o insanda bir mekanik bakış vardır ya, soğuk, cam gibi.. Bir de insani duyguları içinde taşıyan bir bakış vardır, gözbebeği vardır. Ben şahsen ondaki yaşam tutkusunun, yaşam heyecanının, yaşamdaki amacının dondurulmuş olduğunu gördüm.



 



Bir insan bazı şeyleri eğer içten yaparsa, gerçekten severek isteyerek yaparsa çok belli olur. Ama mecburi olarak yaptığı zaman veya bilinçsizce bir hareket yaptığı zaman bu çok belli olur. Onlardaki yapılan şeylerin bilinçsizce olduğunu, insanlıktan uzak olduğunu insan, hissediyor yüzüne çarpıyor. Baktığın zaman insan gerçekten inanılmaz öfke duyuyor.



 



Alınteri: Vurdun mu hiç?



Beritan: Vurdum. Yani insan inanılmaz öfke duyuyor. Şengal katliamı, özellikle o kadınların Sincar Dağı'ndaki haykırışları, o çocukların susuzluktan açlıktan öldüklerini insan düşündükçe daha çok intikam hissediyor, daha çok...



 



Alınteri: Öfkeleniyor...



Beritan: Öfkeleniyor. İntikam duygusu daha çok yüceliyor. Bir de yapılan o kadar şeyin ardından hala mesela Şengal’i bırakmamaları, belli bölgelerde de olsa yine saldırma istekleri, Kerkük’te de öyle, Mahmur da öyle.. Hala tutmaları, hala burda kalmaları insanı öfkelendiriyor.



 



Alınteri: İlk katıldığın dönemlerde zorlandığın anlar oldu mu?



Beritan: Gerilla yaşamında zorlandığım anlar nasıl oldu; dağ koşullarıdır, gerilla koşullarıdır... Şimdi genciz ama o zaman daha gençtim. Sistemin politikalarıyla bize uygulanan şeyler var. Keyfi bir yaşam tarzı, disiplinden kopmuş bir gençlik var. Düşman gerçekten gençlikten korkuyor; çünkü gençlik dinamiktir, canlıdır, anarşisttir ve bu yüzden gençliği bilerek keyfi bir yaşam tarzına itiyor. Bu bakımdan zorlanmalar oluyor. Askeri düzeyde, disiplin düzeyinde... dağ koşullarının soğuğudur, sıcağıdır, açlığıdır, susuzluğudur... Bu konularda zorlanmalar oldu ama zamanla bunlar aşıldı. Bilinçlenmeyle aşıldı ve öfke de duydum geçmiş yaşam tarzıma.



 



Alınteri: Gerilla yaşamında kadının yeri neresi?



Beritan: Kadının yeri çok önceliklidir, pozitif bir ayrımcılıkla tanınıyor. Önderliğin felsefi bakış açısı, ideolojik bakış açısı da öyledir. Örgütte özelde kadına bakış açısı önceliklidir. Önderliğin zaten bu yönde değerlendirmeleri, çözümlemeleri de var. Kadın özgürlüğü bir toplum özgürlüğüdür. Kadın özgürlüğü toplumun kültüründen, toprağından daha değerlidir. Kadının örgütte ayrı bir yeri var diyebiliriz.



 



Alnteri: Eklemek istediğin başka bir şey var mı?



Beritan: Son olarak şunu eklemek isterim; Kuzeyde yoğun bir savaş yürütülüyor. Özellikle Cizre, Nusaybin, Sur… Önderlik 2013’ten öncede ve şimdiye kadar üzerine düşen görevi yaptı fakat düşmanın yoğun politikaları, kandırma oyalama politikalarından dolayı mesela şu anda vahşi bir savaş yürütülüyor. Cizre’de o bodrum katında bütün yaralılar yakılarak öldürüldü. Avrupa’da insan hakları var diyoruz, o kadar sivil kuruluşlar var diyoruz, neden ses çıkarılmıyor? Yaralılar, yaralı! O kadar cesaretliler ki yaralıları bile benzin dökerek öldürüyor, üstüne resim çekip medyada paylaşıyorlar! Buna karşı insanım diyenin, insanlık duygusunu kaybetmeyenin kesinlikle sessiz kalmaması lazım! Bir tavır sahibi olması gerekiyor.



 



Ben sadece Kürt olduğum için değil, başka bir halk olsaydı da bunu yapmak lazım. Yapılanlar neden bu kadar görmezden geliniyor, neden bize artık normalmiş gibi geliyor? Türk devleti rastgele kurşun çekip öldürebilir sokak başında. Nerenin halkıdır, hangi dönemde yaşıyoruz?



 



Farklı bir yerde olsa ne kadar ses getiriyor. Kuzey’de bakıyorsun hem genel olarak halka yapılan bir baskı var, fakat herkes bireysel kılıfına çekilmiş. Bu tür şeyler insanlığa sığmıyor, insanlık kültürüne aykırıdır, bunlara karşı tavır sahibi olunması gerekiyor.



 



Gençlik ve kadının özelde rolünü oynaması gerekiyor. Katılımlarıyla, mitingleriyle, tavırlarıyla, tutumlarıyla bu yönde daha çok rol oynamaları gerekiyor.



 



Bunların intikamı da alınacak! Öyle herkes bir cenazeye benzin döküp yakamaz! Bunların intikamının alınması gerekiyor! Bu siyasi yönden olsun, askeri yönden olsun böyle...



 



Alınteri: Teşekkürler…



Beritan: Ben teşekkür ederim.