Kadınların sesi, bilinci, yüreği..

Haber Nöbeti’nin 6. ekibiyle gittiğimiz Amed’de JİNHA’dan kadın gazetecilerle birlikte çalıştık

KADIN
Cuma, 18 Mart 2016 (10 yıl 1 ay önce)

Haber Nöbeti’nin 6. ekibiyle gittiğimiz Amed’de JİNHA’dan kadın gazetecilerle birlikte çalıştık. Gittiğimiz tarih aynı zamanda ajansın 5. kuruluş yıldönümüydü. 2 kamera, bir masa ve birkaç kadınla başlayıp bugün sayısız kameraya, elliden fazla muhabire, pekçok ilde kurumsallaşmayı yakalamış bir güce ulaşmış bu deneyimin çarpıcı hikayesini onlardan dinledik. Aktif haberciliği ve bu habercilik içinde derinleşmeyi esas alan JİNHA, savaşın tırmandığı bu süreçte kendi içinde yeni bir eşik atlamış, atlamak üzere…



 



Özyönetim direnişinin olduğu hemen tüm bölgelerde kesintisiz habercilik yapan ajans aynı zamanda kadın haberciliğinde yaşanan sıçramanın da ifadesi.



 



Ajansın hikayesini, habercilik anlayışını, esaslarını, nasıl bir iç örgüye sahip olduğunu, kadın gazeteciliğin özel zahmet ve zorluklarını Cizre kuşatması süresince, yani tam 79 gün boyunca muhabir olarak orada bulunmuş Asya Tekin’le konuştuk.



 



Asya Tekin’in, anlatırken yaşadığı, bu sürecin özel anlamlarını buğulu gözlerine sindirdiği anlatımları aslında sürecin de, Kürt ulusal mücadelesi tarihinin de bir ajans özgülünde hangi anlamlarla karşımıza çıktıklarının resmi oluyor:



 





 



Alınteri: Jinha nasıl bir ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıktı, ne zaman oluştu?



Asya Tekin: Bu coğrafyadaki Kürt kadın hareketi aslında dünyada en önde gelen kadın hareketlerinden biri. Dolayısıyla kadın hareketleri geliştikçe, büyüyüp kitleselleştikçe, bir bilinç ortaya çıktıkça JİNHA da bir ihtiyaç olarak ortaya çıktı.



 



Biliyorsunuz medyanın kendisi zaten eril bir dil ve ruh taşıyor. Dolayısıyla kadınların artık medyada daha görünür olması ve bu örgütlülüğün, bu kitleselliğin, bu bilincin medyaya daha iyi yansıması için böyle bir ihtiyaç doğdu.



 



Tabii daha önce kadın basın deneyimleri vardı. Çeşitli dergilerle, gazetelerin kadın sayfalarında böyle bir bilinç oluşmuştu, olgunlaşmıştı. Bu bilincin oluşup olgunlaşmasıyla birlikte JİNHA da bir sonuç olarak doğru.



 



Şilan Aras’ın hayali’



 



Şilan Aras’ın da bir hayali vardı. Biliyorsunuz Aras, Rojhilat Kürdistan’ında İranlı kadınlarının sesini bir gazeteci olarak duyurmaya çalışırken İran güçleri tarafından vurularak yaşamını yitirmişti, Onun bir kadın ajansının kurulması gerektiği hayali vardı. Biz de bu hayali gerçekleştirdik.



 



Onun bu hayali, düşüncesi aslında bu fikrin olgunlaşmasına da neden oldu. Öyle bir altyapı, zemin vardı ama bu hayal onun pratiğe geçmesinin dinamiği oldu. Bu fikir olgunlaştı ve 2012 yılının 8 Mart’ında Jinha yayıncılık hayatına başladı.



 



Alınteri: Kadın gazeteciler özel olarak kadına mahsus ne tür sorunlar yaşıyorlar? Nasıl bir şey kadın gazeteci, kadın gazeteci ajansı olmak?



 



Asya Tekin: Zaten kadın olmanın getirdiği sorunları hepimiz yaşıyoruz. Bu hayatımızın her alanında karşımıza çıkıyor. Medya da şimdiye kadar erkek işi olarak algılanmış. Aslında tam tersine, işin doğası gereği bu bir kadın işidir. Bence keşke bütün medya kadınların elinde olsa ve kadınlar yönetmiş olsaydı. O zaman daha adil ve özgürlükçü bir alan doğmuş olurdu. Toplum açısından da yurttaşlar açısıdan da… Tam da kadının yapması gereken bir işin erkeklerin elinde olması aslında kötü bir şey.



 



Kadınlar medyada da ‘işin mutfağında’ bırakılmış!



 



Zaten hayatımızın her alanında erkekler kamusal alanda iş yapıyorlardı, basında da kadınlar sürekli eziliyordu. Yani fikir işçiliği hep erkeklere ait, görünürde hep erkekler var, işin mutfağında da hep kadınlar… Yani ev gibi düşünün. Bir evde nasıl ki kadın her şeyi yaratan, üreten, geliştirense- çocuk bakımıdır, evin bakımıdır…vs.- işyerlerinde de biraz böyle. Dolayısıyla bu böyle olunca kadınlar yaşam alanlarının tamamiyle dışına çıktılar. Medyada da bu sorun maalesef var.



 



Gidin herhangi bir basın kuruluşuna, işin üreticileri kadınlar olmasına rağmen görünürde en önde erkekler olur. Ve karar mekanizmalarında hep erkekler vardır. Yani temsiliyette kadın sorunu var…



 



Erkeklerin dışında bir alan yaratmak önemliydi’



 



Bir gazeteyi açalım, köşe yazarlarının sadece yüzde 10′u kadındır. Hatta bunun bile altındadır bazen. Ya da işte diyelim bir gazetenin yönetim mekanizmasına bakalım, o yönetimlerde, karar mekanizmalarında bir ya da iki kadın vardır, diğerlerinin hepsi erkektir. Ajansların durumu böyle, TV’lerin durumu böyle… Bu böyle olunca, erkeklerin dışında bir alan yaratmak, yani erkeklerin bu kadar öne çıkmadığı sadece kadınların kendisini öne çıkartabilecekleri, üretebilecekleri bir alan yaratmak önemliydi.



 



Kadın emeği çalınıyor’



 



‘Kadınlar aslında erkeklere muhtaç olmadan, erkekler olmadan da bu işi başarabiliyorlar’ı gösterdik. Mesela erkeklerle çalışıyorsanız yaptığınız bütün işler erkeklere malolur. Aslında işi yapan kadındır ama görünürde işin sahibi hep erkekler olur. Yani emek hırsızlığı ortaya çıkıyor, kadınların bütün emekleri çalınıyor.



 



Aslında tarihimizde de bu böyledir, hep emeğimiz çalınmış, hep gasbedilmiş, hep erkeklerin olmuş ürettiğimiz şeyler... Yani bir çocuk doğuruyorsunuz o bile hep babanın görülür. Annenin görülmez, ama asıl sahibi annedir. Karnında taşıyan, büyüten annedir; ama soy olarak erkeğe dayandırılır. Dolayısıyla böylesi bir alanın dışına çıkmak, sadece kadınlara bir alan yaratmak, sadece kadınları görünür kılmak önemli bir şeydi, bence JİNHA bunu başardı.



 



Önü açık bir ajans. Kadınlar açısından kadınların kendisini ifade edebildiği bir alan. Mesela eskiden politik kadınların ön plana çıktığı bir medya vardı. Ama artık öyle değil bir ev işçisine de gidiyorsunuz işte tarladaki bir kadına da, cinsel istismara maruz kalan bir kadına da ulaşıyorsunuz. Avukata da, milletvekiline de, doktoruna da… Dolayısıyla toplumun bütün kesimlerini oluşturan kadınlarla birebir iletişime geçiyorsunuz, bu önemli bir şey.



 



Kadınların seslerini çıkarabilecekleri bir alan yarattık’



 



Hayatında hiçbir zaman ona mikrofon uzatılmayan kadınlar tanıyorsunuz. “Nereden çıktı, niye bana mikrofon uzattı” şeklinde tepkiler de alıyoruz. Ama kadın bir defa o mikrofona konuştuktan sonra artık kendi sorunlarını, kamuoyunun bilmesi gerekenleri ikinci kez daha yürekli bir şekilde anlatabiliyor. Biz aynı zamanda kadınların seslerini çıkartabilecekleri bir alan da yaratmış olduk. Artık kadınların sesi JİNHA ile daha yüksek çıkıyor, daha gür çıkıyor daha kabul görüyor. Dolayısıyla burası yeni bir alan. Sadece burada çalışan bizlerin bir alanı değil. JİNHA’nın mikrofonuna konuştuğu herkesin kendisini bulduğu bir alan diyebilirim.



 



Alınteri: Peki nasıl bir işleyişiniz var? Belli bir yönetim sistemi vardır, belli mekanizmalar vardır. Kararlar nasıl alınıyor? Kadınlara dönük önyargılar vardır. Kadınlar bir araya geldiklerinde anlaşamazlar denir; toplumsal cinsiyet rollerinin kadında bıraktığı izler, etkiler kadınların kimliklerine sinmiştir, bunlar da ciddi sürtünmeler yaratır vs… Bu konuda neler söylersiniz?



 



Asya Tekin: Şimdi tam tersi bir durum oluştu. Mesela şimdi genel bir önyargı vardır, kadınlar birbirleriyle anlaşamaz, dedikodu yaparlar, birbirlerini çekemezler… Aslında erkeklerin olmadığı bir ortamda bunun olmadığını gördük JİNHA’yla beraber. Asıl karıştıranın, asıl bozanın, karşı karşıya getirenin erkek olduğunu farkettik.



 



Erkeğin olmadığı ortamda kadın daha kendisi’



 



Biz genel basındaki kadın arkadaşlarımızla da görüşüyoruz, medyadakilerle de görüşüyoruz. Mesela oradaki sorunlarla bizdeki sorunların çok ciddi farklılıklar taşıdığını görüyoruz. Yani o birbiriyle çekişen, yarışan, rekabet eden, ‘benim haberim, senin haberin’ tartışmaları yerine tam tersine birbirini geliştiren, büyüten, zorlayan, birbirinin gelişimi için mücadele eden bir kadın gerçekliği ortaya çıktı JİNHA’da.



 



Belki bize ilk gelenler bunun farkında değillerdi. Ama zamanla samimi ortam birbirine karşı daha açık olmayı getirdi. Mesela bir erkek ortamında siz bir kadını eleştirdiğinizde o kadının tepkisiyle, bir kadın ortamındaki samimi hava içindeki tepkisi aynı değildir. Çünkü kadın refleksi öyle bir refleks ki, erkeğin olduğu ortamda kendisini sürekli savunma pozisyonunda tutar. Ama kadınlar, kadın ortamında o savunma pozisyonunda kalmıyor. Tersine o savunma pozisyonundan çıkıyor, tamamiyle güvene dayalı, birbirini sevmeye dayalı, yoldaşlık ilişkisine, arkadaşlık ilişkisine dayalı bir ilişki kuruluyor. Aslında erkekle çalışmanın getirdiği zorlukları aşmış oluyorsunuz.



 



Hiyerarşik ilişki yerine birbirini anlamak öne çıkıyor’



 



Kadın daha bir görünür oluyor ortamında, daha eşit bir yaklaşım oluşuyor. Kadınlar arası eşitlik ortaya çıkıyor. Hiyerarşik bir ilişkilenme tarzından ziyade daha eşit, daha ortak, daha komünal bir ilişki tarzı oluşuyor. Haber müdürü, istihbarat şefi, editör ve yönetim mekanizmalarında bulunan arkadaşlarla muhabir arasında ya da müdürle muhabir arasında hiyerarşik ilişkiden ziyade birbirini anlamaya dayalı bir ilişki gelişiyor. Dolayısıyla JİNHA biraz daha erkekten sıyrılmış, kendisini erkekten sıyırarak aslında özgürlüğe biraz yakınlaşmış kadınların bulunduğu bir alan. Bu önemli bir mekanizma. Erkek yoksa sorunlar da daha kolay çözülüyor, daha az sorun oluyor bunu açık farkettik.



 



Alınteri: JİNHA’nın bundan sonrasına ilişkin bir hedefi, planı var mı?



 



Asya Tekin: Biliyorsunuz JİNHA bir Kürt kadın ajansı olarak ortaya çıktı. Kürt kadın hareketinin gelişmişlik düzeyiyle beraber ortaya çıkan bir ajans oldu. Ama her zaman hedefi büyütmek, kadın açısından çıtayı yüksek tutmak çok önemli bir şey. JİNHA biraz çıtasını yüksek tutan bir ajans.



 



Günübirlik rutin haberler yerine kadınların özel hikayelerine inmek, en özel, en derindeki acıya dokunabilmek, kadının özgürlük tutkusundaki başarısını yansıtabilmek, kadını o ideal toplumu yaratma noktasına getirebilmek açısından hedefleri yüksek olan bir ajans. Şu an işte Rojava Kürdistanı’nda (Kamışlo-Kobanê), Güney Kürdistan’ın Süleymaniye bölgesinde de büromuz var.



 



Türkiye’nin de birçok kentinde bürolarımız var. Van’da, Diyarbakır’da, İzmir’de, Ankara’da, İstanbul’da… buralarda örgütlüyüz. Ama bürolarımızın olmadığı bazı yerlerde de muhabirlerimiz var.



 





 



Aktif habercilik yapıyoruz’



 



Aktif habercilik yapıyoruz. Görüntüsü, fotosu, haberiyle birebir sahada kadın gazetecilerin çalıştığı, kamerasını, görüntüsünü, fotosunu kendisinin çektiği ve bir kadın elinin dokunduğu tuşlardan çıkan haberler çıkartıyoruz.



 



Bazı dönemler vardır siz sıçrarsınız: Rojava devrimi’



 



Bu bize yetmiyor. İlk Diyarbakır büroyla başladık, bundan 5 yıl önceydi. Küçücüktük… Hatta referans bile alınmıyorduk, haberlerimizi kimse görmüyordu. Bundan çok yakındık. Tabii bazı dönemler vardır siz sıçrarsınız. Bazı dönemler vardır, kadınlar birden bir sıçrama yaşar orada siz de ortaya çıkarsınız. Bu kelebek etkisi gibi bir şeydir. Mesela Rojava devrimi sırasında kadınlar bir sıçrama yaşadı. Rojava’nın göbeğindeki gelişmişlik, kadının yakalamış olduğu askeri-politik düzey doğrudan bizi de etkiledi. Nasıl ki dünyayı etkilediyse… Evet Rojava’da bir kelebek kanat çırptı ama bütün dünya duydu.



 



Alınteri: Yani kadının özneleşmesi açısından müthiş bir motivasyon yarattı...



 



Asya Tekin: Tabii. Bütün dünya bunu duydu. Ortadoğu’dakiler, Avrupa’dakiler, Türkiye’dekiler, Kürdistan’daki bütün kadınlar etkilendi bu meseleden. Nasıl bütün kadınlar bu meseleden etkilenip bir sıçrama yaşadıysa JİNHA da böylesi bir sıçrama yaşadı.



 



Alınteri: Rojava’dan sonra bu dönem de yeni bir sıçrama momenti oldu değil mi?



 



Asya Tekin: Evet, şimdi JİNHA yeni bir sıçrama yaşıyor. Bu biraz süreçlerle de alakalı bir şey. Mesela biz kendi aramızda tartışıyorduk, “JİNHA bu süreçte nasıl bir rol oynamalı” diye… Savaşın bu kadar yoğun olduğu, kadınların tamamiyle sömürge olarak ele alındığı bir dönemde nasıl bir duruşumuz olmalı? Yani bırakın kadını, ülkeniz zaten sömürge. Siz kadın olarak sömürgenin sömürgesi oluyorsunuz. Dolayısıyla bundan çıkıp özgür kadın gerçekliğini ortaya çıkartmak istiyorsunuz.



 



Özyönetim direnişinde öne çıkan kadınları tarihe maletmek’



 



Bu özyönetimler döneminde aktif olarak kadınların yer aldığını gördük. Evet, biz bu kadınların hikayelerini, geçmişlerini ve gelecekteki ideallerini yaparsak sanırım bir sıçrama daha yakalayacağız.



 



Tüm arkadaşların, yani muhabirin, yönetimin, editörün hepsinin aktif katıldığı tartışmalar yürüttük bu sürece dair. Bu tartışmalar bize JİNHA’daki kadınların gerçekten öngürülü olduğunu gösterdi. Ve özyönetimler bölgesinde aktif çalışan kadın gazetecilerin varlığı, oradaki kadının varlığını da ortaya koydu. Mücadelesini, geçmişini, ‘90′larda yaşadıklarını da ortaya çıkaran bir hamle oldu. Bu da JİNHA’yı bir üst aşamaya sıçrattırdı.



 



Gelişimi biz de şaşkınlıkla izliyoruz’



 



Çok hızlı bir gelişim görüyoruz, biz de şaşkınlıkla izliyoruz. İçindesiniz ama o gelişmişlik düzeyini gördükçe o şaşkınlığı yaşıyorsunuz. Yani 2 yıl önce biz sadece Diyarbakır’dık ve 3-5 arkadaşın çalıştığı bir ajanstık. Şimdi 50′den fazla çalışanın olduğu bir ajansa dönüştük. Devasa imkanlara ulaştık. 2 kamerayla başlarken şimdi onlarca kameramız var. Büroları, çalışanları… O teknik altyapısını tamamlayan, muhabir ağını örgütleyen geniş bir mecra da oluştu JİNHA açısından.



 



Bir ilk olmanın sorumlulukları var’



 



Önümüzdeki dönemde de biz Ortadoğu ve Avrupa’ya açılmayı düşünüyoruz. Çünkü  ilk olmanın getirmiş olduğu kimi sorumluluklar var. Yani siz artık tarihe maloluyorsunuz. Bütün ilkler gibi. JİNHA da kadın ajansı olarak bir ilk...



 



Tabii kadın siteleri var, dergileri var, kendisini ajans olarak da tanımlayanlar da var. Ama biz görüntülü haber ve aktif muhabirlik anlamında bir ilkiz. İlk olmanın getirmiş olduğu sorumluluklar gereği de geniş bir mecrada çalışma gibi bir zorunluluğumuz doğuyor. Özellikle Kürt kadın perspektifiyle Ortadoğu’da örgütlenmek, ardından Avrupa’ya yayılmak… Çünkü biz Avrupa’daki kadınların da özgür olmadığını düşünüyoruz. Kapitalist modernite eksenli bir özgürlük anlayışından bahsetmiyoruz. Yani kaba anlamda birey olmanın getirdiği bir özgürlük anlayışından ziyade toplumsal özgürlüğü geliştirmekten bahsediyoruz. Kişinin kendi toplumsallığı içinde özgürlüğünü geliştirmesini bekliyoruz. Bu da kadınlar açısından çok önemli bir mesele.



 



Bizim politik dertlerimiz de var’



 



Bizim politik dertlerimiz de var, sadece bir haber servisi değiliz. Öyle olmaktan ziyade kadınlık, kadın olmak anlamında politik dertleri olan, amaçları olan bir ajansız. Bu açıdan da Ortadoğu ve Avrupa’ya açılmak gibi bir hedefimiz de var.



 



Alınteri: Muhabirlerinizin eğitimi konusunda özel yöntemler geliştiriyor musunuz?



 



Asya Tekin: Bizim şöyle bir kriterimiz yok… İşte bu insan iletişim fakültesinden mezun olacak, gazetecilik bitirecek… öyle bir kritere sahip değiliz. Kapılarımız tüm kadınlara açık. Kişi yeter ki gelişmek istesin, kadın meselesine ve kadın özgürlüğüne inansın.



 



Başvuranlar oluyor, geliyor, önce bir stajyerlik dönemi başlatıyoruz. Kendimiz eğitiyoruz. Önce 10 parmak kullanmayı öğrenmekten başlayarak, metin haberleştirmesi, ondan sonra küçük küçük basın açıklamalarına göndermek gibi bir yol izliyoruz. Tecrübeli arkadaşların yanında da kalarak öğrenen, birebir editör ve haber müdürü arkadaşların onların haberleri üzerinden onlara öğrettiği, işi direkt mutfağında kotaran bir mekanizma geliştiriyoruz.



 



Zaman zaman ihtiyaç duyduğumuzda çeşitli kurumların, basın yayın organlarının düzenlediği eğitimlere katılım da oluyor . Bianet’in, Özgür Gazeteciler Cemiyeti’inin gazeteciliğe dönük düzenledikleri kimi eğitimler oluyor. Bu arkadaşlarımızı bu tür mekanizmaları da işletecek şekilde gönderiyoruz. Arkadaşlarımız bu şekilde habercilik öğreniyor. 3 aylık bir dönem aslında stajyerlik dönemi dediğimiz ilk dönemi, işi ilk öğrendikleri, algıladıkları, dokundukları dönem olarak ele alıyoruz. Böyle gazeteci oluyorlar. Maalesef bu topraklarda da bu böyle oluyor. Ama, kısıtlı imkanlarla devasa bir alan da oluştu.



 



Kadın gazetecilik açısından şu an neredeyse Türkiye’nin pekçok yerinden haber geçiyoruz. Aktif kadın haberleri yayınlıyoruz, her yerde olmaya çalışıyoruz,. Mesela Nepal’de düzenlenen Dünya Kadınlar Koneransı’na da katılmak istedik. Ancak masraflar çok fazla olduğu için gidemedik maalesef. Ama bunun içinden şöyle bir ağ örgütledik. Türkiye’den o konferanslara katılacak kadınlara kameramızı, mikrofonumuzu verdik, “Bizim yerimize röportajları yapın, biz yazarız” dedik. Böyle bir gönüllü ağı da kuruyoruz. Belki dünyanın her yerine ulaşamayabiliriz ama kadınlara ulaşmak hiç de zor değilmiş. Böyle örgütleniyoruz.



 



Alınteri: Bu süreçte muhabirleriniz neler yaşadılar, kuşatma ve devlet terörü altında nasıl gazetecilik yaptılar?



 



Asya Tekin: Elbette birçok muhabirimiz her gün riskli savaş bölgelerinden habercilik yapıyor, birçok arkadaşımız hayati tehlike yaşıyor. Sur’da, Cizre’de, Nusaybin’de, Şırnak’ta , Yüksekova’da çalışan, savaşın içinde aktif habercilik yapan muhabir arkadaşlarımız var.



 



İlginçtir, bu dönemin ruhunu, haberciliğini de kadınlar yapıyor. Bunu sadece bizim için söylemiyorum. Kadınların saha haberciliğinde JİNHA’yla birlikte diğer alanlarda da öne çıktıklarını görüyoruz.



 





 



79 günlük yasak boyunca Cizre’de beş kadın gazeteciydik’



 



Mesela ben kendim bu süreçte Cizre’deydim. 79 günlük yasak boyunca Cizre’de aktif habercilik yaptım. Beş kadın gazeteciydik orada. Bir erkek, beş kadın gazeteci… Bu bence çok önemli bir şeydir, yani beş kadın, o cesur yürekleriyle o kadınların, o halkın sesini duyurabilmek için o sokaklarda haberlerin peşinde, bombaların, havan toplarının kurşunların altında habercilik yapıyorsunuz.



 



Dolayısıyla her an hayati tehlike yaşıyorsunuz. Biz Cizre’de defalarca yaşadık. JİNHA’dan üç muhabir oradaydık, DİHA’dan Beritan İrlan, İMC’den Saadet Demir ordaydı. Bizden ben, Asmin Bayram ve Mizgin Adım vardık. Yani beş kadın gazeteci olarak oradaydık…



 



Böyle bir yerde siz kendi hayati tehlikenizden bahsedemiyorsunuz’



 



Orada her gün kadın ölümlerini haberleştirdik. Evleri yakılan-yıkılan, yerle bir edilen, talan edilen kadınların haberini yaptık. Kızlarını kaybeden annelerin haberlerini yaptık. Dolayısıyla, böyle bir yerde siz kendi hayatınızın tehlikesinden bahsedemiyorsunuz. Şunu söyleyemiyorsunuz: Ben gazeteciydim, orada bodrumun içinde kaldım ya da kaldığım ev vuruldu, diyemiyorsunuz. Çünkü oranın tamamiyle vurulduğunu biliyorsunuz.



 



Bir süre sonra Cizreli oluyorsunuz, çok ilginç bir şeydir, kendinizi Cizreli gibi hissediyorsunuz. Mesela dün Cizre’den yasak boyunca tanıştığımız arkadaşlar gelmişti. “Biz Cizreliler olarak takılalım” diyorum. Yani artık oranın kimliğini almaya başlıyorsunuz. Çünkü haberci kendisini toplumdan soyutlayamaz, gazeteci kendisini toplumdan soyutlayamaz.



 



Mesela daha geçen gün DİHA’dan Meltem Oktay ve JİNHA’dan Zehra Doğan arkadaşlarımız Nusaybin’de tarandılar. Biz defalarca çekim yaptığımız yerlerde keskin nişancıların hedefi olduk. En önemlisi Nusaybin Caddesi’ni yaşadık.



 



Savaşın en ön cephesine gittik. Yani YPS güçleri ve devlet güçleri arasında bir bölgede kalıp habercilik yaptık. Yani o bölgede kalarak tam da savaş gazeteciliği yapıyorsunuz. Aktif savaşın içindesiniz. Dolayısıyla ister istemez burada JİNHA’nın kadınları da o savaştan etkileniyor. Biz bunu kişi kişi ele almıyoruz. Yani Asya, Mizgin, Asmin, Zehra olarak ele almıyoruz. Jinha’nın bütün kadınları öyle.



 



Suriçi’nde mesela, emek harcayan arkadaşlarımız var. Aylardır oradaki savaşı birebir yaşıyorlar, hissediyorlar. Burada haber merkezinde oturan arkadaşlarımız da o Suriçi’nde olup bitenlerden etkileniyor, doğal olarak. Çünkü haber müdürü muhabiri oraya gönderiyor. Muhabiri orada, bunu biliyor. Hayati tehlike sorunu var…



 



Defalarca mahsur kaldık’



 



Mesela biz defalarca Cizre’de mahsur kaldık. Kaldığımız evler vurulduğu için çıkamadık. Defalarca haber merkezimizi arayıp mahsur kaldığımızı söyledik. Ama hiç kendimizi haber yapmayı düşünmedik. “Bizim de haberimizi yapın” demedik. Şimdi düşünüyorum, diyorum ki, “Evet biz bunları yaşadık da niye haber yapmadık?” Sonra diyorsun ki bir kent yıkılıyor. İnsanlık, kadınlar, çocuklar ölüyor. Siz düşmüşsünüz, kaldığınız ev vuruluyor, siz de vurulabilirdiniz bu koşullarda bunu öne çıkarmak canınızın derdine düşmek gibi geliyor.



 



Ya da işte diyelim ki bir haber gönderme uğruna bazen canınızı çok ciddi tehlikeye atıyorsunuz. Tabii bunun zorlukları çok fazla. Ama sonuçta biz de olmasak kim yapacak? Yani gazeteci bu konuda toplum reflekslerini ortaya çıkaran, toplumsal duyarlılığı geliştiren, bu yönlü yurttaş haberciliği yapan, kamu erkine karşı yurttaşı savunan bir pozisyonda olmak zorunda.



 



Benzer bölgelerde, özellikle savaşın olduğu bölgelerde şöyle bir sorun var: Kamu erki, yurttaşa yönelik müthiş bir saldırı içerisinde. Siz de gazetecisiniz. Yani artık ortada bir yerde duramazsınız. Bir taraf olmak zorundasınız, dolayısıyla yurttaşın tarafında olmak gibi bir yükümlülüğünüz, zorunluluğunuz var. Devletin yağmaladığı, yıktığı, talan ettiği halka karşı yaptığı bütün saldırılarda devlete dur demek zorundasınız. Öyle bir yükümlülük ve zorunluluğunuz var.



 



Tabii bunun zorlukları da fazla; psikolojik olarak etkileniyorsunuz, o savaşın içerisinde olmanın getirmiş olduğu bir travma yaşıyorsunuz, sürekli tutuklanma kaygısı vs… Bu bölgede artık gazetecilik yapmak o kadar zor bir şey ki… Size bir şey öğretilmiş “gazetecilik bir suçtur”. Toplumda da böyle bir algı yaratılmış, mevcut iktidar ve devlet erki tarafından. Devletin işlediği suçları haber yaptığınızda siz suç işliyormuşsunuz gibi bir algı yaratılıyor.



 



Sonuna kadar kadınların yanında, sesi, yüreği, kalbi olmaya devam edeceğiz’



 



Bu konuda en çok biz kadınlar mücadele etmek zorundayız. Çünkü devletin işlediği tüm suçlardan birebir etkilenenler kadınlar ve çocuklar oluyor. Bu konuda sanırım en büyük sorumluluk da biz kadınların ajansına yani JİN Haber Ajansı'na düşüyor. Bu açıdan biz sonuna kadar kadınların, yurttaşların yanında olmaya devam edecek, haberciliğimizi yapacağız. Bu konuda kararlıyız, savaş bölgelerinde de aktif rolümüzü oynayacağız. Hangi baskıyla karşılaşırsak karşılaşalım bu bizi yıldırmayacak.



 



Biliyorsunuz Beritan Canözer arkadaşımız halen tutuklu. Rojda Oğuz arkadaşımız halen tutuklu. Bunlar bir yıldırma yöntemi. Dolayısıyla biz bu yıldırma yöntemlerine, devletin özel uygulamalarına karşı bir yerde konumlanacak, onların suçlarının ortağı olmayacağız. Gazetecilik suçortağı olmak değil, gerçeği açığa çıkarmaktır, yurttaşın yanında olmaktır. Biz de gerçekleri açığa çıkarmak için bu devletin suçuna ortak olmayacağız. Biz sonuna kadar kadınların yanında, kadınların sesi, yüreği, kalbi olmaya devam edeceğiz, bu yönlü de onların sesini dünyaya duyurmak gibi bir hedefimiz var.