"Bu halk çalışkan ve örgütlüdür"

18-20 yıldır mültecilik sorunlarıyla mücadele eden bir kampta yüzlerce doktor, mühendis, sosyolog, arkeolog var

AGÎRE JÎYAN
Pazar, 20 Mart 2016 (10 yıl 4 hafta önce)

DAİŞ: “Mekaplılar geliyor denince korkuyoruz”



 



Hacı Kaçan: Zaten gelen DAİŞ’in hepsi Araptı. Onlarla işbirliğinde olanlar. O Araplar da bizi tanıyorlardı. O kadar ticaret yapmışlar, hayvan ticareti yapmışlar. Bizimkiler onların köylerine gidip geliyorlardı... dedim ya, iyi ilişkiler geliştirmiştik. Yani onlar bizden zarar değil yarar görmüşlerdi. Sonra biz buraya geldik, Mahmur özgürleştiğinde. Bizimkilerden biri Araplardan birine “Neredesiniz” diye telefon açtı. Ben Musul’dayım. Bizimki, “Neden bize saldırdınız” diye soruyor. O da, “Eğer siz, PKK’liler gelmeseydiniz, biz hayatta Mahmur’dan çıkmazdık. Peşmergeler gelseydi bırakmazdık, ama 'gerillalar geliyor, mekaplılar geliyor' denilince bıraktık kaçtık. Nasıl Araplar, Kürtler DAİŞ’ten korkuyorlarsa biz de PKK’liler geliyor dendi mi o kadar korkuyoruz.



 



Alınteri: Bunu söyleyen DAİŞ’li mi?



Hacı Kaçan: Kendisi sivildir aslında, zorla DAİŞ’e sokulmuş ama doğru söylüyor. Zaten bir çoğu mecburen DAİŞ’e girmiş. Yani her aileden bazılarını mecburen DAİŞ’e katmışlar. Mesela bir köye giriyorlar, “Bize 20 genç verin” diyorlar. Gitmezlerse hepsini tarayacak. Sonradan kaçıp bize gelenler oluyordu.



 



Biz demiyoruz, DAİŞ Sünnidir, bütün Araplar kötüdür. Biz böyle yaklaşmıyoruz. Örneğin geçenlerde Araplardan bir grup DAİŞ’ten kaçıp buralara geldiler, hatta kaçarken içlerinde vurulanlar olmuş. Yani onlar da eziyet gördüler. Öbür taraftan, yıllarca komşuluk yaptığı insanları, çocukları gözünü kırpmadan vuranlar da oldu. Bunları birbirinden ayırmak lazım.



 



2 günde Mahmur özgürleştirildi ama Mahmur’a dönüş 40 gün sonra oldu. Bu süre zarfında camilerde kaldı yüzlerce insan. Neden geç dönüldü? Çünkü, Mahmur Kampı özgürleştirildi ama civarda DAİŞ’e operasyonlar yapılmadı, tehdit sürdü. Gerillalar, “DAİŞ’e saldırıp temizleyelim” diyor ama peşmergeler yanaşmıyor, “Emir gelmedi bize” diyorlar. Hatta bizim halkımız, “Biz bir daha Mahmur’a dönmeyeceğiz. KDP, şu bu bıraktı. Bize başka bir yer ayarlansın” dedi. Burası sınırdır ya, Araplarla Kürtlerin sınırı.



 



Alınteri: Mahmur’da kalmaya hala geçici olarak mı bakıyorsunuz?



Hacı Kaçan: Biz buraya geldiğimizde öyle 18 yıl filan kalacağımızı düşünmüyorduk. Gittiğimiz her kampta, örneğin Türkiye’den geldiğimizde, bazen “Önümüz zafer yılıdır” diyorduk. Biz sadece Türkiye’yle savaşmıyoruz. Koskoca NATO var arkasında. Kapitalist emperyalist güçler var. Sadece Türkiye’yle savaşsaydık belki farklı olurdu.



 



Neyse, biz birçok kampa gittik geldik, çok uğraş veriyorsun ama bir gün terkedip gidiyorsun. Bu da bir hayal kırıklığı yaratıyor. Buraya geldiğimizde de biz geçici yaklaştık, her an başka kampa gidebiliriz gibi düşündük. Ondan dolayı çaba ve masraf yapmak istemedik, imkanlarımız da zaten sınırlıydı. Meğer biz her zaman geçici bakmışız kendimize.



 



Ama Mahmur biraz farklı oldu. 18 yıldan bahsediyoruz. Belli şeyler de yapıldı. Çalışkan bir halktır. Örgütlü bir halktır. Çalışıyorlar, evler yapıldı vb. Biz lüks bir yaşam istemiyoruz. Ama çocuklar olduğu için, hayat devam ettiği için çalışmak da gerekir. Diğer taraftan, mesela Birleşmiş Milletler, mültecilerin sorunlarının çözümüne yönelik uygulamalarını buraya hemen hiç yansıtmadı. Buraya desteğini tam anlamıyla göstermedi. Dünyada o kadar demokrat, insan hakları savunucusu olduğunu söyleyen kuruluş var, içlerinden bazıları bize destek oldu ama genel olarak görevlerini tam yerine getirdiklerini söyleyemem.



 



Irak Hükümeti'nin, Kürdistan hükümetinin, binadır, okuldur, sağlıktır, az da olsa yardımları olmuştur ama şimdi biz küçük bir köy değiliz. 12 bin insanın yaşadığı kasabayız, bir ilçeyiz. İhtiyaçlar çok. Sağlık, eğitim sorunları çok. Çocukların eğitimi için yerler eksik, oynayacakları oyun sahaları yok. Okullarda bir laboratuvar bile yok. Dersler sadece görsel oluyor. Birçok yönden eksiğimiz var. En önemli eksikliğimiz ise, insanların kendi yurtlarında özgürce yaşayamamaları.



 





 



Dedim ya, burada bulunuşumuz bir amaç uğruna olmuş ama burada bir şekilde yaşamı sürdürmek zorundayız. Belediye imkanlarımız, meclis imkanlarımız yok. Ekonomik bakımdan nasıl yaşıyoruz? Şimdi her evden imkanı olan aileler var. Bizde aile sistemi, komün sistemi var. Semt meclisleri var. Her iki yılda bir konferanslar olur, halk konferansları. Kurumlarımızın, meclislerin işlemesi için. Mesela bazı ailelerde kimse çalışmıyor, şehitleri var, çalışacak durumları yok. Ortak kasamız ve komitemiz var meclise bağlıdır. Diğer aileler gönüllü olarak oraya katkıda bulunuyorlar. Miktarı kendisi belirliyor. Tamamen gönüllülüğe dayanıyor. Her iki ayda bir bu paralar toplanıyor. Günlük ihtiyaçlar, ortak işler için arabadır benzindir, ya da sakat insanlarımız var, kimsesizler var, biz bu paraları onlar için harcıyoruz. İki yılda bir bunun raporları hem meclise hem halka sunuluyor. Gelir budur gider budur. Komünal yaşam devam ediyor.



 



Alınteri: Son alarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?



Hacı Kaçan: Ekonomik bazı projeler geliştirmek istiyoruz. BM’nin getirdiği çadırlar var. Büyük çadırlar, sera kurmak için. 12 ila 18 arasında çadır var. Ailelerin çalıştığı çadırlar. Tarım yapılıyor daha doğrusu domates, salatalık filan yetiştiriliyor. Hem kamp için hem dışarısı için. Bunu geliştirmek istiyoruz. Belediye proje hazırlıyor bir taraftan. Arazi var orayı hazırlayacaklar.



 





 



Bir taraftan insanlar kendileri bağlar oluşturmuş, incirler filan var. Narlar var. Üzümlerini satıyorlar. Biz tüm bunları komünal bir şeye dönüştürmek istiyoruz. Diyelim ki BM bize 50 keçi getirdi. Bunlar için 5 aile, 5 kadın, 1 erkek, yani bunları otlatmak için, toplam 6 kişi bir komün birliği oluşturmuş. Mesela bu birimler ürettiklerinin yüzde 5-7 sini komiteye veriyorlar, komite bunları ortak ihtiyaçlar için harcıyor. Biz bunu geliştirmek istiyoruz. Komünal ekonomi diyoruz ya, biz bunu geliştireceğiz. Projeler var ama bölgenin istikrarsızlığı şimdi buna elvermiyor. Bugün buradayız yarın belki burada olmayacağız. Bu nedenle uzun vadeli değil, daha kısa vadeli projeler geliştiriyoruz. Eksikliklerimiz var, meclis olarak görevlerimiz var ama biz önderliğin çizgisinde, komünal yaşam çizgisinde yaşamı geliştirmeye çalışıyoruz.



 



Alınteri: Rojava’ya da model olmuş…



Hacı Kaçan: Doğru. 2012’de orada okullar kurulduğunda bizim öğretmenler de gittiler. Buradan gönüllü olarak 20 öğretmen gitti oraya. Ders verdiler. Bizim kitaplarımız oraya gitti. Bir örnek vereyim. Bir heyet gelmişti, milletvekilleri. Ayla Akat onlar... Önceki parlamentoda “Biz eğitim vereceğiz” demişler. MHP’liler, “Nasıl vereceksiniz” diye sormuş. “Biz Ayla Akatlar geldiğinde kitapları CD şeklinde verdik. Parlamentoda tekrar gündeme geldiğinde önlerine koymuşlar CD’leri, “Her şeyimiz hazırdır” demişler. Ana okuldan liseye her şey hazırdır. Bu eğitimi verecek gücümüz var. MHP’liler şaşırıp kalmış. MHP'liler, “Biz de sizinle Mahmur’a gelelim” demişler. Bizimkiler de, “Gelin görün, orada 12-13 okul var. Yüzlerce mezun var şimdi...”



 





 



18-20 yıldır mültecilik sorunlarıyla o kadar mücadele eden bir kampta yüzlerce mezun var şimdi. Doktor, mühendis, gazeteci, sosyolog, arkeolog var. Bu mültecilik tarihinde aslında büyük bir zaferdir. BM de buna şaşıp kalıyor. Hatta şimdi diplomalarımızı mühürlüyor. BM de hükümet de biz de mühürlüyoruz. BM nin mühürlediği diplomalar her yerde geçerlidir.