Amed Newroz gözlemleri

Alanda buğday başakları gibi salınan genç kitle, 'kuşakların birbirine eklenmesini engelleyemezsiniz' der gibiler

AGÎRE JÎYAN
Perşembe, 24 Mart 2016 (10 yıl 3 hafta önce)

Amed’i gururlu alnından öpmek istiyoruz!



 



Amed Newroz’u dizginsiz saldırılarla Kürt halkının ruhunu ezmeye odaklanmış faşist rejim açısından kritik önemdeydi.



 



Elbette Kürt halkı, siyasi hareketi ve dostları açısından da bu böyleydi… Diğer illerdeki tüm kutlamalar yasaklanmış, hemen hepsine saldırı gerçekleşmişti. Sadece “Direnerek kazanacağız!” şiarıyla gerçekleşecek Amed Newroz’una izin verilmişti, bu bile manidardı. Amed halkı tablo karşısında “bu izni niye verdiler ki” demeden edemiyor, altında bir çapanoğlu olduğunu düşünüyordu haklı olarak.



 



Gerçekten de Amed’e izin verilmesi faşist zorbalık ve tahakküm koşullarında halen burjuva demokrasiciliği oynamayı elden bırakmayan postmodern bir siyasal şizofreninin ifadesiydi. İnsanları diri diri yakan bir rejim açısından bu anlaşılır olmasa da demek ki halen ihtiyaç duyduğu bir durumdu. Demek ki halen bu zokaları yutacak ahmaklar vardı…



 



Ama iznin verilmesi sadece bununla ilintili değildi. Rejim asıl olarak Amed Newrozu'nu kendisi açısından da Kürt halkı ve hareketi açısından da nabız alacağı bir zemin olarak kurguladı. Katılımın düzeyi, alanın ruhu, demoğrafik yapısı vs. pekçok açıdan buraya yansıyan tablo onun için önümüzdeki günlerde atacağı adımlarda önemli bir ölçüt olacaktı. Tam da bu nedenle halkta korku ve panik yaratarak katılımı asgariye düşürmek için yapmadığı kalmamıştı. Bir hafta öncesinden başlayan canlı bomba spekülasyonu ve kenti terörize edecek göstermelik arama-tarama çalışmaları vs. ile bu psikolojinin pekişmesi için elinden geleni yapmıştı.



 



Amed Newroz’una bu tarihsel anlamını ve önemini bilerek katıldık.



 



Havaalanında iner inmez başlayan polis ablukası, mitingin yapılacağı Newroz Parkı’na giden yol boyunca sürüyordu. Başınızı çevirdiğiniz her yerde zırhlı araçlar, çelik yelekli, kar maskeli, elleri tetikte bekleyen PÖH’çüler artık Amed’in doğal bir parçası olmuşçasına sıralanıyorlardı. Amed’in güleç yüzü onların karanlık gölgeleri altından halen görülebiliyordu ama…



 



Daha alana girişin birkaç yüz metre ilerisinde ilk polis barikatı kurulmuştu. Biz, bu barikata ve çevrede konuşlanmış polis gücüne bakarken bindikleri ticari bir taksinin penceresinden, flama sallayan, “Biji serok Apo!” sloganları atan, o giriş noktasının önünde duran bir grup genç ortalığı hareketlendirdi. “Biz bu anlamlardan asla vazgeçmeyeceğiz!” dercesine…



 



Hepsi ergenlik yaşlarında olan bu gençlerin bu mesajla gelmiş olmaları çevredekilerde sevinç yaratırken polis ise kelimenin gerçek anlamıyla kırmızıya saldıran bir boğa gibi gençlerin üstüne çullandı. Hızla aracın etrafını çevreleyen PÖH’çüler, gençleri adeta boğacaklarmışçasına hırlayan bir sesle azarlıyor, tartaklıyorlardı. Sesleri duyulsun diye özellikle bağırarak ortamı terörize etmeye çalışıyorlardı. Polis noktasında birikmiş kalabalık bu tablo karşısında sessiz kalmadı: “Çocuklarımızdan ne istiyorsunuz?!” cümleleri, beddualara, başka tepki cümlelerine ekleniyordu. Polis, kimliği üzerinde olmayan bir genci alıkoymak istiyordu, “ne demek kimliğim yok” diye avaz avaz hırlayarak…



 



Bu sahne, polislerin duruşlarına, vücut dillerine sindirdikleri o saldırganlıkla arama noktasına kadar başka görüntülerle birleşerek pekişen bir anlamı deşifre diyordu: Polis bu mitinge katılıma fena halde içerlemişti!



 





 



Arama noktasında birikmiş halk öfkeden söyleniyordu. Çünkü tek bir kadın ve erkek polis arama yapıyordu. Kapıda birikenler arttıkça bu işlem bilerek sündürülüyordu. Arkamızdan alana girmek isteyen bir ana polise demediğini bırakmasa da bu hava sanırız mitingin sonuna kadar böyle sürdü. Türkiye’de polis belki de ilk defa bu denli yavaş arama yapıyordu!



 



Biz arama noktasından geçtiğimizde saat 11:30 civarıydı. Arama noktasından miting alanına kadar epey bir mesafe vardı. Yol boyunca konuşlandırılmış polis, geleni geçeni adeta yiyecekmiş gibi süzmeye devam ediyordu. Bu duruşları bile henüz alanı görmesek de aslında dolmaya başladığı duygusunu hissetmemize yetiyordu. “Bu öfke onlara yeter” diyerek ilerliyoruz.



 



Uzaktan miting alanı görünüyor. Oldukça büyük bir kalabalık var. Üç ayrı yerde kurulan arama noktalarının bizim giriş yaptığımız bölümünde arkamıza baktığımızda tüm o sündürülen aramaya rağmen binlerce kişinin arama noktasında biriktiğini ya da geçerek yürüdüğünü görüyoruz. İçimiz ürperiyor, Amed’i onurlu alnından öpesimiz geliyor.



 



İlerledikçe miting alanının girişinde miting tertip komitesinin güvenlik noktalarına ulaşıyoruz. Oldukça ince bir aramadan geçerek alanın içine doğru yürürken başka arama noktalarını aşarak ilerliyoruz. “Hevaller oldukça hassas bir güvenlik çember oluşturmuş” diye düşünerek keyifle çantalarımızı açıyoruz.



 



Alana girdiğimizde yüzbinlerce insanın varlığını hissedebiliyoruz. Kimisi eski Newroz’larda olduğu gibi çevreye yayılmış, piknik yapıyor, ailesiyle… Kürt halkı Newroz’la bütünleştirdiği değerleri bayram havasında kutluyordu son yıllarda. “Naif “barış” beklentisiyle iç içe geçen bir duyguydu bu. Özelikle son 3 Newroz’da bu hava baskındı. O Newroz’larda piknikçilerin çok daha kalabalık olduğunu öğreniyoruz daha sonra. Bu yıl sayılarının düşmesinde Newroz’un dirençli bir yas havasında kutlanmasının payı olduğunu…



 





 



Alanın içinde dolaşarak ilerlerken ergenlik çağındaki gençlerin çokluğu özel olarak dikkatimizi çekiyor. Çok hareketli bir gençlik kitlesi bu… Alanda buğday başakları gibi salınıyorlar adeta… “Kürtlerin çoğalmasını, kuşakların birbirine eklenmesini engelleyemezsiniz, biri gider bini gelir” der gibiler. Onurlu ve mağrur bir duruşları var. Geleceğin yükünü sırtlanacak bir vakurlukla, gençliğin ateşi iç içe geçmiş gibi.



 



HDP’den arkadaşlarla buluşma faslından sonra bizi de protokol bölümüne alıyorlar. Oradan alanın tümünü görmek daha kolay oluyor. Geçtiğimiz yıllardaki gibi olmasa da en az onların yüzde 70’i ya da 80’i arasında bir katılım sözkonusu. Öğlen ve sonrasında da gelişler sürüyor ve alan hınca hınç dolmaya başlıyor. Amed’i direnişle özdeşleştiren “Le Amedê Amedê” parçası alanın ruhunun çarpıcı bir ifadesi oluyor. Tüylerimiz diken diken olurcasına Amed’i seyrediyoruz!



 



Sahneden yapılan her konuşma büyük bir coşku ve ilgiyle dinleniyor. Biz alana ulaştığımızda sahnede HDK Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit konuşma yapıyordu. Ondan önce Amed Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanları Gülten Kışanak ve Fırat Anlı’yla, Newroz Tertip Komitesi adına birer konuşma yapılmıştı. Konuşmalar yapıldığı anda bu yılki Newroz’un anlamına uygun fotoğraflar akıyordu büyük panolardan: Cizre Halk Meclisi Eş Başkanı Mehmet Tunç, Silopi’de katledilen üç Kürt kadın siyasetçi Sevê, Pakize ve Fatma her vurgulu cümlenin içinden fışkıran bir enerjiyle alanı izliyorlardı.



 



Özyönetim direnişinin başeğmez kahramanları Kürt halkının yüreğinde yanan birer meşaleye dönüşmüştü. Geçen yılın Newroz’una Kobanê ruhu damgasını vururken bu yıla da özyönetim direnişleri bu halkaya ekleniyordu. “Ne çok anlam üretti bu halk, ne çok…” diye düşünerek dinliyor, izliyoruz. Hazırlanan sinevizyon alanı sımsıkı kucaklayan bu anlamlar zincirinin damıtılmış ifadesi adeta. Yaşananların derinliği, başeğmezliğin gururu, bırakılan direniş vasiyetlerine bağlılığın sesi yankılanıyor kitleden. Kürt halkı önderine, bu değerleri yaratan ölümsüz kahramanlarına bir kez daha söz veriyor Amed...



 





 



Müzik ve İmralı Heyeti temsilcisi Sırrı Süreyya Önder ile HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın konuşmalarıyla devam eden program, sahneden yapılan barış çağrılarına alandan verilen buruk onaylamalarla devam ediyor. Kürt siyasi hareketi de halkı da evlatları diri diri yakılırken, cenazeleri lime lime edilirken, kızları işkenceden geçirilmiş çıplak bedenleriyle teşhir edilirken, her türlü vahşeti doğallaştıran bir faşizmle ezilmeye çalışılırken bile o naif-insancıl yönünü kaybetmiyordu, her şeye rağmen "bu kan dursun artık" diyebilecek bir yüreği taşımayı başarabiliyordu.



 



Onun yapılan “barış” çağrılarına buruk da olsa verdiği bu desteğin savaş yorgunluğuyla açıklanmayacak bir manalar bütünlüğüne sahip olduğunu düşünüyoruz. İnsanlığın kadim değerleri, ahlaki-etik yasaları, yazılı olmayan sadece yüreklerde taşınan kurallarıyla içiçe geçen bir bütünlük bu…



 



Selahattin Demirtaş’ın buruk ve vurgulu bir konuşmayla Sırrı Süreyya Önder’in bıraktığı yerden devam ettiği konuşması alandan pür dikkat izleniyor. Sloganlar ve alkışlarla yer yer kesilen konuşma bu yılki Newroz’un tarihsel anlamına yapılan vurgularla içiçe geçerek biterken alan da yavaş yavaş boşalıyor.



 



Kapı gıcırtısına bile halay çekecek bir halk olan Kürtler, bu Newroz’da o ulusal özelliğini derin bir kederin, öfkenin içine saklamış sanki. Alanda halay çeken birkaç küçük grup dışında -ki onlar da her şeye rağmen 'biz buradayız' gururuyla çekiyor o halayı- neredeyse kimse halay çekmiyor. Selahattin Demirtaş’ın konuşmasından sonraysa alan bir anda boşalıveriyor. Mesaj net: “Ölüm olasılığını bile bile geldiğimiz bu Newroz’da ölümsüzleşenlerimize, onların yarattığı değerlere bağlılığımızı ifade ettik, bu bize yeter” diyorlar...



 



Daha sonra Amedli bir dostumuzla buluşuyoruz. “Eskiden ailecek cümbür cemaat gelirdik, program sonuna kadar da yorulmadan eğlenirdik. Ama bu yıl başka… Hem canlı bomba spekülasyonu ailecek gelmeyi engelledi. Hemen her aile birer ya da ikişer kişi yolladı alana. Birilerimize bir şey olursa geride kalanlar olsun diye düşündü. Ayrıca hiç kimsenin içinden eğlenmek de gelmiyor. Onca vahşetten sonra halen gülsek bile içimiz içten içe kanamaya devam ediyor” diyor. “O zaman buraya gelen kitle aslında ölümüne Newroz kutlamaya gelmiş kararlı bir kitle değil mi” diye sorduğumuzda, “Evet ölümüne gelmiş bir kitle bu” diyor gözlerindeki derin hüznü adeta haykırırcasına.



 



Başka bir dostumuzla buluştuğumuzda Amed’i için duyduğu gururu saklamıyor, vücut diliyle, sözleri ve bakışlarıyla tarihine ölümüne sahip çıkan halkıyla duyduğu haklı gururu gözlemlerini hızlı hızlı aktararak bize de taşıyor.



 



Onun heyecanlı anlatımlarıyla yürüyoruz 22 Mart’ta Cizre’de yapılacak final Newroz’unu, Cizre’nin o mağrur ruhunu düşünerek… [Sürecek]