Toplumsal çürüme ve çöküş!..

Son 10 yılda çocuklara yönelik cinsel istismar davalarında yüzde 697 oranında artış var

GÜNCEL
Cumartesi, 26 Mart 2016 (10 yıl 7 ay önce)

Serhat Tuna



 



Eğik bir düzlemde, hızlı bir biçimde yuvarlanıyoruz. Eğer durumu farklılaştıramasak, bu düzlem freni patlamış kamyon gibi uçuruma doğru öyle bir hızda ilerliyor ki ya hepimizi yok edecek ya da insanlığımızdan çıkaracak.



 



Bir toplum, başına çöreklenmişlerin genişlettiği toplumsal çürümeyi, iğdiş edilmişliği, vahşeti... boş bakışlarla, belirsizlik içinde izliyor.



 



İktidarın konsolide ettiği azımsanmayacak bir kesimse bu çürümeye, vahşete, yıkıma onay veriyor. Rejimin her buyruğuna, adımına biat ediyor. Bu kulvardakiler, “kula kulluk”ta şahikalar yaratıyorlar.



 



Duyduğunda insanın tüylerini diken diken eden, toplumsal çürümenin geldiği boyutu gösteren olgulardan biri de çocuklara yönelik “taciz”, “cinsel istismar”, “tecavüz” vakalarında yaşanan tırmanış. Bu tırmanışın devlet eliyle teşvik edilip, büyütülmesi…



 



Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre son 10 yılda çocuklara yönelik cinsel istismar davalarında yüzde 697 oranında artış var. Kimi verilere göreyse Türkiye’de her üç kız çocuğundan biri ve her beş erkek çocuğundan biri cinsel istismara maruz kalıyor.



 



Ekonomik alandan başlayıp, siyasal, sosyal, kültürel alana yayılan çürüme kapitalizme içsel onun ruhunda olan bir durum. Herşey neoliberal sömürü ağı içerisinde kar ve iktidar odaklı şekilleniyor.



 



1980 sonrası neoliberalizmle birlikte pompalanan hazcılık, “birey olmak” kılıfı altında pazarlanan her türlü ideolojik bağdan arınma, insani değerlere yabancılaşma, sınır-ölçü tanımama bu zemini adım adım olgunlaştırdı. Geçmişte akıllardan dahi geçirilmeyen, ayıp sayılan şeyler “normal” görünmeye başlandı. Sistemde yaşanan çürüme toplumsal ilişkilerin kılcal damarlarına kadar zaman içinde yavaş yavaş işledi. “Ahlak ve vicdan” ölçüleri de “din iman” bu neoliberal kapitalizme uygun bir form kazandı! Bu çürümeye karşı çıkışlar ise liberaller ve tasfiyeci dönekler tarafından “zaman tünelinde kalmış solculuk” olarak aşağılanıp dudak büküldü.



 



Karaman’da patlayan Ensar Vakfı vakası bile tek başına bu konuda fikir vermeye yetiyor. Geçtiğimiz günlerde Ensar Vakfı ve Karaman Anadolu İmam Hatip ve İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği (KAİMDER) bünyesindeki 9 - 10 yaşlarındaki öğrencilere yönelik, 2012-2015 yılları arasında 3 yıl boyunca tecavüz vakası yaşandığı açığa çıktı. Çocukların ailelerinin şikayeti üzerine mahkemeye taşınan ve basına yansıyan bu iğrenç vaka hakkında anında yayın yasağı getirildi.



 



İktidardakilerin arka bahçesi konumundaki bu kurumları, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu’nun “Bir kez yaşanmasından bir şey olmaz” sözleriyle sahiplenmesinin, normal durumda bir toplumsal infial yaratması gerekirdi. Ancak tepki birikimi cılız biçimlerde ortaya çıkarken, henüz güçlü bir toplumsal dalga geliştirilemedi.



 



Bu durum içinde bulunulan toplumsal yapının verili halini, bozulmanın boyutunu yansıtmaya yetiyor. Olup bitenler, sinema perdesinden yansıyan görüntü misali, iktidar şakşakçılarınca adeta alkışlanarak, geniş bir yığın tarafındansa ahlanmalar, vahlanmalar eşliğinde bir film sahnesi gibi izleniyor.



 



Vicdanlar kör, vicdanlar sağır, vicdanlar korkak, vicdanlar çürük!..



 



Osmanlı saray entrikalarına dayanan Türk devlet geleneğinde tecavüz hep olagelmiştir. Hırsızlığın, yolsuzluğun, tecavüzün bu kadar pişkince arkasında durulmasında bu geleneğin de payı büyüktür. “Bir baba çocuğuna şehvet duyabilir” fetvasını internet sitesinde yayınlayan Diyanet’in olduğu yerde, çocuklara dönük bu iğrenç vakaların patlama yapması şaşırtıcı değil.



 



Egemen Sünni-Türk-İslam senteziyle yoğrulmuş şovenizmin kör ettiği gözler, iktidar tarafından meşrulaştırılan tecavüze, toplumsal çürümeye altlık oluşturuyor. Bu kesimlerin gözüne tırmandırılan Kürt düşmanlığıyla mim çekilmiş oluyor. Toplumsal kutuplaşma ve yarılma bu odak üzerinden büyütülüyor.



 



Çürüdükçe çürüten düzene, yaşanan bu toplumsal çöküşe karşı bir direniş hattı örmek zorunludur.