Sokaklar boşaldıkça, sağır dilsiz kalırız. Sağır dilsiz kaldıkça, sokaklar boşalır!..
Sokaklar boşaldıkça sağır dilsiz kalırız. Sağır dilsiz kaldıkça sokaklar boşalır!..
Sokakların kalabalıklaşması iktidarların kabusu olur. Kabusu olur çünkü sokakta bir araya gelip, özlem ve taleplerini birlikte haykırarak özgüveni büyüyen geniş yığınlar, örgütlü ve bilinçli bir toplumsal harekete, eylem dalgasına dönüşme eğilimi taşır. Bunun ters kutbunda yeralan bir toplumu esir kılmaksa, en başta sokakları teslim almaktan geçer.
Faşist rejimin bir ‘parti devleti’ ve başkanlık sistemi doğrultusunda kendisini tahkim etme hamlesine karşı, etrafında toplumsal muhalefetin toplaştığı HDP’nin 7 Haziran seçim başarısında, Gezi direnişinin görünür kıldığı sokağın da önemli bir payı vardı.
Bunun farkında olan rejimin, bu başarının kırılmasına dönük estirdiği devlet terörü ve IŞİD eliyle başlatılan sokağın teslim alınmasını da içeren hamleleri kapsamında Diyarbakır, Suruç ve Ankara barış mitinginde patlatılan bombaların büyük bir etkisi oldu.
Bu vahşi saldırılar sonrasında, sokakta bir araya gelen kitlelerde kaygı-korku havası hakim oldu. Onların öncülerindeyse belli bir şaşkınlık yaşandı. HDP’nin miting yapamaz hale gelmesi bu sarmalı daha da büyüttü.
Ardından bildiğimiz seçim darbesi ve “kamu düzenini sağlamak” adı altında, Kürdistan’da halkın örgütlü gücünü kırmaya, bölgenin sosyal demografik yapısını değiştirmeye dönük başlatılan sokağa çıkma yasakları ve vahşi katliamlar geldi.
Ve maalesef özellikle Batı metropollerinde sokak büyük oranda geri çekildi. Devlet terörü, yasaklar ve patlatılan bombalarla sokağın üzerinde ciddi bir karabasan havası yaratıldı. Bu korku sarmalı parçalanamadığı durumda, toplumun yaşamı ve geleceği giderek daha fazla kötürümleşecek.
Sokağın sessizliğiyle beraber keskinleşen toplumsal kutuplaşma ve çürümenin zirvesindeyiz. Bunun yanı sıra fırtına öncesi sessizlik diyebileceğimiz, patlamaya hazır korkunç bir toplumsal gerilim yaşanıyor.
Bu kutuplaşmanın, iç savaşı gerici bir temelde, insanların bir birini boğazladığı bir düzleme taşıma olasılığı azımsanmayacak bir tehlike olarak yaşanıyor. Bu atmosfer içerisinde Osmanlı Ocakları’ndan, IŞİD’e, Alperenlere… devlet destekli gerici güç odakları her türlü olanakla eğitilip, örgütlenip, silahlandırılıyor. Yer yer sokağa salınan bu çetelerin, yarın tamamen kontrolsüz bir biçimde kendilerini konuşturması kaçınılmaz olacaktır.
Kürt özgürlük mücadelesi ve Gezi İsyanı’yla birlikte, karşı devrim kendisi açısından büyüyen sokak kabusunu terse çevirmek için atak yaptı. Batı metropollerinde bunu belli ölçülerde de başardı. Sokaktan çekilmek karşı devrimin toplumsal muhalefeti tamamen teslim almasının ve buyurganlığını büyütmesinin önünü açmaya hizmet edecektir.
Dolayısıyla faşizmin geriletilmesinde sokak belirleyici bir rol oynayacaktır. Yalnız burada sokak kendinde şey değildir. Sokakların özgürleştirilmesinin yolu onu sokaktan ibaret görme sınırlılığını aşmaktan geçiyor.
Örgütlü, bilinçli, kitlesel ve militan bir sokak mücadelesi, üretim, eğitim ve yaşam alanlarından başlayarak grev, boykot, direnişle birleştirilebildiği oranda karşı devrim üzerinde yaptırım gücüne dönüşme fırsatı yakalamış olacaktır.
Sokakları özgürleştirelim!..