Herkese dokunan yılan

GÜNCEL
Pazar, 12 Kasım 2006 (19 yıl 11 ay önce)

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!

İnsanlara bir şeyler anlattığımız zaman size hemen bu sözcüğü söylerler. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!

Peki burada yanlış olan ne? Ya da yılan kim? Yılan bizlere emekçilere yıllardır saldıran, çıkardığı yasalarla emekçilerin belini büken, dayattığı popüler hayatıyla bizleri yozlaştıran, kültürümüzü unutturan, mezarda emeklilik yasalarıyla-özelleştirmelerle bizleri açlık sınırının altında yarı aç yarı tok yaşatan; emekçi semtlerine yaptığı saldırılarla yoksul halkı evlerinden atan; emekçilerin yaşama hakkı olan SSK’ları dahi özelleştirme cüretinde bulunan DEVLET mi?

Evet içimizde üç başlı büyük bir yılan var, bu yılanı gün geçtikçe büyüten-besliyen biz emekçilerin taa kendisidir. Niye bu yılanı biz besliyoruz? Yukarda belirttiğimiz saldırılara göz yumarak ve bunlara bana ne diyerek! Örnek verecek olursak ben hemen daha geçtiğimiz günlerde yaşanan ve hemen hemen hepimizin TV'lerden seyrettiği öğrenci eylemlerinden örnekler vermek istiyorum! Haber: Ankara’da bir grup öğrenciyle devlet güçleri arasından çatışma yaşandı.Çatışmada öğrenciler büyük oranda kamu malına zarar verdi. Haber bizlere burjuva medyadan böyle aktarılıyor. Ve bizler de hemen niye çatışmışlar ya da bunlar da ne zaman eylem yapsa mutlaka bir şeylere zarar veriyor vb... gibi şeyler söylüyoruz. Ama bu öğrenciler niye eylem yapıyor niye devlet öğrencilere saldırıyor hiç merak etmemişizdir.

Ya da her yıl 1 Mayıs oluyor, işçi ve emekçilerin günü, bu günde dahi hiç bir işçi ve emekçi bunu önemsemeyerek gitmiyor, aman gidip de ne yapacağız oraya gidip de iki slogan atıp da ne yapacağız –oraya gidelim iki cop yiyelim geri dönelim, bu bize ne kazandıracak diye içimizden böyle şeyler söylüyoruz. Aslında bunu söylemeye hiç hakkımız yok, çünkü oraya gitmeden olayın öznesi olmadan ne hiçbir şey görebiliriz ne de hiçbir şey anlamayız. Burjuva medya bizlere haberlerde o kadar kötü ve çarpıtarak gösteriyor ki eylemleri, zaten DEVLET’in (yılanın) istediği de bu, TV'lerde görsünler, korksunlar ve çoğalmasınlar, büyümesinler!

Bizler de yılanın istediğini yaparak hem onu büyütüyoruz, hem de besliyoruz. Hani bir söz vardır “KENDİ DAVASI İÇİN DÖVÜŞMEYEN DÖVÜŞECEK DÜŞMANIN DAVASI İÇİN” bana göre çok doğru bir söz. Bu dava bizim, yapılan bu saldırılar bizlere tüm işçi sınıfına yapılıyor. Eylem alanlarında bizlerin haklarını savundukları için devlet saldırıyor. Ama büyürsek, bir bütün olursak tek bir güç olursak, ne devlet yılanı bize saldırabilir ne de yeni yasalar çıkartabilir. Farkında mısınız bilmem ama yılan her geçen gün kendini polisiyle ve ordusuyla büyütüyor, neden diye hiç sordunuz mu onu da bilmiyorum ama ben söyliyeyim: Yaşamımızın her anında işyerimizde bizleri sömüren bir sınıf var (BURJUVA) yani kapitalizm. Bir de bu sömürüye karşı çıkan ve yok edip onun yerine sömürüsüz-savaşsız-herkesin eşit olduğu-sınıfsız bir dünya kurmak isteyen komünistler var.

Burjuva sömürü çarkını devamlı döndürmek için ve işçi-emekçilerin bu sömürü çarkına başkaldırmaması için devamlı bir güç yaratırlar (polis-jandarma-ordu) “FAŞİZM” gibi işte bu sömürü çarkını yok edip yılanın kafasını tamamıyla koparmak gerekir. Çünkü biz istesekte istemesekte bu yılan bize dokunuyor-içimizde büyüyüp de bize devamlı ama devamlı saldırmaya devam edecektir. Bütün bunlara karşı “EMEKÇİLERE ÖZGÜRLÜK KAHROLSUN FAŞİST DİKTATÖRLÜK” şiarıyla alanlara hesap sormaya!

İzmir'den bir alınteri okuru