Pazar, 12 Kasım 2006 (19 yıl 11 ay önce)
ZEYNEP BOZOK
15 yaşında. Ankara Anadolu Otelcilik Lisesi'nde okuyor. "Seni geleceğin Divan Oteli kat şefi yapacağız" denilerek staj adı altında sömürülüyor. Eskiden de "artist yapıcaz" derlerdi.Gazetelerde tam sayfa çarşaf çarşaf ilanlar: "
Meslek lisesi memleket meselesi - Koç".
Koç-MEB işbirliğiyle yarısı kız olmak üzere her yıl 2 bin, 4 yılda 8 bin yoksul meslek-teknik okulu öğrencisine eğitim bursu verilecek.
Verilecek bursun mezuniyete kadar sürmesinin şartı, Koç’un koyduğu başarı kıstaslarının yerine getirilmesi ve öğrencilerin okurken ilgili Koç şirketinde "staj" yapması ve Koç şirketlerinde çalışarak, borcunu ödemesi…
Yani: Taze çocuk emeğinin yaşken eğilmesi ve sömürülmesi.
İŞBİRLİKÇİ SERMAYENİN "KOÇBAŞI"
Koç, 2001 krizinden itibaren çevre ülkelerdeki ticari ve sınai yatırımlarını hızlandırdı, Avrupa’da
Grundig gibi iflas etmiş bir kaç marka-şirket satın aldı, Türkiye’de ise en büyük sanayi-enerji işletmesi
Tüpraş‘ı, en büyük özel bankalardan
Yapı Kredi‘yi, büyük hiper market zincirlerinden
Tansaş‘ı “yutarak” kombine (emperyalist ortaklarıyla birleşik toplam) cirosunu 5′e katladı.
Koç grubu, geçtiğimiz yıllarda alt sıralardan girdiği, 2005 yılında 389. sırada olduğu “
Forbes 500” listesinde (dünyanın en büyük 500 uluslararası şirketi), büyük satın almalarının ardından bu yıl ilk 200 arasına girmiştir.
Koç’un muazzam karları,
birincisi, doğrudan sömürdüğü ya da sömürüsünden pay aldığı dev çaplı ve karmaşık işgücü ordusu organizasyonundan;
ikincisi, emperyalist ortakları, devlet içindeki forsu ve mali sermaye gücü ile tüm toplumu eze eze haraca kesenlerin önde gelenlerinden olmasından (Koç özelleştirme operasyonları ile birikmiş artıdeğer fonlarını ele geçiren ve yağmalayanların başında gelir. Aynı zamanda, kamu borçları üzerinden “faaliyet dışı karlar”, yani asalaklık konusunda da ilk sıralarda yer alır.),
üçüncüsü, faaliyet gösterdiği sektör ve alanların çoğundaki kesin tekelci fiyatlama soygunundan gelir (Koç’un, başta otomotiv, elektronik ve beyaz eşya ürünleri, iç pazarda ve çevre ülkelerde, Avrupa’ya ihraç fiyatlarının 4-5 katı fiyatlamayla satılmaktadır. Koç Migros-Tansaş-Koçtaş ile pekiştirdiği perakende ticaret tekelini de tüketim ürünlerini en ucuza kapatıp en pahalıya satmakta kullanmaktadır.)
SOSYAL SAHTEKARLIKTA DA "KOÇBAŞI"
Gerçek Hayat
Eski TÜSİAD Başkanı ve Anadolu Holding'in sahibi Tuncay Özilhan, yayımlanan Çırak programının "patronu"ydu. Yarışmada ticaret lisesi mezunu Ahmet Işık birinci olmuş ve 15 bin YTL maaşla 1 yıl Anadolu Grubu'nda çalışma hakkı kazanmıştı. Referans Gazetesi'nde soruluyor: "Ahmet Işık hâlâ sizde çalışıyor mu?" Patron cevaplıyor: "12 ay boyunca 15 bin YTL garanti ücreti verdik. Bunun bir kısmı maaş, aradaki farkı da prim diye ödedik. 1 yıl sonunda prim kalktı ve gerçek hayatla karşı karşıya kaldı. Şimdi pozisyonunun gerektirdiği maaşı alıyor." Çırak Ahmet şu anda Anadolu Grubu'nun Çelik Motor şirketinde operasyonel kiralama şefi olarak görev yapıyor.
Koç grubunun sosyal kılıklı vakıf ve dernekleri büyüklük, kapsam ve etkinlik açısından “STK” denilen kurumlar arasında başı çekenler arasındadır:
Vehbi Koç Vakfı, Koç Müzesi, Türk Eğitim Vakfı, Türk Eğitim Gönüllüleri Vakfı, TEMA (Toprak Erozyonuyla Mücadele ve Ağaçlandırma Vakfı),
Türk Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı, DenizTemiz Derneği/Turmepa… Koç’un “Sosyal sorumluluk” kategorisinde gösterdiği bu tür vakıfların, başka ne tür kirli sermaye işleri ve ilişkilerine paravan olduğunu bilemeyiz. Bildiğimiz
TEMA vakfının sahibi olan Koç’un, en son örneği SEKA koruluğunda görülen en büyük ağaç katliamcılarından biri olduğu,
DenizTemiz Derneği'nin sahibi olan Koç’un en büyük deniz kirleticilerinden biri olduğu (emperyalist petrol tekellerinden StatOil bu derneğin sponsorlarındandır, derneğin amaçları arasında nedense sınai kirlilik dışında(!) her türlü ikinci dereceden kirlilik nedeni ile mücadele vardır.),
Koç grubunun ilkokul yaptırmak, tarihi mekanları restore etmek (Çanakkale’deki tarihi kale ve Çatalhöyük böylelikle “Koç markaları” arasına katılıvermiştir!) büyük spor, sanat, kültür, tarihi organizasyonlara sponsor olmak, oraya buraya dev Türk bayrakları dikmek gibi rutin “sosyal sermaye” yatırımlarını bir yana bırakarak, son yıllarda yöneldiği çok geniş kitleleri ve kesimleri kapsamına alan büyük çaplı sosyal sahtekarlık kampanyalarından bir kaçı:
Üniversite öğrencilerine Koç Festivalleri, Çocuklara Koç tiyatrosu, Meslek-teknik öğrencilerine kanca vb.
Koç grubunun, neredeyse tüm büyük çaplı “sosyal” sahtekarlık projelerinin çocuklar, ilk ve orta öğretim, meslek lisesi ve üniversite öğrencilerinde yoğunlaşması yeterince açıklayıcıdır. Bu, sermayenin uzun dönemli kar artışı stratejisinin bir bileşeni olduğu gibi, yeni kuşaklara da sermayenin çok yönlü ve içselleşen egemenliği dolayımında “damardan girmenin” bir aracı olmaktadır. Aynı zamanda daha kentli, liberal, bireyci, tüketici, hazcı bir kişilik yapısı şekillendirilmektedir.
SOSYAL SAHTEKARLIK MASKESİ
Kapitalizmin vahşileştiği, yoksulluğun sistemin temellerini tehdit etmeye başladığı aşamada insan hakları savunucusu harekete geçer ve "yoksulluğun insan haklarına aykırılığını" keşfeder. Emperyalizmin "yönetilebilir yoksulluk" projelerine "insani" katkılarda bulunur.
Neo-liberal yeniden yapılandırma sürecinde sivil toplum kurumlarıyla birlikte insan hakları kurumlarına önemli görevler (projeler vs. yoluyla) verilmiş ve bu amaçla büyük ölçekli fonlar oluşturulmuştur. Bu tür yöntemlerle kitle örgütleri tasfiye edilirken STK’lar ve insan hakları kurumları sermayenin her türlü hegemonya ilişkilerinde vazgeçilmez birer araç haline getirilmişlerdir.
Bu tür kampanyaların başlıca hedefi, kapitalizmi makyajlamak, şirketlerin imaj ve marka değerini artırmaktır. İki yönüyle. Birincisi, kapitalizmin, sermayenin emekçiler, bir bütün olarak toplumsal yaşam, insan ve doğa karşıtı saldırganlığını,
yıkıcılığını ve tahribatını perdelemek, göz boyamak. Bu öylesine ikiyüzlü bir göz boyamadır ki şirketlerin gösterişçi “sosyal sorumluluk” kampanyalarını reklam etmek için harcadıkları, kampanyanın kendisine harcadıklarından fazladır. İkincisi, tekelci kapitalizm ve rekabetin geldiği noktada, kapitalist şirket ve metaların pazar paylarını ve karlılıklarını koruması ve büyütmesi, sosyal-kültürel sahtekarlık ambalajlamaya, imaj satışlarına bağlanmaktadır. Tekelci rekabette kalite ve fiyat farklarının ortadan kalkması,
klasik reklam kampanyalarının etkisini son derece azaltmaktadır.
Koç’un vites büyüttüğü sosyal-kültürel sponsorluk/sahtekarlık kampanya ve organizasyonları, milyar dolarlık kan emiciliği ve sosyal tahribatının bir kırıntısı bile etmez. Ancak çoğu “ıvır zıvır ve makyajdan” ibaret olsa da günümüzde orta boy şirketlere kadar yaygınlaştırılan binlerce “sosyal-kültürel sahtekarlık kampanyası ve projesi” toplamda azımsanmayacak bir etki yaratabilmektedir. Öncelikle orta sınıfların yaşam algılayış ve tarzını yönlendirmeyi hedefleyen, fakat en yoksul kesimlere kadar zehirli biçimde nüfuz ederek sınıf karşıtlığını perdeleyen, medya, belediye, vakıf, STK ve binlerce şirketin “sosyal-kültürel” sahtekarlık kampanya ve organizasyonlarının ağı, son yıllarda hızla büyümektedir.
Burjuvazi muazzam genişleyen ve yakıcılaşan toplumsal ihtiyaçları, toplumsal-kültürel anlam ve gelişme arayışını, şimdilik egemenliğini ve karlarını büyütmeye tahvil etmeyi başarmaktadır. Ancak uzlaşmaz karşıtlığı perdelemeye çalıştığı toplumsal-kültürel ihtiyaçlar ve (kapitalizm altında çok güdük ve biçimsel kalan) gelişme, bu karşıtlığı derinleştirmekten başka bir işe yaramayacaktır.