Darbe tartışmaları üzerine

Bugün hem bu tartışmanın nereden çıktığına bakmak hem de darbe koşullarının nereden tartışılmasına odaklanmak gerekiyor

GÜNCEL
Cumartesi, 2 Nisan 2016 (10 yıl 6 ay önce)

Nəriman Bakı



 



Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Doğru bir söz. Ama her duman da ateşten kaynaklanmaz.



 



Son bir haftadır medyada darbe tartışmalarının ardı arkası kesilmiyor.



 



Bugün belki en başta bu tartışmanın neden yapıldığına bakmak gerekiyor. Ancak adet yerini bulsun diye bile darbe tartışmasına girmeden, darbe koşullarının tartışılmasına odaklanmak gerekiyor.



 



Darbe tartışması, Reza Zarrab’ın yakalanması sonrası, Erdoğan’ın ABD’ye gitmesinden hemen önce başladı.



 



Erdoğan’ın ABD ziyareti öncesi onu topa tutan makale yazarlarının Beyaz Saray’a yakınlığı, Erdoğan eleştirilerinin Beyaz Saray tarafından desteklendiği izlenimini körükledi.  Ne de olsa “bizim çocuklar” ancak ABD izni ile darbe yapabilir. Demek ki…? 



 



ABD’nin, dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’deki darbelerin de baş mimarı olduğunu ve ordunun da ABD başta olmak üzere NATO izni olmadan darbe yapamayacağını bilmeyen yok. Ancak işin tuhaf yanı, darbe tartışmalarında eldeki tek veri ABD’nin Erdoğan’a karşı sırtını döner gibi yapıyor olması. Bu kadar.



 



Darbe koşulları olup olmadığına dair pek çok veriye bakabiliriz. Ancak eldeki verilere göre darbe olasılığı çok zayıfken bu tartışma neyin göstergesi peki?



 



Öncelikle darbe ile ilgili tüm tartışmalar ağırlıklı olarak medya üzerinden gidiyor. 31 Mart’ta Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan yalanlama dışında meclisinden hükümetine kadar devletle ilgili hiç bir kurum konuyu tartışmıyor bile. 



 



Elbette Genelkurmay’ın darbe yalanlaması tek başına bir veri değil. Bununla birlikte Türkiye’de medya siyasi organ rolünde olduğu için medyadaki bir tartışmanın kamusal alanda olmadığını söylemek zor. Ancak Türkiye’nin darbe tarihine bakıldığında medyada darbe, siyasetin tartıştığı kadar yer alır, tek başına değil. Siyasetin bu kadar dışında yer aldığı bir darbe tartışmasının kendisi bu nedenle tartışmaya açıktır.



 



İkinci olarak medyada yürütülen tartışmanın taraflarının, ki her nasılsa hepsi darbe karşıtı ve demokratın tillahı olanların,  hiçbiri demokrat denebilecek en ufak bir vasfa bile sahip değildir.



 



AKP kanadında yer alanlar, darbe karşıtlığı yaparken bir yandan da “olası darbe”ye dair korkularını sunmakla meşgul. Darbeden en fazla medet umanlar ise en sonunda “darbe yapacak asker mi kaldı” sorusunu soruyor. 



 



Üçüncü durum ise tartışmanın ana eksenini sunuyor aslında. Medyadaki darbe tartışması, görünenden farklı olarak Türkiye’deki yönetim krizinin dönemsel bir pat (yenişememe) noktasında olduğunu gösteriyor. 



 



Erdoğan ve kliğinin ülke içinde baskın ve tahrip edici iktidarına rağmen emperyalizm ile ilişkileri başaşağı gidiyor. Erdoğan gibi bir fatih (!) bile emperyalizmin icazeti olmadan kılını kıpırdatamayacağını çok iyi biliyor. Rıza Zarrab’ın yakalanmasıyla Erdoğan’ın uluslararası siyasi ve diplomatik konumunun riske girme  ihtimali dünden daha kuvvetli. Bu işin ucu, Erdoğan ve yakınları hakkında uluslararası mahkemelerde dava açılmasına kadar gidebilir.



 



Erdoğan’ın emperyalistlerle olan ilişkilerde bu kadar sıkışması, ülkede burjuva anlamda dahi Erdoğan’ı geriletecek bir siyasetin ortaya çıkmaması ile birleşince askerin “istemem yan cebime koy” biçiminde bir kurtarıcı misyonda algılanmasına yol açıyor.



 



Medyadaki akıllara zarar darbe tartışmalarından gerçeğe doğru gözümüzü çevirdiğimizde, Türkiye’de gerilimin, Erdoğan ve kliği tarafından idare edilemeyecek bir noktaya doğru kaydığını görmemek imkansız. Bu yönetememe krizinin derinliği ve karmaşıklığı dikkate alınacak olursa, meselenin darbe gibi bir kılıç darbesiyle çözülecek basitlikte olmadığı görülür. 



 



AYM’nin Can Dündar ve Erdem Gül kararı, yerel bir mahkemenin Erdoğan’a hakaret davasını Erdoğan aleyhine AYM’ye taşıması gibi kurumlar içi çatışmadan, Kürdistan’da operasyonların sert bir direniş duvarına toslaması, kayıpların her geçen gün artması sonucu “suçlu” arayışının asker-polis içinde ve/veya asker-polisin karşılıklı çatışmasına  dönüşme olasılığına kadar çeşitli gerilimlerin giderek daha fazla derinleşeceğini öngörebiliriz. 



 



Sistemi bugüne kadar getiren ve görünürde tek parça gibi gözüken yapı, hepsi birbirinden beter ama bir yandan da kadim düşmanlık içeren alt bileşenlerden oluşuyor. Ancak şu an hiçbirisi, çok istemelerine rağmen, diğeri üzerinde tam bir hakimiyet kuracak koşullara sahip değil. 



 



Bu nedenle, yakın bir gelecekte birinin diğerini tasfiyeye uğrattığı darbe gibi ‘kökten’ bir hareketten çok tarafların birbirlerini daha fazla yara bere içinde bırakacak it dalaşlarına girişeceklerini söyleyebiliriz.