Pazartesi, 13 Kasım 2006 (19 yıl 11 ay önce)
Dünya döner, hava kararır aydınlanır... Sahneler değişir, oyuncular gelir oyuncular gider, bir tek oyunun özü değişmez. Farklı biçimlerde oynanan kapitalizmin oyunudur sahnedeki. Yeri gelir gözünü kırpmadan tekmeyi de basar, yeri gelir tatlı tatlı konuşup karşısındakinin ruhunu da okşar.
Dün iki inşaat işçisinin, iş asansörünün bağlı olduğu halatların yerinden çıkması sonucu yere çakılarak can verdiği
Adana'da yarın "
İnşaatta İş Sağlığı ve Güvenliği Sempozyumu" düzenleniyor.
Sempozyum,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü,
Türkiye İnşaat Sanayicileri İşverenler Sendikası (İNTES) ile Türkiye Yol, Yapı, İnşaat İşçileri Sendikası (
Yol-İş) tarafından düzenlenecek.
Yarın saat 13:30'da Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu'nda gerçekleştirilecek sempozyumun amaçları olarak,
iş "kaza"larının en çok yaşandığı inşaat iş kolunda meydana gelen maddi, manevi zararları azaltmak ve sektördeki mevcut iş sağlığı ve güvenliği durumunu iyileştirmek gösteriliyor.
Meslek liselerine de eğitim
Eğitimde:
Aman ha, "iş kazası" yapmayacaksın. İş kazası yapmamak için bütün incelikleri öğreneceksin, ip üstünde yürüyecek ama düşmeyeceksin. İşyerinde hiçbir güvenlik önlemi olmayacak ama sen zaten nasıl davranman gerektiğini bileceksin. Çalışacak sağlıklı bir ortam, insanca yaşanacak koşullar olmayacak ama sen sağlam kalacak hasta düşmeyeceksin. Üretkenliğini artırmanın yollarını bulup arılar gibi işleyeceksin..
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü meslek liselerinin öğrenci işçilerini de eğitimden geçirecek.
Eğitimler, Yüreğir ilçesinde
Karşıyaka Endüstri Meslek, Seyhan ilçesinde
Motor Meslek, Ceyhan ilçesinde
Anadolu Meslek ve Kozan ilçesinde
Mehmet Akif Ersoy liselerinde ikişerli gruplar halinde 15 Kasım Çarşamba günü gerçekleştirilecek.
İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü uzmanları tarafından verilecek eğitimde,
"İş Sağlığı ve Güvenliği Kavramının Önemi", "Güvenlik Kültürü Kavramı", "İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatındaki Yenilikler" ve "İşyerlerinde Karşılaşılabilecek Tehlike ve Riskler" konuları ele alınacak.
İşçi sağlığı ve iş güvenliği
Bir işyerinde isterse tek bir iş kazası yaşanmasın, 10-12 saat aşırı bir tempoda çalışıyorsak, sağlıklı olmamız mümkün mü? Her gün 2-3 saat ulaşım eziyeti çekip, küflü daracık bir gecekonduda oturup, en ucuz ve kalitesiz gıdalara ve şehir suyuna talim edip, sağlıklı olmamız mümkün mü? Sürekli işten atılma tehdidi altında çalışıp, patron ve şeflerin azarlaması, aşağılaması ve tacizini yaşayarak sağlıklı olmamız mümkün mü? Aşırı stres, tempo ve yoğunlukla çalışıp, işyerinde isterse her türlü önlem alınmış olsun, iş kazası yapmamamız, sağlık sorunları yaşamamamız mümkün mü?
İşçi sağlığı, maddi refah düzeyinden, çalışma hakkı ve işsizliğin önlenmesinden, iş güvencesi ve sosyal güvenceden, aydınlanma ve bilme hakkından, ifade, toplantı, örgütlenme ve eylem özgürlüğünden ayrılamaz. Çünkü, sermayenin her türlü baskı ve dayatmasına boyun eğen, basit bir iş aleti düzeyine alçaltılan işçinin sağlıklı olması mümkün değildir. Direnişlerde, ekonomik - sendikal haklardan da önce, patrona karşı bir kişilik, irade ve güç sahibi olmanın bizi motive etmesi bundandır.
Zehirli atıklara, hava, su ve gürültü kirliliğine, neme, yetersiz ısı, ışık ve doğaya, en sağlıksız gıdalara, en sağlıksız konutlara, kalabalık ve vücut direncinin düşüklüğü nedeniyle bulaşıcı hastalıklara, strese, soluklanma alanı, kanalizasyon, ulaşım gibi belediye hizmetlerinden yoksunluğa, yetersiz eğitime ve baştanaşağı sağlıksız bir toplumsal çevreye en fazla maruz kalanlar kimler? Biz işçi emekçiler; bizim içimizde de en çok, kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve Kürtler. İşte bu yüzden,
sağlık sorununu, ekonomik, toplumsal, kültürel ve çevresel etkenlerin bütününü kapsayan, çok yönlü ve bütünsel bir sınıfsal, siyasal mücadele sorunu olarak kavramalıyız.
Ölümler, sakat kalmalar, yaralanmalar, bizi için için kemiren meslek hastalıkları alabildiğine artıyor. Kapitalistler, bir bareti bile bizden esirgiyorlar. Bareti ancak kafamıza düşen demirle öldükten sonra, cesedimizin yanına koyuyorlar! Burada sorun sadece kapitalistlerin karlarını yükseltmek için biz işçilerin kanını ve canını alması değil. Aynı zamanda, işimizi koruma kaygısı ile iş dehşeti ve işkencesine boyun eğmemiz; tersanelerde, madenlerde, demir çelik sektöründe olduğu gibi bunu “kader” belleyişimizde.
Ölüm ve yaralanmayla sonuçlanan iş kazalarının yaşandığı işkolları ve işyerlerinde, ölen ve yaralanan işçilerin iş arkadaşlarının ve ailelerinin katıldığı soruşturmaların yürütülmesini istemeli, zorlamalıyız. Tazminat miktarı
10 kat arttırılmalı. Koruyucu düzenlemelerin yapılmasını zorunlu hale getirmek için yüklenmeliyiz. Meslek hastalıklarının tanımlanmasını, biz işçilerin de katıldığı kurullarla sonuca bağlanmasını, gerekli koruyucu düzenlemelerin yapılmamasının ağır cezalara bağlanmasını sağlamalıyız.
İşçi sağlığı ve iş güvenliği enstitüsü kurulmasını; tıp, mühendislik, sosyal bilimler fakültelerinin işçi sağlığı konusunda ortak çalışmalar yapmasını istemeliyiz. Bölgesel İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kurulları'nın yaptırım gücüne sahip olarak işletilmesini; bileşiminde işçiler tarafından seçilecek ve görevden alınabilecek, sınıf bilinçli işçilerin, mesleki uzmanların ve bilim insanlarının yer almasını istemeliyiz.
Koruyucu sağlık sistemi kurulmalı ve tüm işçi ve emekçilere parasız sağlanmalı. Öncelikle, en yaygın ve ölümcül, sakat bırakıcı hastalıklardan emekçileri korumaya yönelik düzenlemeler yapılmalı. Kadın ve çocuk sağlığı, gebelik sağlığı, okul sağlığı, işçi sağlığı ve iş güvenliği, yaşlı sağlığı, konut ve çevre sağlığı, sağlıklı kent planlamacılığı, doğanın koruma altına alınması ve geliştirilmesi, zararlı çevresel atıklara karşı kesin önlemlerin alınması ve ağır yaptırımlara bağlanması sağlanmalı. Tarım ve gıda ürünlerinin sağlığa uygunluğunun denetimi, tüm ürünlerin (cep telefonundan giyim eşyalarına kadar) insan sağlığına yan etkileri açısından denetimi ve standartlara bağlanması sağlanmalı. Toplum sağlığı programları, düzenli çevresel ve biyolojik ölçümler, deprem, yangın ve diğer felaketlere karşı koruyucu önlemler alınmalı. Sağlık hizmeti sadece hastanelere başvuranlara değil, tüm işçi ve emekçilere; yalnızca hastalara değil, sağlıklı görünenlere de götürülmeli. Koruyucu sağlık sistemi, tedavi edici sağlık hizmetleriyle bir bütün olarak kavranmalı; işçi ve emekçilerin katılım ve denetimi temelinde düzenlenmelidir.
Taleplerimiz:
[foto]cegic.jpg[/foto]Parasız sağlık hizmeti!
[foto]cegic.jpg[/foto]İşçi ve emekçilerin katılımı ve denetiminde koruyucu sağlık sistemi kurulmalıdır!
[foto]cegic.jpg[/foto]İş kazaları ve meslek hastalıklarına karşı etkin önlemler, denetim ve ağır yaptırımlar!
[foto]cegic.jpg[/foto]İşçi sağlığı ve iş güvenliği enstitüsü kurulmalı!
[foto]cegic.jpg[/foto]Bölgesel İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kurulları yaptırım gücüne sahip olarak işletilmeli!
Kölece Çalışmaya Kölece Yaşamaya Hayır!
Kampanya Dizisi - 1
Kasım 2006