Rapor aysbergin görünen yüzü!

10 Ekim katliamıyla ilgili rapora ilişkin bugün yansıyan bilgiler aysbergin sadece görünen yüzüdür

GÜNCEL
Perşembe, 14 Nisan 2016 (10 yıl 6 ay önce)

10 Ekim Katliamı'yla ilgili olarak basına yansıyan müfettiş raporu katliamın kolektif bir tezgahtan başka bir şey olmadığını bir kez daha gösteriyor. Ki bu tespitler aslında ilk akla gelen sorulara yanıt olabilecek tespitler. Fakat bunlar bile işin arka planının çok daha karmaşık olduğunu hissettiriyor. 



 



Hepsi biliyordu!



1 ay hatta o sabah canlı bomba saldırısı olacağına ve bu saldırının kimler tarafından yapılabileceğine dair istihbarat bilgisi geliyor. Ama bu bilgi Valiliğe ve Emniyet Müdürlüğü'ne “ulaştırılmıyor”! Bir polis amiri bilgiye barikat oluyor. Fakat rapordaki diğer bilgileri okudukça aslında sorunun bilginin o polis amirince iletilmemesinin ötesinde bir arka plana sahip olduğunu daha net anlıyoruz. Hepsi biliyordu! Hepsi bile bile seyretti, ortak oldu! Bilmeseler polise “kendinizi koruyun, canlı bomba saldırısı olacak” uyarısı çekerler miydi?! Bilmeseler onca büyük bir katliamdan tek bir polisin burnu kanamadan çıkabilirler miydi? 



 



Cumhuriyet'ten Kemal Göktaş'ın rapora ilişkin olarak bugün yaptığı haber, bu gerçeği daha açık hale getiriyor. Habere göre raporda, Emniyet’in mitingte yaşanacak olası bir canlı bomba saldırısı için kendi personelini uyardığı, ancak mitinge katılanlara karşı dışardan yapılabilecek saldırı risklerinin değerlendirilmediğinin belirtildiği vurgulanıyor. 



 



10 ayda 62 istihbarat!



IŞİD’in olası bir canlı bomba saldırısı ile ilgili 10 ay içinde 62 istihbarat bilgisinin Ankara Emniyeti’ne ulaştığı belirtilen raporda buna rağmen neden canlı bomba saldırısını önleyecek önlemler alınamadığı sorusuna polis müdürleri tartışma yaratacak yanıtlar verdi. 



 



Müfettiş raporunda yer alan belgelere göre, Ankara Valisi Mehmet Kılıçlar, mitingle ilgili 14 Eylül 2015’te yapılan İl Güvenlik Koordinasyon Kurulu toplantısında İl Emniyet Müdürü Kadri Kartal’a “Mitingin yapılmasında bir sakınca var mı? İzin verilmezse ne olur?” diye sordu. Bu soruya Kartal ve İstihbarat Şube Müdür Vekili Cihangir Ulusoy tarafından “KESK’in mitinglerinde olumsuzluk yaşanmıyor. Yapılmaması halinde marjinal gruplar illegal olaylar çıkarabilir” yanıtı verdi. Kartal, müfettişlerin sorusu üzerine, Vali’nin bu soruyu ortaya sorduğunu, MİT ve jandarmanın aksi görüş belirtmediklerini söyledi. 



 



En küçük bir basın açıklamasına bile tahammül göstermeyip saldıranlar, bu saldırılarda marjinal gruplarla ilgili kaygı duymayanlar; bu miting için böyle bir kaygı duyuyorlar! Hem de daha kısa süre önce Suruç, Diyarbakır yaşanmışken; miting tertipçilerini ikna edemeyeceklerini düşünüyorlar! Daha doğrusu böyle bir görüşme yapıp bilgilendirme zahmetine bile katlanamıyorlar! 



 



Miting için alışılmış saatler neden değiştirildi?



Aynı toplantıda Kartal “Toplantı için istenilen saatlerin 08.30-16.00 olması halinde yolların 8 saat kapalı kalacağı ve trafikte zorluk yaşayan halkın tepkisine neden olabileceği” görüşünü dile getirdi. Bunun üzerine mitinge 12.00-16.00 saatleri arasında izin verildi. Bu gerekçenin inandırıcılıktan uzak olduğunu ise yolların zaten erken saatlerde kapatıldığı, başka illerden gelenlerin sabahtan itibaren Ankara Garı önünde toplandıkları gerçeğiyle birlikte düşünüldüğünde anlaşılıyor. Ki zaten saat 10:04'de patlama yaşandığı anda kitlenin bir kısmı Sıhhiye Meydanı'na doğru yürümeye başlamış, yollar ve kavşaklar kapatılmıştı. Saatin alışılmadık şekilde ileri alınmasının böyle bir gerekçeyle açıklanması mümkün değildir. 



 



Katliamdan hemen sonra söylendiği gibi; bu karar aslında polisin alanda olmamasına gerekçe yaratmak içindi! Sözümona töhmet altında kalmaması için... Zaten hemen ardından devlet erkanınca yapılan tüm açıklamaların esas teması da bu mizansenin içini doldurmaya dönüktü. 



 



Vali ve savcının örtbas etme çabasına tutarsız gerekçeler!



Ankara Valisi Mehmet Kılıçlar imzalı İl İdare Kurulu’nun 29 Şubat 2016 tarihli kararı ile soruşturma izni verilmemesine karar verildi. Ankara Cumhuriyet Savcısı Hamza Yokuş ise 7 Mart 2016’da Valiliğin kararını yerinde bularak itiraz edilmeyeceğini belirtti ve “işleme koyma kararı” verdi. Valiliğin ve savcılığın dosyayı kapatmaya yönelik iki kararında şu gerekçeler ileri sürüldü:



 




1. Her miting için alınan tedbirler bu miting için de alındı, hatta görevlendirilen personel sayısı (1500’den 2044’e) artırıldı ve tedbirlerde bir eksiklik yoktu.



2. İstihbarat bilgileri genel nitelikteydi ve bu mitingle ilgili somut bir bilgi içermiyordu.



3. Mitingi siyasi partiler değil sivil toplum kuruluşları düzenliyordu ve somut nitelikli bir istihbarat yoktu.



4. Alınacak her türlü tedbire rağmen canlı bombaların bu tür eylemlerinin engellenmesinin çok zor olduğu dikkate alınmalıdır. 




 



Gerekçeler bunlar. Peki neden tek bir polis ölmedi? Demek ki 'sivil toplum kuruluşlarının' mitinglerinde de böyle saldırılar olabileceği düşünülerek uyarılmışlar! Polis uyarılırken sivil halk için tek bir adım atılmamış. 



 



'Yol uygulamalarına' canlı bombalar kente girerken ara verilmiş!



Rapor mitingten bir gün önce yapılan yol uygulamalarına canlı bombaların Ankara’ya girdiği saatlerde ara verilmiş olmasına da dikkat çekiliyor. 



 



Dosyadaki belgelere göre, Ankara Emniyeti, 9 Ekim 2015 günü 9.30 ile 11.30 arasında ve 22.00-24.00 saatleri arasında, 10 Ekim günü ise 9-11 ve 21.30-23.30 saatleri arasında “yol uygulaması” yaptı, yani arabalar arandı. Yani yol uygulamasına 9 Ekim gece yarısı 24’te ara verilip miting günü 9’da tekrar başlandı. Gaziantep’ten Ankara’ya doğru arabayla yola çıkan canlı bombaların da yol uygulamasına ara verilen saatlerde, 8.30 civarında Ankara’ya girmiş olmaları soru işaretlerine neden oldu. 



 



Polise 'önce kendini koru' talimatı



Müfettişler raporunda, “Bahse konu mitinge ilişkin güvenlik önlemlerinin planlanmasında mitinge katılan bazı grupların çevreye zarar verebileceği” üzerinde odaklanılıyor. “Mitinge katılanlara karşı dışardan yapılabilecek saldırı riskleri değerlendirilmedi” tespiti yapılıyor. Bu yaklaşıma paralel olarak mitingden önce emniyet birimlerine gönderilen “Emniyet tedbir yazısında” da Diyarbakır ve Suruç patlamaları da göz önüne alınarak göreve ilişkin talimatlar başlığı altında “bütün personelin öncelikle kendilerine yönelik olası ‘canlı bomba’ konusunda duyarlı olmaları” talimatı verildiği belirtiliyor. 



 



Emniyet tedbir yazısında “polisin canlı bombaya karşı öncelikle kendisini koruyacağına” ilişkin bu talimat her mitingte binlerce polisle toplanma yerini ablukaya alan polisin bu mitingte neden ortalıkta görünmediğini açıkça ortaya koyuyor. Koyduğu gibi Vali ve Emniyet Müdürü'nün sorulara yanıtlarındaki tutarsızlığı da bir kez daha gösteriyor. Demek ki sadece HDP mitinkleri değil, KESK ya da 'sivil toplum örgütlerinin' mitinglerinde de böyle bir saldırı bekleniyor! Demek ki bu biline biline ne mitingi organize edenler uyarıldı ne de en azından asgari önlemler alındı. Ksıacası katliamın gerçekleşmesi seyredildi! 



 



Koca bir yalan!



O açıdan da 'Tertip Komitesi'nde HDP yok diye herhangi bir saldırı beklemiyorduk' gerekçesi koca bir yalandan başka bir şey değil! Kaldı ki mitinge 10 gün kala HDP kitlesel bir katılım göstereceğini bizzat HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın çağrılarıyla duyurmuştu. 



 



Psikolojileri bozulmasınmış!



IŞİD’in mitinglere yönelik saldırı hazırlığında olduğu yönündeki raporu üstlerine iletmediği ve il geneline de göndermediği ortaya çıkan Terörle Mücadele Şubesi C Bürosu amiri Hüseyin Özgür Gür, savunmasında IŞİD ile ilgili son 1.5 ayda 11 tamim yapıldığını belirterek “Son tamimi 4 gün önce yapmıştık. Benzer yazılar personel üzerinde ‘Yine mi eylem ikaz yazısı? Hep aynı yazıyı gönderiyorlar’ şeklinde olumsuz psikolojik etki ile kısa süre önce benzer içerikli evrak gönderilmesini dikkate alıp evrakın gereksiz yere ifşa olmasına da (basına çıkma vb) fırsat verebileceği hususlarını birlikte düşünüp büro personelini bilgilendirmenin yeterli olacağını düşündüm” dedi. 



 



Gür, yazının il geneline bildirilmesi halinde de alınan güvenlik önlemlerini değiştirmeyeceğini, böyle bir imanın “acımasız olacağını” savundu. 



 



Gerçekten de doğru söylemiş, iletmiş olsaydı da değişen bir şey olmayacaktı! 



 



Canlı bomba 2 ay önce bildirilmiş!



Patlamanın meydana geldiği 10 Ekim tarihinden 2 ay 6 gün önce, 4 Ağustos 2015’te canlı bomba Yunus Emre Alagöz’ün adının İstihbarat Daire Başkanlığı tarafından TEM Daire Başkanlığı’na bildirildiği ortaya çıktı. Söz konusu yazıda 5 Haziran’daki HDP mitinginde meydana gelen patlamanın faili Orhan Gönder ile 20 Temmuz’daki Suruç patlamasında ölen canlı bomba Abdurrahman Alagöz’ün Adıyaman’da faaliyet gösteren IŞİD yanlısı Mustafa Dokumacı grubuna müzahir oldukları belirtildi. Yazıda, aynı grup içinde hareket eden Mehmet Işık ve Yunus Emre Alagöz’ün meydana gelen patlamalardan sonra aileleriyle “helalleştikleri” bildirilerek bu kişileren Türkiye’de sansasyonel eylemlerde kullanılabileceği uyarısı yapıldı. Emniyet’in bu bilgiyi Alagöz’ün mayıs ayı içinde yaptığı ve dinlenilen telefon görüşmelerinden edindiği belirtildi. 



 



Bu yazı üzerine Ankara Emniyeti de 7 Ağustos’ta bütün birimleri tedbir alınması için uyardı. İstihbarat Daire Başkanlığı, patlamanın meydana gelmesinden sadece yarım saat önce gönderdiği uyarı yazısında ise 4 Ağustos tarihli istihbarat notunu hatırlatarak Dokumacı grubu içinde faaliyet gösteren Hacı Yusuf Kızılbay’ın 8 Ekim’de Mehmet Işık’ın annesi ile irtibat kurduğu ve Mehmet Işık’ın da Kızılbay ile birlikte olabileceği değerlendirmesi yapıldığı belirtildi. 



 



Bütün bu uyarılara rağmen Yunus Emre Alagöz, Ankara’ya gelerek canlı bomba eylemini gerçekleştirebildi. 



 



Yaralıya gaz normalmiş!



Müfettişler, yaralıların üzerine gaz bombası ve su sıkılması ile ilgili olarak ise polislerin kusuru olmadığı sonucuna vardı. Müfettiş raporunda, polis ekiplerinin patlamalardan sonra, başka patlama ihtimallerine karşı çevrenin boşaltılması, ambulans sevkinin sağlanması ve olay yerinin kontrol altına alınması için Gar’ın önüne intikal ettiği savunuldu. 



 



Raporda, “Polisin müdahalesi sonucunda herhangi bir ölümün olmadığı Adli Tıp Kurumu raporu ile teyit edilmiştir” denildi. Bozacının şahidi şıracı yani... O açıdan da bu rapor sadece en genel ve zaten herkesin gördüğü-tahmin ettiği arızaları tespit etmişti, işin esasının çok daha girift ve bir o kadar da farklı olduğunu söylemek hiç de abes olmayacaktır.