Nusaybin bize ne anlatıyor?..

Nusaybin'de gerçekleşen yetki devri, ordunun ülke yönetiminde ağırlığının nasıl arttığını gözümüze sokuyor

AGÎRE JÎYAN
Pazar, 17 Nisan 2016 (10 yıl 2 gün önce)

Nergis Torul



 



Nusaybin’de bütün yetkiler askerlere devredildi.



 



“Yeni olan ne var bunda? Özellikle katliamların sürdüğü diğer Kürt illerinde durum bundan farklı mı” diye sorulabilir. Bu haksız bir soru da olmaz. Amed gibi bir metropol dahil çatışmaların yaşandığı bütün il ve ilçelerde valiler ve kaymakamlar aylardır devre dışı. Birer korkuluktan ya da harekatı yöneten subayların emir erlerinden bir farkları yok. Boş bulunup kazara verdikleri en basit sözleri bile tutamıyorlar, örneğin yaralıların bulunduğu yerlere bir ambulans dahi gönderemiyorlar. Dolayısıyla Nusaybin’de yönetimin askerlere bırakılması, bilinen fiili bir durumun resmiyet kazanmasından başka bir şey değil.



 



Yalnız bu durum, atılan adımın siyasi hiçbir anlam ve öneminin olmadığını göstermiyor. Nusaybin’de gerçekleşen yetki devri, aslında ordunun iç siyasette ve ülke yönetiminde ağırlığının nasıl arttığını adeta gözümüze sokuyor. ‘Yerel’ bir örnek olarak Nusaybin bu anlamda ‘genel’i yansıtan somut bir örnek. “Askeri vesayeti tasfiye” görüntüsü altında yürüttüğü iktidarını pekiştirme operasyonlarıyla liberal budalaların gözünü boyayan AKP, cemaatle ittifakı bozulduktan sonra yanaştığı orduya kendi elleriyle alan açıyor.



 



Bu da, ordunun “iç güvenlik” operasyonlarında inisiyatif kullanmasını mümkün kılan EMASYA Protokolü’nün kaldırılması gibi kimi adımların arkasında gerçekte hangi hesap ve dinamiklerin yattığını unutarak bunları “Türkiye’nin demokratikleşmesi” yolundaki göstergeler olarak okuyan liberal ahmaklara kapak olsun!..



 



Nusaybin’de yönetim, “vali başta olmak üzere sivil yöneticilerin operasyonların yönetilmesinde sergiledikleri yetersizlik” gerekçesiyle askerlere devredildi. Bu gerekçe, faşist devletin Nusaybin’de uğradığı askeri başarısızlığın itirafı aynı zamanda.



 



Sur ve Cizire’de de ummadığı bir direnişle karşılaşan kirli savaş güçleri, Nusaybin’de kelimenin tam anlamıyla çuvalladılar. Gizlediklerinin dışında bugüne kadar 60 civarında kayıp verdiler. Bunlar arasında üst rütbeli subaylarla polis şefleri de var. Resmi açıklamalara dayanılarak yapılan bir hesaplamaya göre devlet, kirli savaşı tırmandırdığı Temmuz’dan bu yana verdiği kayıpların yüzde 15’ini son bir ay içinde Nusaybin’de verdi. Bu arada 1000 civarında özel harekatçı polisin Nusaybin’den kaçmak için tayinlerini istediği, bazı jandarma özel harekatçıların bunalıma girerek intihar ettikleri besleme basına kadar yansıdı.



 



Ordu ve polis şefleri, bu başarısızlığın üstünü örtmek için önce, “harekata katılan birliklere yeterli barınma ve beslenme koşullarının sağlanmadığı” bahanesine sarıldılar. Bunun fazla yüzeysel kaçtığını farkedince bu kez “Nusaybin’e gönderilen zırhlıların dayanıksızlığı” gerekçesine sığınmayı denediler. Ancak bu da tam bir zavallılık örneğiydi. Halkın yatak odalarında hayasızca poz vermeyi marifet sanan bu sözde kahramanların, hepi topu el yapımı patlayıcılar ve keleşlerle direnen milisler karşısında tepeden tırnağa zırhlanmış teknolojik silahlarla donandıkları dünya alem tarafından bilinen bir gerçekti. Sığındıkları son bahane “valinin beceriksizliği” oldu.



 



Ancak bu mumun ömrü de ötekilerden farklı olmayacak. Nitekim Nusaybin’de kalan sivillerin sayısından daha çok sayıda (30 bin civarında) asker ve polis yığıldığı halde ırkçı faşist rejim Nusaybin’de madara olmaya devam ediyor.



 



[Alınteri'nin 15 Nisan 2016 tarihli 23. sayısından alınmıştır]