Onlar hala taş duvarlara inat, her gün yeniden yeni bir hayat yeşertmeye devam ediyorlar
Ganime Gülmez
...saygı, yakınlığın ve teklifsizliğin söz konusu olmadığı bir tür dostluktur; dünyasal bir mekanın aramıza koyduğu bir mesafeden gösterilen hürmettir ve bu hürmet, hayranlık besleyebileceğimiz hasletlerden, takdir edebileceğimiz başarılardan bağımsızdır. O anlamda modern çağda saygının yitirilmiş olması ya da daha ziyade sadece bizde hayranlık ve takdir hissi uyandıran şeylerin saygı hakettiği kanısı, kamunun ve toplumsal yaşamın gittikçe daha çok kişisizleşmekte oluşunun kesin bir belirtisidir... (Hannah Arendt)
Toplumsal yaşamın kişiliksizleşmesine karşı kendimizden umudumuz var mı?
Nasıl bir yolculuktur bu bitmeyen?!!
Silahlardan çıkan mermilere hedef olup zindanlara düşmek!
Hapishaneden firar edip Filistinler’de dövüşmek!
Ardından bütün bu tarihlere ara vermek zorunda, Sürgünler’de yaşamak!
Ve tekrar tarihinin gömülmesine izin vermeden, onun yaşandığı topraklara dönmek!
Yine yola devam; o topraklarda olmadığın ve olduğun zamanların tarihini toparlamak!
Nasıl bir yolculuktur bu bitmeyen?!!
Türkiye Tarihleri’nin bitmeyen yolculuklarında binbir yolun ifadesi: bu yolculukların hem bir parçası hem de kendisi olan ‘Hapishanelere Esinti Yollayalım’ı anlatmaya gerçekten de kelimeler yetersiz kalıyor!
Yazarın, Adil Okay’ın kendi hayatından tutalım da; tüm hayat-yürek dostlarının kalemlerini destelediği bu kitap, inanılmaz ağır!
***
Toplumsal yaşam kişiliksizleşti: hem de biz, hepimiz bundan çokça rahatsızken.
‘Hayranlık, takdir hissi uyandıran şeyler’ değiştirildi: hem de biz bundan hiç memnun değilken.
Kaç kuşak için ‘Kardelen’ bir semboldü. Şiirlerde, romanlarda, şarkılarda...’Kardelen’ doğada kara-buza inat fışkıran bir sevinçti, umuttu! UNUTTURULDU!
Ve böyle bir asırda sanırım: ‘Hapishanelere Esinti Yollayalım’ kitabını bir ‘Kardelen’ olarak betimlemek yanlış olmaz.
19 Aralık 2000 tarihi öncesi: Hapishaneler ve Politik Tutsaklar ‘hayranlık ve takdir hissi’ uyandıranlardı. Koğuş sistemlerinde kurdukları yaşam tarzı, üretimleri; hapishaneleri ‘okul-üniversite’ kavramıyla özdeşleştirmişti. Hapishaneler-Politik Tutsaklar; ‘saygın mekanlar-insanlar’ın sembolüydü.
Peki o zamandan bu zamana değişen ne oldu?
Onlar hala tüm tecrit koşullarına inat direniyorlar. Evet onlar da insan ve çok zor koşullarda çok fazla yıprandılar; bazıları yapayalnız yeterince güçlü çıkamayabiliyor bu yalnızlıktan. Ama onlar esasta hala taş duvarlara inat, her gün yeniden yeni bir hayat yeşertmeye devam ediyorlar. Mektup yasaklarına, ziyaret yasaklarına, tedavi haklarının engellenmesine direnmeleri dahi onların günlerini, aylarını, defalarca-yılmadan dilekçe vermelerini vs. vs. gerektiriyor.
İşte tüm bu gerçeklik içerisinde ‘Hapishanelere Esinti Yollayalım’: insanın insana-kendine-doğaya yabancılaşmasına, bunun estirdiği soğuklara inat açan bir KARDELEN.