Çağlayan Adliyesi, bugün...

19:00 Dört akademisyen hakkında tahliye kararı verildi

GÜNCEL
Cuma, 22 Nisan 2016 (10 yıl 6 ay önce)

19:00



İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesinde "terör örgütü propagandası yapmaktan" yargılanan dört akademisyen hakkında tahliye kararı verildi. Savcı akademisyenlerin ifadelerinden sonra "kaçma şüphesi var" diyerek tutukluluklarının devamını istedi. Fakat verilen aradan sonra mütalaasında değişikliğe giderek, 301’inci maddeden yargılama için Adalet Bakanlığı’ndan izin alınmasını ve akademisyenlerin tahliye edilmesini istedi. Akademisyenlerin avukatlarıysa kararın tahliye değil, beraat olması gerektiğini vurguladı.



 



Mahkeme, savcılığın mütalası doğrultusunda, tahliye ve yargılamanın durdurulması kararını verdi. Adalet Bakanlığı’ndan TCK’nın 301’inci maddesinden yargılama için izin alınmasına karar verildi.



 



Kararın ardından, "Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!" sloganları yükseldi.



 



16:10



Kıvanç Ersoy'dan sonra Meral Camcı savunmasını yapıyor



 



16:00



Esra Mungan savunmasında iddianamenin tutarsızlığını, ciddiyetsizliğini teşhir ederek ve "böyle bir iddianameyle bizi nasıl tutuklarsınız?", "böyle bir iddianameyle bizi korkutup vazgeçireceğinizi mi sanıyorsunuz?" diye sordu. 



 



"Ben gerçek bir demokrasi talep ediyorum" diyen Mungan, bugüne kadar devletin hangi katliamının (Maraş, Dersim, Çorum ve Sivas'a işaret ederek) hesabının sorulduğunu sorarak devam etti. Bu katliamların belirli bir iktidar döneminde değil bütün iktidarlar döneminde yaşandığını vurgulayarak, şimdilerde hazırlanan cezasızlık tasarısına atıfta bulundu.



 



Mungan, Kürt sorunu için açılan masayla birlikte toplumun rahat bir nefes aldığını ama o masanın bir tekmeyle devrildiğini vurguladı. Bunun olağanüstü koşullarla açıklanamayacağını ifade eden Mungan, "Metnimiz bölgede yok edilen insanların, kentlerin metnidir. Metinde örgüte övgü değil, devlete hitap ve barış çağrısı vardır" diye devam etti. Mungan sözlerini "Mahkemenizin bugün bizim tahliyemiz, binlerce akademisyenin beraatiyle vereceği karar vicdanları bi nebze rahatlatacaktır" diyerek tamamladı.



 



Akademisyenlerden Kıvanç Ersoy ise, "Barışı savunduğumuz için burdayız" diyerek durumun adını bir kez daha koydu. "Biz cansız bedenleri derin dondurucuda bekletilenlerin, ekmek almaya giderken öldürülenlerin çığlığı olduk. Görevimizi yaptık. Suçluysa tabii ki tutuklu yargılanacak" demek "ölüyse güzel kokacak","maviyse tabii ki kırmızı olacak" önermeleri gibi mantıksız" sözleriyle olanı teşhir etti.



 



İddianamede kendilerinin "aydın" olarak tanımlandığına değinen Ersoy mahkemenin bu tanımın anlayıp anlamadığı konuusnda şüpheleri olduğunu vurguladı. Zola'nın aydın tanımıyla devam eden Ersoy keskin bir eleştirellikle karşı karşıya oldukları şeyin niteliğini teşhir etti.



 



15:40



Muzaffer Kaya'dan sonra Esra Mungan'ın sorgulamasına geçildi. Kaya savunmasında, ülkenin geldiği noktayı, oluşan siyasal-toplumsal tabloyu çarpıcı sözlerle özetledi. 7 Haziran seçimlerinden hemen sonra yaşananları sıralayan Kaya bildirgeyi bu koşullarda vicdanlarının sesini dinleyerek hazırladıklarını vurguladı. "Savcı bizi söylediklerimiz değil, söylemediklerimizle suçlamış" diyen Kaya, cu ciddiyetsiz iddianameyle tutuklanmalarını kınarken, berratlerini istedi. "Ortada bir delil olmadığı için karartma ihtimali de yok" sözleriyle hukuki tabloyu hicveden Kaya, mahkemenin kendisini bir sopa olarak kullandırtacak suça ortak olmamasını umut ettiğini belirtti. 





Akademisyenlerin sorgusu sürerken dışarda bekleyenler de halaylar çekiyor, konuşmalar yapıyor. En son akademisyenlerin öğrencileri hazırladıkları kısa bir oyunun gösterimini yaptılar. Daha sonra da açık kürsüden konuşmalar yapılmaya devam etti. Konuşmalarda içerde 400 avukatın bulunduğu, çok sayıda kitle örgütü ve sendika yöneticisinin-üyesinin salona girmek istediği, çok kalabalık olduğu için kuyruk oluştuğu, bu nedenle duruşmanın geç başladığı belirtiliyor. "Koridorlar bile dolu" denildi. Öğrenciler "Burada hocalarımızla baharı kutlayacağız!" diyorlar.



 



Daha sonra Boğaziçi'li öğrencilerin yazdığı "Dilim tutsak, elim tutsak", "Almaya geldik hocam almaya sizi" şarkıları söylendi.



 



Adliye önündeki Kürt analar da duygu ve düşüncelerini anadilleriyle ifade ediyorlar. Analar akademisyenler için Kürtçe şarkılar da söylüyor. Adliye önünden alkışlar, zılgıtlar yükseliyor. 



 



14:40



İddianame okunmaksızın akademisyenlerin sorgusuna geçildi. İlk olarak Muzaffer Kaya'ya "Terör örgütü propagandası yapmakla yargılanıyorsunuz, ne diyorsunuz?" diye soruldu. Kaya iddianamenin kötü bir özet olduğunu, hoca olarak 10 üzerinden 2 bile veremeyeceğini, savcılığın Vikipedia'dan daha ciddi kaynaklardan yararlanması gerektiğini söyledi. 



 



14:35

Duruşma tutuklu dört akademisyenin kimlik tespitiyle başladı. Salon hınca hınç dolu. Birçok avukat ve izlemek isteyen insan yer olmadığı için dışarda kaldı. 



 



Dışarda nöbeti sürdürenler ise halaylar, marşlarla bekleyişi sürdürüyor. 



 



14:20



Akademisyenlerin duruşması başlıyor



 



Bu dönemin ruhunu, siyasal gericilik ve faşist zorbalığı sembolize eden akademisyenlerin davası az sonra başlayacak. 



 



Adliye önünde Akademisyenler ve gazeteciler için tutulan nöbet; sendikalar, kitle örgütleri, meslek örgütleri, sayısız avukat, akademisyenlerin öğrencileri ve yüzlerce kişi tarafından dakikalar ilerledikçe kalabalıklaşarak sürüyor. Duruşmaları az önce biten gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül de basın açıklaması yaparak nöbete katılacaklarını, Adliye önünde bekleyeceklerini belirttiler. 



 





 



Alana yansıyan hava dövizlerde de yazıldığı gibi "Biz 4'ten fazlayız!" oldu. 



 



Az önce basın açıklaması tamamlandı. Gazetecilerin, öğrencilerin, siyasetçilerin, uluslar arası kuruluş temsilcilerinin ardı ardına yaptıkları kısa konuşmalar biçiminde tamamlanan açıklama hep bir ağızdan söylenen "Biz barış istiyoruz!" haykırışıyla başladı. 



 





 



İlk olarak, İngiliz gazeteci Margaret Owen konuştu. Bu davanın politik bir dava olduğunu söyleyen Owen, akademisyenlerin insan hakları ihlallerini dile getirdiğini vurgulayarak, serbest bırakılmaları ve davanın düşmesini istediklerini belirtti. Akademisyenler için dua ettiklerini söyleyen Owen, hükümetin manipülasyonlarına değinerek, "Üniversite ortamlarında ifade özgürlüğüne saldırmak tehlikeli ve yanlıştır" dedi.



 







Eğitim-Sen Genel Başkanı Kamuran Karaca ise, akademisyenlerin gerçekleri izledikleri, savaş politikalarını reddettikleri ve barışı talep ettikleri için hedefe çakıldıklarını belirterek, sendika olarak yanlarında olmaya devam edeceklerini vurguladı. 





Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu adına yapılan konuşmadaysa, akademisyenlerin yanında olduklarını vurgulanarak, Avrupa devletlerinin mülteciler üzerinden Türkiye ve Tayyip Erdoğan'la yaptıkları gizli pazarlıklardan utanç duydukları ifade edildi. 



 





 



KESK Genel Başkanı Lami Özgen de, tüm emek örgütlerine ve akademisyenlere yapılan saldırılara karşı olduklarını; düşüncenin-barışın ve kardeşliğin tutsak edilemeyeceğini, tüm saldırılara rağmen bunları savunmakta ısrar edeceklerini belirtti. Özgen akademisyenlerin serbet bırakılmasını talep etiklerini yineledi. 



 





 



ODTÜ'lü öğrenciler de hocalarının yanında olduklarını belirterek, "kazanacağız" dediler. 



 



Hür Brüksel Üniversitesi’nden Prof. Aude Merlin: “Tutuklanmaları bilime akademiye ve öğrencilerimize haksızlık" diyerek desteklerini sürdüreceklerini söyledi. Akademisyenlerin tutuklanmasının aynı zamanda öğrencilere ve topluma saldırı olduğunu vurguladı. 



 





 



Avrupa Anti Irkçı Hareket’ten Benjamin Abtan, bu davanın saçma ve gülünç olmanın yanı sıra, korkunç olduğunu, devlet tarafından ifade özgürlüğüne açılan savaş anlamına geldiğini, hükümetin uluslar arası anlaşmalara uyması gerektiğini vurguladı. 



 





 



HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ve diğer HDP milletvekilleri de yaptıkları açıklamalarla akademisyenlerin yanında olduklarını, düşüncenin baskı ve yasaklarla susturulamayacağını belirttiler. 



 



Saat 14:00'e doğru duruşma salonuna girişler başladı. 150 kişilik olduğu belirtilen salona avukatlar ve aileler girecek. Duruşmayı izlemek isteyen çok sayıda insan olduğu için salona girişte kuyruk oluştu. 



 



***



 



12:40



Mahkeme, savcının dosyanın Selam Tevhid'le birleştirilme talebini reddetti. Savcılık mütaalasını hazırlamak için süre istedi. Duruşma 6 Mayıs, saat 10:00'a ertelendi. 



 



Adliye önüne çıkan gazeteciler “Bizim için yaptıkları plan çöktü. Akademisyenler için yaptıkları plan da çökecek” diyerek, Adalet Şöleni’ne katılacaklarını belirttiler.



 



Adliye önündeki kalabalık giderek büyüyor. Akademisyenlerin duruşması halaylar, konuşmalar, marşlar ve şarkılarla devam eden nöbetle bekleniyor. 



 





 



11:45



Savcının davayı Selam Tevhid dosyasıyla birleştirme isteğine gazetecilerin avukatlarından Bahri Belen karşı çıktı. CMK'nın ilgili maddelerine göre birleştirme talebinin hiçbir hukuki dayanağının olmadığını belirten Belen, talebin reddedilmesini istedi. Savcıysa iki dava arasında paralellik olduğunu iddia ederek talebini yineledi. 



 



Gazetecilerin avukatlarından Akın Atalay da davanın politik niteliği ve hukuki temelsizliğine vurgu yaparak düşmesi gerktiği yönünde talepte bulundu. 



 





 



Mahkeme heyeti, dosyaların birleştirilmesi talebini görüşmek üzere duruşmaya ara verdi.



 



Adliye önünde kurulan serbest kürsüden tutuklu akademisyenler ve gazeteciler için şarkılar-türküler söylenip, konuşmalar yapılıyor, halaylar çekiliyor. Kürsünün güvenliği üniversite öğrencileri tarafından alınmış durumda. 



 





 



***



 



İstanbul Çağlayan Adliyesi bugün 2 tarihi davaya sahne oluyor. Düşünce ve basın özgürlüğünün, barış isteminin yargınladığı bu iki dava aynı zamanda dönemin ruhunun, siyasal gericileşme ve saldırganlığın da açık ifadesi.



 



'Bu suça ortak olmayacağız' başlıklı bildiriyi imzaladıkları, barış talep ettikleri ve ardından yaşanan linç histerine karşı tutumlarını yineledikleri için tutuklanan akademisyenlerden Esra Mungan, Meral Camcı, Muzaffer Kaya ve Kıvanç Ersoy bugün ilk kez hakim karşısına çıkıyorlar.



 





 



Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara temsilcisi Erdem Gül de MİT aracılığıyla Suriye'deki savaşı körüklemek için silah taşınan TIR'ların görüntülerini yayınladıkları için bugün yeniden 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde basın özgürlüğünü savunup, yargılanmalarını "yargılayacaklar"! 



 





 



Hukuki temelsizlik ve gizlilik kararı!



 



Dündar ve Gül 92 günlük tutukluluktan sonra Anayasa Mahkemesi'nin kararıyla serbest bırakılmışlardı. Tayyip Erdoğan'ın esip gürlemelerine neden olan bu karar sonrasında dava yeniden görülmeye başlandı. 25 Mart'ta görülen ilk duruşmadan 2 gün önce savcı, 15 gün önce de dört hakim değiştirilmişti. O duruşmada verilen gizlilik kararı protestolara neden olmuş, salondan çıkarılmak istenen milletvekilleri çıkmamakta diretince gerilim yükseldiği için duruşma duruşma 1 Nisan'a ertelenmişti. 



 



1 Nisan'da görülen duruşmadaysa avukatlar gizlilik kararının tutarsızlığını teşhir etmiş, Dündar davanın siyasal karakterini Gül ise gezetecilik açısıdan taşıdığı anlamı deşifre eden savunmalar yapmışlardı. 



 





 



Adliye önünde 'Demokrasi ve barış nöbeti' var



 



Bu iki tarihi duruşmanın aynı güne denk gelmesi Çağlayan Adliyesi'nin önünün barış, demokrasi ve özgürlük taleplerinin dile getirildiği bir eylem alanına dönüştürdü. Devrimci-demokrat-ilerici kesimler de bu çakışmanın ortaya çıkardığı buluşmayı "Akademisyenlere ve gazetecilere özgürlük" talebiyle demokrasi ve barış nöbeti olarak tanımladılar. 



 



Dündar ve Gül açıklama yaptı



 



Saat 09:55 sularında Adliye önüne gelerek basın açıklaması yapan iki gazeteciden Erdem Gül, "AYM kararı sonrasında davanın düşürülüp bizim gazeteciliğe devam etmemiz gerektiğini söyleyeceğiz. Tutuklu akademisyenlerin de serbest bırakılması gerekiyor. Çağlayan Adliyesinden iki iyi haberle çıkmamız gerekiyor" dedi.



 



Dündar ise "Türkiye'de basın özgürlüğünü ilgilendiren önemli bir dava ile ifade özgürlüğünü ve barış özlemini dile getiren akademisyenlerin davası bir araya geldi. Dolayısıyla çok daha güçlüyüz. Öğretim üyelerimizi alıp dışarıya çıkmaya geldim. Kendi davamızdan çok onu önemsiyoruz" şeklinde konuştu.



 



Kapalı görülen oturuma sanıklar, avukatlar, tanıklar alındı. Çok sayıda HDP ve CHP milletvekili de salona alınmayı bekliyor. Koridorda özel harekat polislerinin beklediği duruşmaya MİT ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın avukatları da müdahil olarak katılıyor. 



 



Saat 10:35 sularında başlayan duruşmada ilk olarak gazeteci Emre Erciş tanık olarak dinlendi. Erciş, davadan medya yoluyla haberdar olduğunu ancak MİT TIR’ları içerisinde ne olduğunun herkes tarafından bilindiğini söyledi. Erciş’in tanıklığından sonra mahkeme heyeti Hasan adlı kişinin müdahillik talebini reddetti.



 



Dosyayı 'paralelcilerle' birleştirme çabası



 



Duruşmada savcı dava dosyasının Yargıtay'daki Selam Tevhid dosyası ile birleştirilmesini istedi. Erdoğan ve MİT'in avukatları bu isteğe herhangi bir itirazlarının olmadığını söyledi.



 



Savcının bu talebi hiçbir hukuki temele sahip olmayan bu davanın politik niteliğini de ortaya koydu. Kanıt vs. bulamayınca cemaat, nam-ı diğer FTÖ ya da 'paralelcilerle' birleştirme beyhude çabasına girildi. 



 



Akademisyenler ve gazeteciler için Adliye önüne gelenlerin sayısı her dakika artıyor.