‘Kitle fetişizmini’ esas alarak Taksim’den vazgeçen icazetçi solculuk Bakırköy’de aldı boyunun ölçüsünü
A. Can
1 Mayıs öncesi devletin yasak ve dayatmalarına karşı tutum sorununu “Taksim saplantısı” olarak göstermeye çalışıp dudak büken oportünist korkaklığın temel argümanı “kitleselliğin sağlanması”ydı.
Onların tezine göre, “Bu 1 Mayıs’a eskisi gibi kitlesel bir katılımın sağlanması esas alınmalıydı, o nedenle devletle restleşmek yerine onun önerdiği alanlardan biri kabul edilmeliydi, bu sayede insanlar ‘çatışma’, ‘saldırı’, ‘bomba’, ‘polis’ korkusu duymadan mitinge gelirlerdi...”.
1 Mayıs’ın devrimci özü yanında dönemin yüklediği sorumlulukları esas almak yerine ‘kitlelerin’ en geri kesimlerinin -daha doğrusu kendi tabanlarının- ruh halini ve korkularını esas alan bu kuyrukçu yaklaşıma karşı çıkılırken, “kendinizi de bizleri de kandırmaya çalışmayın, sizin kitleleri taşımak gibi bir çabanız ve hazırlığınız yok, zaten isteseniz de bunu başaracak bir güç ve etkinlikten yoksunsunuz...” uyarısı sık sık yapıldı.
Hangi tarafın haklı olduğu dün somut olarak çıktı ortaya.
1 Mayıs gibi kavgadan doğmuş bir günü bile faşizmin belirlediği icazet sınırları içinde “kutlamayı” içlerine sindirenler, dün Bakırköy’de aldılar boylarının ölçüsünü. 1 Mayıs hazırlık toplantılarında kafa sayılarının görece kalabalık olmasından hareketle devrimci 1 Mayıs israrında olanlara küstahça tepeden bakan o anlı-şanlı (!) partiler, sendikalar ve meslek odalarının topu, bir Grup Yorum kadar olamadılar. Aynı alanda Grup Yorum konserlerinde toplanan kalabalığın yarısı dahi yoktu dün o icazet meydanında. Üstelik o toplananların çoğunluğunu da 1 Mayıs’ın hatırına gelmiş örgütsüz bireylerle HDP ve Kürtler oluşturuyordu.
İflas o kadar açık ve ortada ki, alanın bütününü gösteren fotoğrafları mumla aramak gerekiyor bütün bu “kitleciler”in yayın organlarında ve internet sitelerinde. İstisnasız hepsi, ağırlıklı olarak kendi kortejlerinin, taşıdıkları pankartların ya da kürsünün fotoğraflarını kullanmışlar.

‘Kitle fetişizmini’ esas alarak Taksim’den vazgeçen bu icazetçi solculuğun başını çekenler, şimdi bu açık iflasa kılıf geçirme çabası içindeler.
Bunlardan EMEP çizgisinde yayın yapan Evrensel gazetesinin başyazarı İhsan Çaralan, itirafla kılıf arayışının iç içe geçtiği bugünkü (2 Mayıs) yazısında şöyle bir inci döktürüyor:
..2016 1 Mayısı’nın kitlesellik bakımından geçmiş 1 Mayıslara göre hemen tüm illerde, (tüm kortejlerde de) azalmış olmasından söz edebiliriz.
Ancak ülkenin ve bölgenin içinden geçtiği, gazetemizin okurlarının bildiği koşullar dikkate alındığında, şu söylenebilir ki, her şeye karşın 1 Mayıs, ülke sathında yaygın ve oldukça da kitlesel biçimde kutlanmıştır' (İ. Çaralan, 'Her şeye karşın yaygın ve kitlesel bir 1 Mayıs!', Evrensel).
Kitleleri ileriye doğru çekmeye çalışmak yerine geri bilince ve korkulara yaslanarak “güç olmayı” siyaset tarzı olarak belleyenlerden ÖDP Eş genel Başkanlarından Alper Taş hala “mitingin çok kitlesel ve çok çoğulcu olduğu” masallarını anlatmakta ısrar etse de, ona yanıtı, Bakırköy’e kaçma kararının hararetli destekçilerinden Aydın Engin veriyor: “1 Mayıs 2016: Dört buçuktan beş”...
Bu işin ‘pir’lerinden biri olarak hangi bahanelerin arkasına sığınılacağını da üç aşağı-beş yukarı tahmin eden Aydın Engin sözünü şöyle bağlıyor:
Nedeni ne olursa olsun, eşyayı adıyla çağıralım: Kof iyimserliklerin, yürek serinletici gerekçeler sıralamanın âlemi yok. Tablo böyle!.. Bu tabloyu derinlemesine çözümlemek (=analiz etmek) yükümündeyiz.. (A. Engin, 1 Mayıs 2016: Dört buçuktan beş, Cumhuriyet).
Kitle fetişistleri, devrimci 1 Mayıs ruhunun simgesi Taksim’den bu kadar kolay vazgeçerken sadece mekanla sınırlı bir taviz vermiş olmadılar. İşçi sınıfı ve müttefiklerinin, burjuvazi ve onun devletinden söke söke kazandıkları tarihsel bir mekanı herhangi bir ısrar ve direniş göstermeden terketmekle, eylemlerinin biçim ve içeriğine müdahale hakkını da sınıf düşmanlarımıza bırakmış oldular. Alana gelenlerin maruz kaldıkları bezdirici aramalar dışında Amedspor bayrağının girmesine dahi izin verilmeyen, hangi pankartların girip giremeyeceğine polisin karar verebildiği bir “1 Mayıs kutlamasını” içlerine sindirebildiler.
Meselenin basit bir “alan meselesi” olmayıp anlayış meselesi olduğunu, HDP Eş Genel Başkanlarından Figen Yüksekdağ’ın polisin saldırgan tutumuna isyanını yansıtan şu sözlerinden daha iyi ne anlatabilir:
Sendikaların gösterdiği iyiniyete rağmen, (…) bizler ve sendikalar alanından bu kadar yapıcı bir davranış gösterilmesine rağmen, izinli bir 1 Mayıs alanını daha kana bulamak için ellerindeki her fırsatı sonuna kadar kullanıyorlar. Çok acı bir durum (…) İkinci arama noktasında sudan bahanelerle insanların elindeki parti bayrakları ve 1 Mayıs'ın mücadele sembollerinin indirilmesi… İnsanların adeta kendilerinin askeriymiş, robotuymuş gibi tek tip alana girmesini istiyorlar. Böyle bir faşist anlayış olamaz.
Bakırköy’e “evet” demek, işte bu küstahlığa kapı açmaktı!..
Bitirirken bir çift sözümüz de hevallere olacak: Kürt illeri yakılıp yıkılırken Türkiye cephesinden uzun süre dişe dokunur bir tepkinin gösterilmeyişine haklı olarak şaşırdınız, kırıldınız, tepki duydunuz. Ancak bu tepkisizliğin bu kadar derinlere işleyip hala sürüp gitmesinde kendi payınızı da görüp sorgulamanız gerekiyor.
TAK tarafından yapılan akıl almaz kör terör eylemlerinin önünü kesecek netlik ve kararlılıkta tavır alınmayışı gibi yanlışları da şimdilik bir tarafa bırakalım, devletin çizdiği icazet sınırları içinde bir 1 Mayıs eğilimine -hem de şöyle bir dönemde- siz nasıl destek ve omuz verirsiniz?..
Türkiye cephesinde siyasal alanda, sendikalar ve meslek odalarındaki güçleriniz, militan bir devrimcilikle icazetçi sol anlayışların karşı karşıya geldiği hemen her kritik konuda böyle sağ ve korkak anlayışlara güç ve destek verdiği sürece “Batı cephesindeki” bu tablo ve dengeler nasıl değişir?.. Bu noktada ortak bir sorumluluk taşındığı görülmeli.