Nizip'teki AFAD kampında otuz çocuk, Bitlis ENSAR'da dokuz kadın, Van'da iki kız öğrenci aylarca istismara uğradı
Toplumsal yozlaşma ve çürüme o düzeye vardı ki hemen her gün çocuklara dönük taciz ve tecavüz haberleriyle karşılaşmamız adeta rutinleşti. Bu haberlerin birçoğunda taciz ve tecavüzcüler öğretmen, müdür, imam, din görevlisi gibi işleri gereği çocuklarla doğrudan ilişki kuran mesleklere mensup "insanlar".
Her haberden sonra insan "basına yansıyan olaylar bu çürümenin sadece görünen, açığa çıkan/çıkarılan kısmını ifade ediyor" diye düşünmeden edemiyor. Biraz daha kazınsa bu sapıklaşma halinin nelere, kimlere ulaşabileceğini sorgulamak bile ürkütücü oluyor.
Son 24 saatte basına yansıyan 3 ayrı olay nasıl bir toplumsal iklimde yaşadığımızı ve bu iklimin balçık haline gelmesinde hangi zihniyetin sorumlu olduğunu açıkça sergiliyor.
AFAD'ın Nizip'teki mülteci kampında ortaya çıkan gerçek bunun subjektif bir yargı olmadığını kanıtlıyor. Haberde otuz erkek çocuğunun 3 ay boyunda temizlik görevlisi bir şahsın (E.E) cinsel saldırısına maruz kaldığı, bu iğrençliği Merkel'e övgüyle tanıtılan AFAD Kampı'nın yöneticilerinin ruhunun bile duymadığı belirtiliyor!

Öyle ya Suriye'ye 50 kilometre uzaklıktaki bu kampta çok önemli işler dururken ("gizli" IŞİD üssü olması gibi), çocukların neler yaşadıkları kimin umurunda!
Kampın askeri yetkileri durumdan şüphelenip, takibe almasalar durumun aylarca devam edeceği anlaşılıyor. Gerek çocuklar gerekse temizlik görevlisi şahıs yaşananları ifadelerinde ayrıntılarıyla anlatıyorlar.
Bu sapık, çocukları 1,5-2-3-5 TL karşılığında kandırarak aylarca cinsel istismarda bulunuyor! İfadesinde “çocukların kendisini istismara teşvik ettiğini” söyleyecek kadar da pişkinlik sergileyebiliyor. Bu pişkinliğin nereden güç alınarak sergilendiğini söylemeye gerek var mı?
Suriye sınırına 50 kilometre uzaklıkta olup, 14 bin mültecinin kaldığı bu medyadik kampın da tıpkı ENSAR'da olduğu gibi AKP'li yetkililerce nasıl temize çıkarılacağını hep birlikte göreceğiz. En fazla Aile ve Sosyal Politikalardan sorumlu Bakan Sema Ramazanoğlu çıkıp "soruşturma devam ediyor" diyecektir.
Gerisinin IŞİD'in cirit attığı bu kamplara ilişkin yeni piar çalışmasıyla geleceğiyse kesin.

Ya da Van’daki bir ilkokulda 47 yaşındaki sınıf öğretmeni Halidun G., bir yıl boyunca 11 yaşındaki iki kız çocuğuna cinsel istismarda bulunabiliyor. Çocuklar ailelerine anlatmasalar bu istismar sürüp gidecek. Şİkayet üzerine ttutuklanan öğretmenin ilk duruşması 25 Mayıs'ta görülecek. Onun da "onlar beni kışkırttı" diyerek mesela 45 TL ceza karşılığında salıverilmesinin hiçbir güvencesi yok!
Yine Bitlis'teki Ensar Vakfı'nın önemli isimlerinden olan, her ikisi de imamlıktan istifa ederek Milli Eğitim Müdürlüğü’nde Din Kültürü öğretmeni olarak atanan O.S. ve M.Ö.isimli öğretmenler, vakfa ait çeşitli evlerde kalan 9 kadınla baskı ve şantaj ile zorla birlikte olmuşlar. Bu rezalet hakkında valisinden karakollarına kadar defalarca ihbarlarda bulunulmuş, ama üzerine gitmek bir yana sümenaltı edilmek için uğraşılmış.

Ardı ardına sıraladığımız bu 3 olay sadece son 24 saatte basına yansıyan haberler. Son bir haftadır benzer içerikte sayısız haber okuduğumuzu düşünecek olursak çürümenin nasıl bir yaygınlık ve derinlik kazandığı gerçeğiyle tüylerimiz bir kez daha diken diken olur.
Daha yakın zamanda Karaman'da Ensar Vakfı ve KAİMDER'e ait kaçak yurtlarda kalan kırktan fazla çocuğun sapık öğretmenleri tarafından sistematik olarak cinsel saldırıya uğradıkları açığa çıkmıştı. Buralarla aynı ideolojik zemine basan burjuva hükümet ve uzantıları bu iğrençliğin üstünü kapatmak için epey çalışmışlardı.
Kapatamayınca da "bir kereden bir şey çıkmaz" manasına gelen bir tutumla aylarca onlarca çocuğun cinsel saldırıya uğramasını objektif olarak seyretmiş olan vakfı şevkatle kucaklamışlardı. "Bu kadar çocuk bu kadar süredir taciz ve tecavüze uğruyor ama sizin ruhunuz duymuyor. Bu nasıl olur?" diye bir soru bile sormamışlardı. Suç şahsiydi ne de olsa!..
Bu zihniyet toplumsal krizin önemli bir parçası haline gelen çürümeyi adeta körüklüyor. Mahkemeleri, karakolları, valileri, kaymakamlarına kısacası en küçük devlet çekirdeğine kadar uzanan yaklaşım tacizcileri, tecavüzcüleri teşvik edici "cezalar" ya da cezasızlık politikasıyla pışpışlamak dışında bir şey yapmıyor.