Perşembe, 16 Kasım 2006 (19 yıl 11 ay önce)
Kürt, Türk, Kongolu, İranlı, Nijeryalı ve Şilili... bazıları yıllardır oturum izni almayı bekleyen kaçak göçmenler hep beraber bir oyun yazarak hep beraber sahnelediler.
"Tüm ötekilerin adı Zeki" adlı tiyatro oyunu ilk defa Belçika'nın Liege kentinde Emulation Tiyatro Festivali'nde izleyici ile buluşturuldu.
Oyuncuların tümü Brüksel’de oturum izni alabilmek için halen bekleyen göçmenlerden oluşuyor. Oynadıkları ise kendi hayatları... Oyuncular gerçek hayatta da sahnede oynadıkları dramın tam ortasında yer alıyorlar.
Genç bir İranlı, hüzün dolu yaşamının içinden yakınları ve aile bireylerini tanıtıyor. Ülkesinden kaçan bir Kongolu, eşi ve bebeğiyle nasıl Belçika’ya geldiğini anlatıyor. Ve diğer oyuncular iki Nijeryalı, bir Kürt, bir Türk ve bir Şilili hepsi kendilerini mülteciliğe düşüren acıları ve mültecilik yaşamlarını hem anlatıyor hem de sorguluyorlar.
Oyunun sonunda göçmenler küçük bir kamyonete binerek gerçek oyunlarına, Petit Château’ya (Küçük Şato) gidiyorlar. Burası Brüksel’de oturum izni alabilmek için bekledikleri yer.
MODERN KÖLELER: KAĞITSIZLAR

Yaşadıkları ülkelerde oturum izinleri olmadığı için kısaca
“kağıtsızlar” deniyor onlara… Sadece Avrupa’daki sayıları
8 milyon gibi devasa bir rakamla telaffuz ediliyor. Özellikle son 20-25 yıllık yakın tarihte emperyalist kapitalizmin kendisini ve tüm dünyayı yeniden yapılandırmasının yarattığı büyük alt üst oluşların fiili kurbanıdırlar…
Kimisi bölgesel savaşların yarattığı kıyımlardan kaçmış. Kimisi, kendi ülkelerindeki üretimin, sermayenin ihtiyaçlarının gerektirdiği yeni iş bölümlerine uygun olarak yeniden planlanması sonucu, işsizliğin devasa boyutlara ulaşması ile yaşadığı açlıktan-işsizlikten… Kimisi ağır politik baskılar nedeniyle…
Sebepler farklı farklı olsa da hepsinin ortak noktası, yurtlarında yaşayamaz hale gelmeleridir!
“Refah” düşleri…
Büyük kısmı insan tacirlerine ödedikleri birikimleri ile sonunda ölüm de olan illegal yollarla, kimisi de resmi sınırlardan normal geçişlerle Avrupa’nın kıyılarına tutunuvermiş…
Avrupa’nın o çok övülen “refahı” düşlerini süslemiş, gelecek adına sadece bu düşlere sarılmak kalmış paylarına.
Latin Amerika’dan,
Asya’dan,
Afrika’ya kadar geniş bir coğrafyaya yayılan kökleri ile emperyalist sistemin vahşi-yıkıcı doğasının yarattığı sonuçların resmidir onlar.
Sayıları,
İsviçre’de 100 bin,
İsveç’te 30-40 bin,
İspanya’da 1 milyon 200 bin,
Almanya, Fransa ve diğerlerinde 100 binleri oluşturuyor.
Geldikleri Avrupa metropollerinde karınlarını doyurabilmek, geride bıraktıklarına para yollayabilmek ya da başarabilirlerse az biraz birikim oluşturmak için sıkmışlar dişlerini.
Azımsanmayacak bir kesiminin çocukları burada büyümüş. Yıllarca, en ağır iş kollarında kölece çalışmaya “eyvallah” demişler. İnşaat, temizlik, gastronomi ya da tarım sektöründe çalışma saatleri onlar için yazılı olmayan yasalarla, 12-14 saat olmuş.
Sigortalı olmadıkları için yaşadıkları iş kazalarından sonra öylece kalakalmışlar. Yasal statüden yoksunlukları en ağır hastalıklarda bile tedavi olamamalarına neden olmuş.
Her an kovuşturmalara, sınırdışı edilmeye maruz kalacak bir tekinsizlikte yaşamak onlar için ruhsal bir dehliz olmuş. Pek çoğu bu sıkıştırılmış yaşamlarında tedavisi mümkün olmayan psikolojik hastalıklarla tanışmış …
Şimdi de hedef oldular!

Hemen tüm Avrupa’da kağıtsızlara dönük pervasızca saldırılar gerçekleşiyor. Sığındıkları mekanlardan polis zoru ile çıkarılıyorlar, toplu gözaltılarla sınırdışı ediliyorlar, çalıştıkları küçük işletmelere düzenlenen operasyonlarda tutuklanıyorlar, onları çalıştıran küçük işletmeler caydırıcı olsun diye kapatılıyor, vs. vs.
Oysa Avrupa devletleri büyük tekellerin çalıştırdığı kağıtsızlara dokunmuyor! Şu anda pek çok büyük sanayi ve tarım işletmesinde kağıtsızların kölece emeği vahşice sömürülüyor. Bunlara dokunulmazken, küçük işletmelere ardı ardına operasyonlar düzenleniyor!
“Kağıtsızlar hareketi”
Bir taraftan onların kölece koşullara rıza göstermesi üzerinden yerli emekçiler üzerinde basınç oluşturarak işgücü piyasalarını tarihsel kazanımlarından soyundurarak, en alt sınırlara razı etmeye çalışıyor. Bir taraftan da genel olarak göçmenleri, özelde de kağıtsızları giderek yaygınlaşan işsizlik ve yoksulluğun sebebi olarak göstererek yerli emekçilerin gelişebilecek sınıfsal tepkilerini saptırmaya çalışıyor.
Tüm bu saldırganlık, Avrupa çapında giderek yaygınlaşan bir
kağıtsızlar hareketi de yaratıyor. Bu hareket Fransa ya da İspanya örneğinde olduğu gibi yerli emekçilerle de buluşabildiği, sendikal hareketin konularından biri haline getirildiği oranda vahşi saldırganlığın sınırlandırılmasında başarılı olacaktır.
Sermayenin emekçileri bölme oyunu da böyle bozulabilir. Kapitalizm malların ve paranın özgürce dolaşımını savunurken, emeği açlığa prangalıyor!