Ağaoğlu’nda konuşan ne?

Sonradan görmelere has çıkışlarıyla Ağaoğlu, bir dönemin, bir sermaye birikim modelinin tipik temsilcilerinden sadece biri

GÜNCEL
Cumartesi, 14 Mayıs 2016 (10 yıl 5 ay önce)

Shakespeare, Atinalı Timon oyununda, paranın bütün insani ve doğal özelliklerin karşıtlarına dönüşüne, tersyüz edilişine yol açtığını söyler. Onun evrensel bir fahişe ve birey ile toplum arasındaki suistimal aracı olduğunu vurgular. O kadar ki der, “Karayı ak; çirkini güzel; haksızı haklı; alçağı soylu; yaşlıyı genç; korkağı yiğit yap(acak)” kadar…



 



Neoliberal kalpazanlığın, çapulculuğun, üçkağıtçılığın, cehalet ve dolandırıcılığın tipik temsilcilerinden biri olan müteahhit Ali Ağaoğlu her konuştuğunda Shakespeare’in bu şiirsel tanımının sağlaması oluyor adeta. Bu sözlerdeki özün çağdaş izdüşümü…



 



Sonradan görmelere has tiksindirici çiğlikler kategorisine bile sokamayacağımız çıkışlarıyla Ağaoğlu, bir dönemin, bir sermaye birikim modelinin tipik temsilcilerinden sadece biri. Türkiye burjuvazisinin o inişli çıkışlı tarihinin her döneme mahsus özelliklerle dile gelmiş halkalarından sadece biri.



 



Artı değer sömürüsüne ek olarak burjuva devletin yağmacı politikalarla ya da azınlıkların sermaye birikimini gasp ederek oluşturduğu sermaye birikim havuzundan nemalanan ilk dönem burjuvalarının tipik temsilcilerinden Sabancı, Koç ya da diğerlerinde olduğu gibi Aliağaoğlu da neoliberal birikim modelinin çatlaklarından yürüyerek yol almış bir fenomen.



 



İlk dönem burjuvaları kapitalist birikim politikalarına, tarihsel serüvenlerine bağlı olarak hem biraz küçük esnaf hem köylü ve hem de kapitalizmin en tipik özelliği olan pragmatizmleriyle oldukça enteresan bir sentezi ifade ediyorlardı. Özellikle ‘80′lerden sonra ve dahası 2000′lerle birlikte sıçramalı bir büyüme göstererek kapitalist piyasa ilişkilerinde arz-ı endam eden Ağaoğlu gibi tiplerse, tam da bu dönemin ruhunun tipik ifadesidirler. Neoliberal birikim politikalarındaki kahpeliğin, fırıldaklığın, asalaklık ve yüzeyselliğin…



 



Para için ‘her yol mübahtır’ felsefesiyle hareket eden ve kazandığı para büyüdükçe her türlü ahlaksızlığı, cehaleti, geriliği toplum nezdinde en pişkin haliyle meşrulaştıracak bir şımarıklıkla hareket eden Ağaoğlugiller, insanda kapitalizmin o çürümüş, dibe batmış çıkışsızlığının, sonunun ifadesi olmaları yönüyle mide bulantısı kadar mücadele azmi de yaratıyorlar.



 



Parasıyla her halini başkalaştırabileceğini düşünen bu zat, aynı zamanda her türlü ahlaksızlığa, düşkünlük ve dalavereciliğe toplumsal meşruiyet kazandırmak için kullanılan bir cazibe projesi olduğu duygusu da yaratıyor insanda.



 



Taksim’deki son IŞİD katliamından sonra İstiklal Caddesi’ne giderek gül bırakan bu ‘kötü roman kahramanı’ (bizce) “ortanca hanımla gittik” diye başlayıp “millet fakir karanfil bırakıyor, ben gül bıraktım” diye devam etmişti.



 



“Bu denli görgüsüzlüğü bu denli küstahça dile getirmesinin bir hikmeti/amacı olmalı” diye düşünmeden edemiyor insan. Kolay yoldan köşe dönme zamanelerinden olan bu adam, bu sözleriyle birincisi İslami kurallara göre yaşadığı çok eşliliğine meşruluk kazandırıyor; kadın cinsine dönük o tarihsel aşağılamayı tekrarlıyordu. İkincisi işçi ve emekçileri aşağılarken aynı zamanda kendisinde toplaşan anlamları da bilerek onlarda “kolay yoldan para kazanma” umutlarını kışkırtmaya çalışıyor, elbette buna da meşruluk kazandırıyordu.



 



Tayyip Erdoğan’da ya da Özal’da toplaşan pekçok özelliği daha denetimsiz bir şekilde yaşayıp-sergileyen Ağaoğlu gibiler bu çıkışlarıyla yaşanan toplumsal çürümeyi derinleştiren ve meşrulaştıran bir piar çalışmasının kahramanına benziyorlar. Bayağılığı, banalliği, görgüsüzlük ve çürümeyi idolleştirmeye çalışan “kahramanlar”…



 



Ağaoğlu’nun son gündemleşmesiyse kadınlara dönük aşağılayıcı sözleriyle oldu. Her türlü düşkünlüğe saygınlık kazandıracağına inandığı parasının şımarıklığıyla “Gecelik ilişkilerden hoşlanmam. Hoşlansaydım İstanbul’da kadın kalmazdı” diyecek kadar pişkinleşerek…



 



Kişi kendisi neyse karşısındakini de öyle sanır derler… Ağaoğlu dünyada tüm kadınların kendisi gibi para için her şeyi yapabilecek tıynette olduğunu sanacak kadar paranın tutsağı olmuş bir zavallı. Bu sözleriyle bunun altını bir kez daha çizmiş oluyor.



 



Fakat asıl olarak kadın cinsini cinsel bir meta, hatta ruhunu-bedenini para ve onun sunduğu “olanaklarla” satacak kadar düşkün, zavallı bir yaratık olarak kodlamış oluyor. Kapitalist barbarlık ve çürümenin ulaştığı son nokta işte budur, bu çürümüşlüktür!