Kürt siyasal hareketini sıkıştırıp soluksuz bırakarak geriletmeyi hedefleyen Tayyip Erdoğan-ordu ittifakının niyeti açık
HDP’li vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılması girişimi gündemden kalkmış değil. 15 Mayıs sonrası konunun tekrar ısıtılıp sonuçlandırılması bekleniyor.
Öyle görünüyor ki, hedefteki bazı sembol isimlerin dokunulmazlıklarının kaldırılması ve tutuklanmaları olasılığı yüksek. Seçilmiş belediye başkanları ve belediye meclis üyelerinin 3’er-5’er tutuklanmalarının ardından DBP Eş Başkanı Kamuran Yüksek’in sudan bahanelerle tutuklanması bu konuda da muhtemel sonucun habercisi olarak görülmeli.
Kürt siyasal hareketini her yönden sıkıştırıp soluksuz bırakarak geriletmeyi hedefleyen Tayyip Erdoğan-ordu ittifakının niyeti açık. Onların bu saldırganlığına legal siyaset alanında HDP cephesinden somut olarak nasıl bir yanıt verileceği ise belirsizliğini hala koruyor. Kimi irade ve niyet beyanları var gerçi ortada ama bunlar da “o zaman kararı halk verir, halk isterse başka parlamentolar kurulur…” soyutluğunun ötesine pek geçmiş değil. Bunu bile Selahattin Demirtaş dışında sahiplenip dillendiren kimse çıkmadı şu ana kadar HDP cenahından. Genel bir “sonuna kadar direneceğiz” soyut ajitasyonu ile yetiniliyor hala.
Sonuç olarak HDP adına sergilenen mevcut görüntü, “Meclis’te sonuna kadar sergilenecek bütün direnişe rağmen dokunulmazlıklar kaldırılacak olursa parti olarak nasıl bir tutum takınılacak” noktasında tam bir açıklık ve görüş birliği olmadığı kuşkusunu doğuruyor.
“Kuşku” diyoruz, çünkü HDP’nin 7 Haziran darbesi sonrası izlediği edilgen parlamentarist politikalar ortada. Sandıktan çıkan sonuçların tanınmayacağı anlaşılır anlaşılmaz ortalığı yıkacağı yerde, daha işin başında “parlamentonun uslu ve akıllı çocuğu” görüntüsü vermeyi esas alarak iradesini onun-bunun kuracağı koalisyon girişimlerine bağlayan bir akıl tutulmasına tanık olduk. Aynı zihniyet, bu tarihsel hatanın devamı olarak bu kez tutup “seçim hükümeti” maskesi altında kurulan “darbe hükümeti”ne bakan verme aymazlığını sergileyebildi…
“Parlamentodan devrimci bir tarzda yararlanma” ile en ufak bir ilişkisi olmayan bu sağcı edilgen yaklaşım ve tutumların gerisinde, parlamentoda -ve “hükümette”- olmanın kazandıracağı varsayılan kimi hareket olanaklarının rolünü fazlasıyla abartan parlamenter budalalık yatıyordu.
HDP umarız -ve dileriz- bu budalalığı bir kez daha tekrarlamaz!..
Fakat bu noktada sorumluluğun sadece HDP yönetimiyle milletvekillerine ait olduğu da düşünülmemeli. Zaten HDP, kendisini ‘var eden’ güç ve dinamiklerden bağımsız, onların dışında, ‘kendinde bir şey’ değil ki!.. HDP sonuçta sadece bileşenleriyle sınırlı olmayan bir ‘bileşke’dir ve bu bileşkenin bütün unsurları -tabii ki eşit ölçülerde olmamakla birlikte- HDP’nin başarıları kadar başarısızlıklarından da yaptıkları kadar yapamadıklarından da sorumludurlar. Özellikle de HDP üzerindeki manevi-siyasi etki ve otoritesi yüksek olanların sorumluluk payları da haliyle daha yüksektir.
Bu bağlamda, “dokunulmazlıkların kaldırılması durumunda ne yapılmalı” sorusuna şu dönemde tarihsel ve siyasal olarak en isabetli devrimci yanıtı verme sorumluluğu sadece “HDP’nin sorunu ve sorumluluğu” olarak görülemez.
Üstelik “barajı geçebilmek” baskılanmasıyla ölçülerin iyice esnetilmesi sonucu ortaya disiplinli bir parti grubundan çok birbirlerine teyellenmiş gibi duran karmaşık bir meclis grubunun çıktığı ve bu koalisyonun kafasının iyice karışık olduğu gözönüne getirilecek olursa, sözünü ettiğimiz yolgösterici olma sorumluluğu, ihtiyacın da ötesinde bir zorunluluk özelliği kazanır.
Tabii bu müdahalenin biçimi kadar içeriği de önemlidir. Sonuçta ayrı ve bağımsız bir kurumsal-siyasal kimliğe sahip bir partiyi her fırsatta “dövmek” yetmezmiş gibi bu kez de ona sınır çizip direktif veren bir görüntü çizilmemeli. Daha da önemlisi, bu konuda nasıl bir tutum takınılmasını doğru görüyorsanız öneriniz somut ve net olmalı. Yani sadece ‘karşı çıkıp eleştirmekle’ yetinmemelisiniz. Hele kafaların zaten karışık olduğu bir konuda, düşünülmesi gereken yollardan biri olarak telaffuz edilen “gerekirse ayrı bir parlamento kurulur” seçeneğini, yerine daha etkili ve militan bir alternatif önerisinde de bulunmadan sadece “anlamsız olur” şeklinde mahkum edici bir yaklaşım sergilerseniz, bu sadece parti içinde ve dışındaki parlamentarizm meraklısı sağcılığın değirmenine şu taşımak sonucunu doğurur. Ortadaki saldırı tehdidine nasıl bir yanıt verilmesi gerektiğine dair açıklık sağlamak yerine mevcut kafa karışıklığını büsbütün artırıp derinleştirir. Bunun sonuçları ise kimse için hayırlı olmaz.
[Alınteri'nin 16 Mayıs 2016 tarihli 25. sayısı için hazırlanmıştır]