MHP’nin erimesi-Faşist parti tekelleşmesi

MHP de yaşanan kavgada Adalet Bakanı, mahkemeler, Ankara Valiliği kaçak Saray boylu boyunca işin içinde

GÜNCEL
Pazar, 15 Mayıs 2016 (10 yıl 5 ay önce)

Nergis Torul



 



Türkiye’deki sivil faşist hareketin en eski partisi olan MHP dağılmanın eşiğinde. 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde alınan başarısız sonuçlar üzerine başlayan huzursuzluk şimdiden fiili bir bölünmeye dönüştü. Yakında işin içine kaba kuvvetin hatta silahın girmesi hiç şaşırtıcı olmaz. Büyük ölçüde mafyalaşmış faşist hareketin ‘sorun çözme’ yöntemi genellikle bu çünkü.



 



Krizin nedeni, Devlet Bahçeli yönetimiyle muhalifleri arasında koltuk kavgası gibi gözükse de asıl neden daha derinde ve yapısal. Anlayış ve pratik olarak Bahçeli’den özsel hiçbir farkı olmayan ‘muhalifler’, partinin kan kaybetmesinin önüne geçebilmek için yönetimin değişmesi gerektiğini iddia ediyorlar. Fakat MHP, kadro ve taraftar kaybından da önce oynayacağı özgün bir rolün (dolayısıyla burjuvazi açısından ona ihtiyacın) kalmaması anlamında işlevini kaybetmiş durumda.



 



MHP eskiden burjuvazi ve rejimin elinde sola ve işçi hareketine karşı kullanılan anti komünist bir saldırı ve provokasyon aletiydi. Özellikle 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbelerine giden süreçlerde faşist devlet terörünü meşrulaştırıp şiddetlendirmeye zemin hazırlama amacıyla yoğun bir tarzda kullanıldı.



 



Devrimci hareket ve işçi hareketinin sınırlı ve cılız kaldığı 1990 sonrasında ise bu kez Kürt düşmanı şoven azgınlığın başını çekmek ön plana geçti. Devletin ihtiyaç duyduğu anlarda tasmaları çözülerek sokaklara ve üniversitelere salınan linç güruhlarının iskeletini yine MHP ve ondan kopan BBP’li faşist beslemeler oluşturuyordu.



 



Öncelikli hedef ve kullandığı sloganlar 12 Eylül öncesine göre farklılaşmış olmakla birlikte devletin kirli işlerinde kullandığı maşa olarak MHP’nin misyonu özde değişmemişti.



 



Burjuva medyanın yanı sıra kimi liberal ahmaklar MHP’deki bu değişimi Devlet Bahçeli’nin “sorumlu ve sağduyulu bir politika izlemesine” bağlayıp MHP’yi ‘parlatma’, kanlı ve karanlık sicilini unutturarak onu meşrulaştırma çabasına girdiler. Halbuki onların “değişim” olarak pazarlamaya çalıştıkları farklılık özde değil biçimdeydi ve en önemlisi MHP’nin faşist bir maşa olma özelliği kaybolmamıştı.



 



‘90’lı yılların bir farklılığı da, her zaman devletin kanatları altında olmakla birlikte 1980 öncesinde ‘sivil’ bir kimlik ve görünüme sahip olan MHP’li beslemelerin, devrimcilerin yargısız infazlarında ve Kürtlere karşı yürütülen kirli savaşta kullanılmak üzere polis yapılıp ‘özel tim’ şeklinde örgütlenmeleriydi. Bu bağlamda MHP, 1990’lar sonrasında eskiye kıyasla yarı resmi bir kimlik ve görünüm kazandı.



 



Bir bütün olarak sol’un ve işçi hareketinin cılızlığı ve etkisizliğine karşın Kürt özgürlük hareketinin canlılığı sürdükçe MHP’nin işlevi -bir anlamda kaderi de-Kürt düşmanlığına bağımlı hale geldi.



 



1980 öncesinin MHP’si azılı bir komünizm düşmanlığıyla karakterize olduğu için sol’a karşı kaba kuvvet ve zorbalığın yanında emekçi yığınların gözünü boyamayı amaçlayan (örneğin, “komşusu açken tok yatan bizden değildir” gibi) demagojik bazı vaat ve sloganlara da sahipti. Kürt düşmanlığı ön plana geçince, “asmak… kesmek… vurmak… bombalamak…” dışında MHP’nin söyleyecek sözü, topluma bir vaadi kalmadı.



 



Tek adam diktatörlüğü peşinde koşan Tayyip Erdoğan, 7 Haziran sonrasında, toplumu milliyetçilik ekseninde iyice kutuplaştırarak şoven tarihsel gericilik birikimini arkasında toplamaya yönelince MHP’nin altındaki halıyı da çekip almış oldu. Aynı stratejinin yansıması olarak “çözüm süreci” oyalamasına son verip geçmiştekilere rahmet okutacak azgınlıkta bir kirli savaşa yönelince MHP büsbütün boşluğa düştü.



 



MHP’nin bugün yaşadığı kriz o nedenle gelip geçici bir koltuk kavgası olmanın ötesinde bir anlama sahip. “Al birini vur ötekine” misali hepsi de aynı b.kun soyu olan muhaliflerle Bahçeli kliği arasındaki koltuk kavgası nasıl seyrederse seyretsin MHP’deki erimenin önü biraz zor alınır. MHP, ayrı bir siyasi parti görünümünü ve tabelasını korumayı belki yine sürdürür. Fakat en iyimser olasılıkta bile o MHP, bugünkü Saadet Partisi ya da BBP boyutlarında küçük ve etkisiz bir çevre olmaktan öteye geçemez.



 



Çünkü bu noktada MHP’yi de aşan farklı bir dinamik daha devrededir.



 



Dikkat edilirse, MHP içindeki kavga sırasında Adalet Bakanı, mahkemeler, Ankara Valiliği hatta kaçak Saray boylu boyunca işin içindeler. Saklama gereğini dahi duymaksızın Bahçeli yönetiminden yana ağırlık koyuyorlar. “Olağanüstü kurultay” isteyen muhaliflerini önceleri umursamaz pozlar takınan Bahçeli ise, pabucun bu kez pahalı olduğunu gördükçe Saray’a ve AKP’ye gül üstüne gül atıyor. 7 Haziran sonrası “sol gösterip sağ vurma” taktiği izleyerek koltuk değnekliği yaparken, bugün bu desteğini artık saklama gereğini bile duymuyor. Öyle ki, Saray’ın kapısına yüz sürüp hükümete girmek ister oldu. Hükümete girecek olursa teşvik ve ihalelerden pay dağıtarak tabandaki erimenin önünü alabileceği hesabını yapıyor.



 



Bu denli güçten düşüp burnuna halka taktıkları Bahçeli yönetimindeki bir MHP, Tayyip Erdoğan ve AKP’nin de işine geliyor. Böylece kaderi tümüyle AKP’nin kendisine ne kadar alan açacağına bağlı hale gelen öyle bir MHP’nin, AKP’nin içine alarak erittiği HAS Parti ya da DYP’den bir farkının kalmayacağını onlar da biliyorlar.



 



Yalnız bu tabii ki MHP’yi tabanda iyice çözerek eritme çabalarından vazgeçmek anlamına gelmiyor. Çünkü faşizm, her alanda olduğu gibi kurumsal planda da tekelci bir güç yoğunlaşması ve merkezîleşme peşinde koşar. Toplumdaki bütün gerici faşist dinamik ve güçleri tek bir partinin çatısı altında toplamayı hedefler. Böyle bir faşist parti tekelini yaratma girişimlerine de öncelikle ideolojik-siyasi açıdan kendisine en yakın grup ve çevrelerden başlar.



 



İtalyan Komünist Partisi’nin önderlerinden Togliatti, İtalyan faşizminin gelişim sürecinden çıkarılması gereken dersler kapsamında yaptığı faşizm çözümlemeleri sırasında bunu şöyle açıklar:



 




…Faşist Parti iktidara geçince kendine ikili bir amaç çizdi. Birdenbire değil, giderek biçimlenen ilk amaç, İtalyan burjuvazisinin bütün öteki partilerini ve genel olarak bütün siyasal partileri yıkmaktı. Bu amaç başlangıçta ortaya konmadı, ama faşist diktatörlüğün gelişmesinin gidişi içinde, siyasal ve ekonomik zorlukların üstesinden gelme savaşımının gidişi içinde biçimlendi.



(…)



Öteki siyasal partileri yıkma sorunu 1923, ‘24, ‘25 yıllarında ortaya çıktı. Faşist Parti, ilkin, yığın tabanı faşizmin başlangıçtaki kendi yığın tabanına benzeyen partilere saldırdı. Böylece, Reformist Parti’den önce Halk Partisi’ne, Komünist Parti’den önce Reformist Parti’ye saldırdı. Niçin? Halk ve Reformist Partilerine karşı savaşım bu dönemde bize karşı olduğundan daha büyük bir şiddetle sürdürüldü, çünkü bu partilerin yığın tabanı faşizmin başlangıçtaki yığın tabanına benziyordu (…) Bu yığın tabakalarını kazanmak ve elden kaçırmamak için, yoğun bir siyasal savaşımda anlatımını bulan keskin bir rekabet başladı.



 



Öteki partileri yıkma programının kapsamı genişledi ve sonunda eski siyasal partileri yasa dışı bırakan 1925-26 yasaları çıkarıldı. (…) Faşist Parti’nin hedefi, İtalyan burjuvazisinin tek partisi olmaktı.



 



[P.Togliatti, Faşizme Karşı Dersler, sf. 67-69, abç]




 



[Alınteri'nin 16 Mayıs 2016 tarihli 25. sayısı için hazırlanmıştır]