Yeni Haziran'lar şart!

Çok yönlü saldırganlık ancak Haziran Direnişi çapında bir toplumsal isyanla durdurulabilir

GÜNCEL
Salı, 17 Mayıs 2016 (10 yıl 5 ay önce)

Zamanın ruhu bazen ayrıntı gibi görünen şeylerin içinde saklı olur, bazen de kör gözüm parmağına dercesine gündelik hayatın içine hoyratça dalar. Eğer çelişki ve çatışmalar, hatta potansiyel birikimler bile olgunlaşmış ya da harekete geçmeye başlamışsa onu hissetmek değil, temel çizgileriyle kavrayıp nerelere evrilebileceğine dair varsayımlarda bulunmak kolaylaşır. Tarihin bu eşiğinde zamanın ruhu anları öyle miskince adımlamıyor. Onun esas dinamiğini oluşturan güçler, dengeler son derece hızlı-belirsiz-karmaşık ve bir o kadar da tok bir gürültüyle yollarını açmaya çalışıyorlar. Bu her an, her saniye kendisini hissettiren bir ritim…



 



Dünya, Ortadoğu, Türkiye, Kürdistan… Hepsi dün olduğundan daha fazla iç içe geçmiş, birbirini dolaysızca etkileyen coğrafyalar. Onları birbirine bağlayan şeyler değişmez nitelikler taşıyor. Emperyalist kapitalizmin doğası, dayandığı esas ve tali çelişkiler, dinamikler, bunların birikme düzeyi sadece birkaçı. Bu noktalardan baktığımızda -kaba paralellikler kurmamak şartıyla- bugünkü koşulların dünya savaşları dönemlerindeki koşullarla ciddi benzerlikler taşıdığını görürüz.



 



Dünya, emperyalist kapitalistlerin hegemonya ve güç savaşları üzerinden tarihte eşi görülmemiş bir göç dalgası ve onun trajik toplumsal sonuçlarıyla sarsılıyor. Ekonomi spekülasyon ve ranta doğru tırmandıkça, her an daha ciddi kriz ve çöküşlere doğru ilerliyor. Dünyanın Ortadoğusu’nda tek bir istikrarlı nokta kalmamış durumda. İstikrar için atılan her adım bir başkasının çelmesiyle daha ciddi istikrarsızlıklara doğru sarıyor. Rusya ve ABD şeklinde tanımlayabileceğimiz emperyalist kapitalist kamplar kriz ve çatışmaları kendi lehlerine yönetmek için birbirlerinin soluk alıp verişlerini bile izleyecek bir rota çizme peşinde; ama işler onların belirleyemeyeceği kadar karmaşık olduğu attıkları her adımda yeniden görülüyor. İşte Irak’ta olup bitenler…



 



Türkiye tam da bu tablo içinden nefes alıp veriyor. Bu tabloyu zorbaca hamlelerle yasal bir statüye kavuşturulmaya çalışılan başkanlık sistemi yani rejim değişikliğiyle aşmaya çalışıyor.



 



Burjuvazinin tüm kesimleri açısından aslolan kar oranlarının korunması olduğu için temel bir çelişki yaşanmayan bu sistem, Hitler tipi bir otoriter faşizmle özdeşleşen çizgileriyle daha da netleşiyor. O kadar ki, bırakalım toplumsal direniş dinamiklerini, bu süreci burjuvazinin kolektif çıkarları adına yürüten AKP içindeki kimi ayak sürümelere bile müsamaha gösterilmeyerek giderek devletle özdeşleşen parti içinde de darbe üstüne darbe yapılacak kadar…



 



Davutoğlu’nun bir anda şutlanmasıyla Erdoğan’ın en son Kilis’e atılan ya da attırılan IŞİD bombalarından yola çıkarak, Suriye’ye asker göndermekten bahsetmesi, bunun için uluslararası dengeleri de gözetmeyecek bir çılgınlıkla hareket edilebileceğine dair sinyaller vermesi arasında dolaysız bir ilişki vardır. Kürdistan’da artık mevsimleri deviren özel savaşın şimdi şehirlerin savaş uçaklarıyla bombalanacak kadar (Nusaybin) dizginsizleşmesi, yine HDP milletvekilleri ve genel olarak Kürt siyasi hareketinin tutuklamalar, tasfiyeler ve ardı ardına getirilen yasaklar zinciriyle nefessiz bırakılmaya çalışılması da öyledir. Sadece bu gelişmeler ve yönelimler bile başkanlık sistemiyle aslında nasıl bir savaşın yönetilmesine hazırlanıldığının ve böyle bir sistemin bu savaş için kaçınılmaz olduğunun somut ifadesidir.



 



Türkiye cephesinde sınıf hareketi başta olmak üzere tüm direniş dinamiklerinin yaşadıkları ciddi gerileme ve kırılmaları aşamadan karşıladıkları bu süreç kanlı, kirli, bizi nefessiz bırakacak korkunç bir savaşa/savaşlara açılıyor. Kiralık işçi yasası, dizginsizleşen iş cinayetleri, hayatımızın içine örülmeye çalışılan hücreler, basın açıklamalarına bile konulan “slogan atmayın” sınırı, derinleşen toplumsal çürüme-taciz-tecavüz-kadın cinayetleri… Başkanlık sisteminde somutlaşan saldırganlık Türkiye cephesinde böyle bir atmosferle karşılanıyor. Kürt halkı ve direniş hareketinin her taraftan örülen ablukayı kırmak için inatla sürdürdüğü direniş bu yakayla buluşamıyor; buluşmadığı oranda “bu yaka”nın hareket alanı her açıdan daha da daralıyor.



 



Bu halin böyle gitmeyeceği açık. Türkiye işçi ve emekçileri, direniş dinamikleri ve biriken toplumsal tepki bir yerde patlayacak. Tıpkı Gezi gibi… zaten böylesi bir gidiş de ancak Haziran’dakini aşan bir toplumsal hareketle geriletilebilir. Birilerinin dediği gibi “AKP son anlarını yaşıyor” gibi kendiliğinden ya da iç çelişkilerinin birikmesiyle değil… AKP yıpranma eşiğini fazlasıyla geçti. Ancak halen burjuvazinin çıkarlarını gözükara bir şekilde temsil edecek tek güç. Onun da ötesinde, AKP eliyle yürütülen süreç, tek başına AKP politikaları, birilerinin hırsının ifadesi değil. Bu Türkiye burjuvazisi ve devletinin haritalara odaklanmış kanlı siyasetinin izdüşümüdür. Zaten ortaya çıkan AKP-ordu ittifakı da bunun somut ifadesidir.



 



O nedenle de böyle boş hayallere kapılmak yerine işimize bakalım… Biriken toplumsal öfke şu ya da bu şekilde ve zamanda patlayacak. Mesele o ana hazır olmakta. Daha da önemlisi onu adım adım, ilmek ilmek örüp örgütlemekte.



 



[Alınteri Gazetesi'nin 16 Mayıs'ta çıkan 25. sayısının başyazısıdır]