'Hesap sormadan ölmeyeceğim!'

72 yıllık ömrüne iki evlat, bir torun acısı ile birlikte göç ve direniş hikayesi sığdıran Vesile Eren anlatıyor

AGÎRE JÎYAN
Salı, 24 Mayıs 2016 (9 yıl 10 ay önce)

72 yıllık ömrüne iki evlat, bir torun acısı ile birlikte göç ve direniş hikayesi sığdıran Vesile Eren, yaşadığı acılar karşısında duyduğu öfkeyi, "Bu devletin bana verecek hesabı var, ölünceye kadar devletten şikayetçiyim" sözleriyle ifade ediyor.



 



72 yaşındaki Vesile Eren, devletin kendisine yaşattığı zulme karşı yaşamına adeta bir direniş tarihi sığdırdı. Gireçolya katliamında yitirdiği oğlu Reşit Eren'in anısını yaşatmak için oğlunun ismini torununa verdi, torununu ise ilan edilen 'sokağa çıkma yasağı' sırasında Silopiya'da kaybetti. Eren, yaşadığı bu acılar karşısında duyduğu öfkeyi ise "Bu devletin bana verecek hesabı var, ölünceye kadar devletten şikayetçiyim" sözleriyle ifade etti.



 



Öz yönetim ilanıyla birlikte 3 kez 'sokağa çıkma yasağı' ilan edilen Şirnex'in  Silopiya ilçesine yönelik soykırım saldırılarında onlarca kişi hayatını kaybederken, yüzlerce yapı ise yakılıp yıkıldı. Yaşanan acılara rağmen halk, yaşamını yeniden inşa etmeye girişti. Saldırıların hedefi olan Cudi Mahallesi'ndeki kurşun izleriyle delik deşik edilmiş evini yeniden inşa etmeye çalışanlardan biri de 72 yaşındaki Vesile Eren.



 



Bunca yıllık ömrüne iki evlat, bir torun acısı ile birlikte göç ve direniş hikayesi sığdıran Vesile Eren, ilçeye bağlı Girêçolya (Deretepe) köyünden 1989 yılında ailesiyle zorla göçertilen bir Kürt kadını. 



 



O günden beridir Cudi Mahallesi'ndeki evlerinde yaşayan Eren, gözlerini, evinin karşısında bulunan heybetli Cudi Dağı'na dikerek, tüm yaşadıklarına rağmen nasıl hala ayakta kalabildiğini "Ölmedim, çünkü benim bu devletten alacak hesabım var, ölünceye kadar bu devletten şikayetçiyim" sözleriyle başlıyor anlatmaya. 



 



Botan serhıldanında bir anne



 



Eren'in hikayesi, Botan'ın ilk kitlesel serhıldanına dayanıyor. Takvim yapraklarının 1989 yılını gösterdiği, yani devletin Kürdistan'da büyük katliamlara imza attığı tarihin başlangıcı.



 



Devletin katliam politikasıyla yüz yüze kalan yerlerden biri de Girêçolya Köyü. Köye giren devlet güçleri, Girêçolya köyüne büyük bir operasyon düzenleyerek, köyün girişinde ot biçen 6 kişiyi ağaçlara bağlayarak katleder. Bununla da yetinmeyen devlet güçleri, katlettiği yurttaşları şehir merkezine getirerek, ilçe kaymakamlığı ve Adliye binasının olduğu yere helikopterden aşağı atar. Duruma tepki gösteren halk ise, cenazelerini almak istese de devlet güçlerinin engeliyle karşılaşır. Ancak, cenazeleri alma konusunda ısrarcı olan halk, kitlesel olarak Kaymakamlık binasına yürür ve bu binayı ateşe verdikten sonra cenazeleri almayı başarır.



 



Askerden yeni gelmişti, katlettiler



 



Katledilenler arasında oğlu Reşit Eren de vardır. Oğlunun cenazesini almak için Kaymakamlık binasına yürüyenlerden biri de Eren'dir.



 



Yaşanan bu acı olayın ardından devlet, Girêçolya halkını zorla köyden çıkarır. Bu zorunlu göçte Eren de ailesiyle birlikte Silopiya'nın Cudi Mahallesi'ne yerleşir. Askerden yeni gelen oğlu Reşit'in devlet tarafından katledilmesini bir türlü unutamayan Eren, katillerin bulunması için birçok yere çağrıda bulunur ama olay, benzerleri gibi aydınlığa kavuşturulmaz. O dönemde Ecevit ve eşi de bir gazeteci ordusuyla Eren'i ziyaret eder ve katledilen oğlunun hakları için tazminat ödemeyi teklif eder. 



 



Eren ise "Ben sizden katillerin bulunmasını istiyorum. Benim adıma tüm Silopiya'yı tapulasanız da istemiyorum. Ben para değil adalet istiyorum" diyerek, teklifi geri çevirir.



 





 



'Cenazesine sarılmama bile izin vermediler'



 



Eren, o dönemi ve yaşadıklarını ise şöyle anlatıyor: " Oğlumu köyde katlettiklerinde, damda oturuyordum. Silah sesleri kulağıma gelince içimden bir can koptu, bağırdım 'Reşit'i vurdular' diye haykırdım. Herkes başıma toplandı. 'Yok, öyle bir şey' dediler, inanmadılar. Ama ben bir anneydim, biliyordum ki oğlum katledilmişti. Oğlum yeni askerden gelmişti, üstünde sivil kıyafetler vardı, ağaçlara bağlayıp acımasızca katlettiler. Tek isteğim oğluma doya doya sarılmaktı, ona bile izin vermediler. Zorla bir kuru toprağa gömebildik ancak. Yine bu köyde dünyalar güzeli bir kızım vardı, 13 yaşındaydı. Köyden çıkmadan önce ortalıktan kayboldu, bir daha hiç izine rastlamadım. Öldü mü yaşıyor mu, hiç bilmiyorum." 



 



'Reşit'i ikinci kez katlettiler'



 



Devletin zulmünün hayatında hiç eksik olmadığını ifade eden Eren, "Buraya taşındıktan sonra devlet defalarca kapıma gelip 'Gel ifade ver, benim oğlumu PKK'liler öldürdü dersin. Sana ne istiyorsan karşılığında veririz' tekliflerinde bulundular ama ben her seferinde bu adaletsizliğe kapımı kapattım. Bir gerçeği hiçbir güç yalana çeviremezdi" diye konuştu. 



 



Katledilen oğlumun adını yaşatmak için Eren'in, yine Reşit ismini verdiği diğer oğlundan olan 17 yaşındaki torunu ise 'sokağa çıkma yasağı' sırasında atılan havan toplarının birinin hedefi olarak, henüz 16 yaşındaki Axîn Kanat ile birlikte can verdi. Yitirdiği torununun annesi ise aynı saldırıda yaralandı.



 



Kendisine bu acıları yaşatanların şimdi gelip 'evinizi yıkacağız' dediklerini söyleyen Eren, "Gücüm yettiğince bu haksızlığın, bu talanın karşısında duracağım. Bbu devletin bana yaptıklarının hesabını sormadan da ölmeyeceğim" diye konuştu. 



 



 DİHA