Özneyi amacın önüne geçirmek*

"Ne için" sorusuna verilecek yanıt, "kimlerle" sorusunun yanıtını da içinde taşır

GÜNCEL
Cuma, 27 Mayıs 2016 (10 yıl 3 hafta önce)

H. Selim Açan



 



Türkiye’de sol ya da demokratik güçler arasında bir cephe, güç ve eylem birliği ihtiyacının yakıcılaştığı durumlarda hemen ‘kimlerle’ sorusu sorulur. ‘Ne için’, daha doğrusu ‘hangi çerçevede nasıl bir ittifak’ sorusu bunun kadar önemsenmez. Halbuki meselenin özünü -ve geleceğini- belirleyecek olan bu ikincisidir. “Kimlerle’ sorusuna doğru ve isabetli bir yanıt verebilmek bile buna bağlıdır.



 



Beylik bir benzetmeyle “arabayı atın önüne koşan” bu yanlış yaklaşıma bugün de tanık oluyoruz. ‘Demokratik bir cephe’nin bir an önce kurulması tarihsel sorumluluğunun hiç olmazsa farkına varmış çevrelerde görülüyor doğal olarak bu anlayış. Bunlar öyle geniş bir ‘cephe’ tanımı -ve beklentisi- ile ortaya çıkıyorlar ki, olmayacağı/tutmayacağı baştan belli bir duaya “amin” demeye çağırıyorlar herkesi.



 



Bunların kafalarındaki ‘cephe’ bileşiminde, CHP’den ulusalcılara, AKP içindeki “muhaliflerden” Meral Akşener’i destekleyen MHP’lilere kadar herkese yer var. Yeter ki “Tayyip Erdoğan’a karşı” olunsun?!!



 



Bu ‘genişliğe’ yönelik en küçük bir itiraz hatta soru işaretini “dar kafalı eski solcu alışkanlık” olarak görmeleri de cabası…



 



Ufku “Tayyip Erdoğan karşıtlığı” ile sınırlı bir ittifak arayışının yüzeyselliğini ve yanlışlığını bir an için görmezden gelelim; Bülent Arınç, Hüseyin Çelik gibi “muhalif” AKP’liler ya da Meral Akşener yandaşı MHP’lilerle bizlerin “Tayyip Erdoğan karşıtlığı” arasında bile nasıl bir ortaklık vardır ki, bunlarla bir güç birliği mümkün görülmektedir?..



 



Yerle gök birleşecek olsa dahi Kürtlerle, komünistler ve devrimcilerle ya da Alevilerle yan yana görünmek istemeyecek bu gerici faşist güçlerle bir araya gelinebileceği hayalini körüklemenin, kendimizi ve kitleleri aldatıp oyalamaktan başka bir anlamı yoktur. Bu tür fanteziler peşinde koşmak, sadece zaman ve enerji kaybına yol açar. Tabii bir de cephe sorununu çıkmaza sürükler.



 



İşin ilginci, meselenin özünden de önce “kimlerle birleşebiliriz” sorusundan hareket eden bu çarpık yaklaşım sahipleri, olmayacak siyasal öznelerle yan yana gelmenin hayalini kurarlarken, AKP’nin toplumsal dayanağını oluşturan işçi ve emekçi kesimleri nasıl kazanabiliriz sorusunu o denli dert etmemekteler.



 



Kendiliğinden patlak veren ve bazıları aylarca süren işçi direnişlerine dahi seyirci kalınması bu kayıtsızlığın en açık yansımasıdır.



 



O kadar çok “sokak” ve “direnme” lafının edildiği, üstelik Kürtlerin yanı sıra emeğe karşı da çok kapsamlı bir saldırı paketinin gündemde olduğu bir tarihsel kesitte 1 Mayıs gibi bir kavga gününde dahi ‘alçak bir profil sergilemenin’ esas alınması yine çok şey anlatır.



 



Halbuki Tayyip Erdoğan zorbasının pervasızlığında cisimleşen faşizmin neoliberal temellerde tahkiminin önünü ancak onun toplumsal dayanaklarını zayıflatıp çözebildiğimiz oranda alabiliriz. Yöntem açısından yanlış olmakla birlikte hala “kimlerle” sorusundan yola çıkmakta ısrar edilecekse eğer, hiç olmazsa bu bağlam gözönüne alınmalıdır.



 



Fakat daha doğru bir tutumla, “ne için bir araya geleceğiz” sorusunu sorarak başlamalıyız işe. Bu tayin edici soruya vereceğimiz yanıt, “kimlerle” sorusunun yanıtını da üç aşağı-beş yukarı çıkarır ortaya.



 



Kendini sadece “Tayyip Erdoğan karşıtlığıyla” sınırlayan bir yaklaşım, onun bugün yüzde 50’lilerin üzerinde seyreden kitle desteğinde en ufak bir azalma yaratmaz. Tersine, onun da işini kolaylaştıracak şekilde bu tabanı etrafında tutup kemikleştirmesini kolaylaştırıcı bir rol oynar. Bu bağ zayıflatılıp çözülmediği sürece de ne AKP çatlar ne de Tayyip Erdoğan’la aynı iplikten dokunmuş AKP içindeki “muhalifler” etkisiz küçük çevrecikler olmanın ötesine geçer. Yani bunlara “umut” bağlamak bu açıdan da büyük yanlış ve aldanmadır.



 



Buna karşın, ezici bir çoğunluğu geçim ve gelecek kaygıları, işsizlik, herhangi bir sosyal güvenceden yoksunluk ve kahredici bir yoksulluk belasına bugün AKP ve Tayyip Erdoğan demagogunun arkasından giden işçi ve emekçilerin yakıcı talep ve beklentilerine yanıt oluşturan güven verici bir programla ortaya çıkılıp sabırlı ve inatçı bir çaba içine girilecek olursa bu taban pekala çözülür.



 



(*) 26 Mayıs günü Özgür Gündem'de yayınlanan bu yazı, dayanışma amacıyla kaleme alınan ve güncel-tarihsel bir sorumluluk haline gelen faşizme karşı birleşik cephe sorununu konu edinen dizinin ikinci yazısıdır.