Bu sokaklar yine Ethem'lerin cesareti, tutkusu ve aydınlık yürekleriyle ışıyacak
3 yıl önce Mayıs'ın son günlerinde Gezi Parkı'nın talana açılmasına karşı bir avuç insan tarafından başlayan inatçı direniş, Haziran'a evrilerek Türkiye'nin hemen tüm illerine yayılan bir halk isyanına dönüştü. Sorun sadece yağmaya açılmış kentin ciğerlerinden geriye kalan bir parçanın talan edilmesi değildi. Buna dahi göz koyan neoliberal açgözlülüğe, kentlerin ve doğanın hayasızca talanına, emeğin vicdansızca sömürülmesine ve tüm bunları gerçekleştirebilmek için ihtiyaç duyulan sınır tanımayan zorbalık ve despotizme karşı biriken öfkenin patlamasıydı.
Gündelik yaşamın kıvrımlarına kadar sindirilmeye çalışılan bu despotizm giderek yatak odalarına, kaç çocuk doğurulacağına, kızlı erkekli öğrenci evlerine, kent meydanlarının yasaklanmasına, alkol tüketimine, sokakta nasıl dolaşılacağına, kadınlara dönük düşmanca saldırılara, sınıfa dönük dizginsiz sömürü politikalarına, polise verilen sınırsız öldürme yetkisine... tercüme ediliyordu.
Tüm bir yaşam faşist ideolojinin din soslu cenderesiyle yeniden kalıba dökülmeye çalışılıyor, bunun ön adımları fütursuzca atılıyordu.
Tıpkı bugün bu adımların artık kapsamlı bir ideolojik-siyasi-sosyal-ekonomik saldırı bütünlüğü içinde olgunlaşarak karşımıza çıkması gibi...
Daha da yükseltilen hücre duvarlarının yarattığı öfke, uzun yıllara yayılan edilgenliğin bıkkınlığıyla buluşarak kulak çınlatıcı bir çığlıkla patladı. O çığlık burjuvazi ve devletinin tüm dengelerini altüst etti.
Nitekim rejimin içten içe biriken iç çelişkileri bu isyanın hemen sonrasında olgunlaşarak ciddi bir tepişmeyle ortalığa saçıldı. Fetullah Gülen Cemaati ile AKP'nin (elbette dayandıkları sermaye gruplarının) oluşturduğu iktidar bloğunun dizginsiz saldırganlığı, aynı zamanda siyasi iktidarın olanaklarının paylaşılma kavgasıyla içiçe yürüyordu. Bu kavga Haziran İsyanı'nın basıncıyla derinleşti.

Rejim kendisini toplumsal kalkışmalara, direniş ve grevlere hazırlarken; ekonomik olanaklarının paylaşılmasında olduğu kadar, zor aygıtının en güçlü araçlarının kimin elinde toplanacağı konusunda da ciddi bir kapışma yaşandı. Bu kapışma, 17 Aralık deşifrasyonuyla ortalığa saçıldı. Bir lağım gibi hem de...
Haziran, sistemin kimyasını bozdu adeta. Onun üstüne yığılan bölgesel gelişmeler gerçek anlamda bir çılgınlığı tetikledi. Artık kendi kapışmalarıyla içiçe geçen ve giderek şiddetlenen krizler zinciriydi sözkonusu olan. Herbiri diğeriyle ilişkili karmaşık bir yumak gibi...
Gerek bölgesel sorunlar gerekse Kürt sorunu başta olmak üzere birikmiş tarihsel-toplumsal patlama dinamikleriyle, rejim içi krizlerin içiçe geçtiği bu süreç; Hitlerci bir faşizm modeliyle aşılmaya, dizginler yeniden sıkıca kavranmaya çalışıldı. Fakat hiçbir şey artık eskisi kadar kolay değildi. Bunun bilinciyle olsa gerek korku çılgınlığı tetikledi.
Nasıl olmasın ki?!
Haziran ortak bir program etrafında buluşup kökleşemediği, sağlam bir örgütsel karakter kazanamadığı için süreklileşmiş bir toplumsal harekete dönüşemedi belki. Ama o, artık hiçbir şeyin eskisi gibi yürüyemeyeceğinin tarihe düşülmüş görkemli bir şerhi olarak hakettiği yeri aldı.
Haziran'da sokakları terketmeyen kadınlar o alanlarda devşirdikleri özgüven ve cesareti kadın cinayetlerine karşı giderek kitleselleşen bir mücadelenin harcı kıldılar.
Yaratıcılıklarıyla belleklere kazınan gençler, yılların neoliberal bireyci kültüründen Haziran'ın kolektivizm ırmağında yıkanıp arınmaya çalıştılar. Ethem'lerde simgeleşen gözüpeklik ve adanmışlıkla tanıştılar.
Talepleriyle ve örgütlü bir şekilde Haziran'ın parçası olamayan fakat fiilen onun gövdesini oluşturan işçi sınıfı, şimdi karşı karşıya olduğu büyük saldırılara karşı bir yol açmaya çalışıyor. Geçen yılki metal fırtınası günlerinden de hatırlayacağımız gibi yaptığı her hamle kırılsa da bu arayış yeni patlamaları mayalıyor alttan alta..
Haziran tüm toplumun ruhunu yıkayan, özgürleştiren tertemiz bir havaydı. Bunu hep birlikte yaşadık, gördük. En ciddi handikapları bile eriterek bir arada olduk. Tarihsel gericilik birikimi gibi bir zincir bile o iklimde azımsanmayacak oranda eriyerek, halklar arasında kardeşleşmenin ön adımları atıldı.

Şimdi bunlar unutulmuş görünse de unutulmadıklarını tersine yeni birikimlerle hayatın içinden konuşmaya kaldığı yerden devam edeceğini tarih aktıkça hep birlikte göreceğiz.
Nitekim, Haziran'ın yarattığı o temiz havaya şimdi her açıdan daha fazla ihtiyacımız var. Bölgesel bir savaşın eşiğinde, eşi benzeri görülmemiş bir göç dalgasının gölgesindeyiz. İnsana, insanlığa herhangi bir nesne muamelesinin yapıldığı hoyratlıkların...
Kürt halkına dönük katliamcı politikalar cenazelere bile harfiyat muamelesi yapılacak kadar gözü dönmüş bir nitelik kazanmış durumda. 6 milyon oyla parlamentoya gelen HDP vekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılıyor, bir halkın on yıllara yayılan direnişiyle elde ettiği tüm siyasi kazanımlar yeniden gasp edilmek isteniyor.
İşçi sınıfı simsarlık bürolarıyla ilgili son düzenlemeyle tüm tarihsel kazanımlarının gasp edilmek istendiği büyük bir saldırıyla karşı karşıya. Bu saldırı kıdem tazminatının tamamen gaspı, emeklilik yasasının değiştirilmesi ve diğer gasplarla birleşerek derinleştirilmek isteniyor. Onlarca yıla yayılan saldırılar şimdi büyük bir sıçramayla tamamlanmak isteniyor!
Kapitalizmin o kanlı yüzü iş cinayetleriyle açığa çıkmaya devam ediyor. Her işçi cinayetinde Haziran'ın en ön saflarında korkusuzca dövüşerek ölümsüzleşen Ethem yoldaş Emeğin Yumruğu'nun tarihsel zorunluluğunu bir kez bir kez daha hatırlatıyor.

Toplumsal çürümenin ulaştığı boyut ve bu çürümeyi derinleştiren politikalar artık burnumuzun direğini sızlatacak kadar keskin bir koku yayıyor. Kadın cinayetleri, taciz-tecavüz saldırısı hız kesmediği gibi çocukları bile içine alan bir derinleşmeyle sürüyor.
Doğanın talanı her derenin önüne kurulan HES'lerle gözü dönmüşçesine sürüyor.
Burjuva devlet tüm bunları sürdürebilmek için zorbaca bir biçimde rejimi değiştirmeye çalışıyor. En küçük bir basın açıklaması bile polis zoruyla sindirilmeye çalışılıyor.
Bizi nefessiz bırakan, boğan bir cendere dönüşen o kadar çok şey var ki... Herbiri yeni Haziran'ların tarihsel bir zorunluluğa dönüştüğünü hatırlatan...
Haziran İsyanı, başka bir dünya özlemini sokak sokak, barikat barikat dile getiren bir direnişti. Direniş içerisinde toprağa düşen gençlerimiz ise başka bir dünya özleminin ve iradesinin sembolü oldular. Şimdi o günlerden daha karanlık bir tabloyla boğulmak isteniyoruz. Fakat biliyoruz ki en karanlık anlardan fışkırır hayatın aydınlığı, renkleri.
Şimdi Haziran'daki o anlamları kana kana içmeye, çoğaltmaya dün olduğundan daha fazla ihtiyaç duyuyoruz.
Bizde bu güç var ve bu sokaklar yine Ethem'lerin cesareti, tutkusu ve aydınlık yürekleriyle ışıyacak.