Günümüzün sendikal örgütlülük ve mücadele çizgisinde her şeyden önce bir anlayış farklılaşmasına ihtiyaç var
İşçi sınıfının örgütsüzlüğü ve dağınıklığı -bırakın politik olanı-, işçi hareketinin ekonomik-sendikal düzeyde bile kendisini büyütmesine engel oluşturuyor. İşçi sınıfının geniş bölüklerini kapsamaktan uzak, sınırlı düzeydeki sendikal örgütlülükse, sınıfa güven veren bir konumlanış ve pratiğin sahibi olmadığından, işçilerde örgütlenme fikrinin gelişmesi, onun cazip hale gelmesi yalnızca sancılı olmakla kalmıyor, sınırlı ve cılız kalmaktan kurtulamıyor.
Günümüzün sendikal örgütlülük ve mücadele çizgisinde her şeyden önce bir anlayış farklılaşmasına ihtiyaç var. Bugüne kadar şekillenmiş kapalı kapılar arkasında yapılan pazarlıklara dayalı, yasal sınırları aşmamayı esas alan uzlaşmacı sendikal anlayış ve örgütlenme alışkanlıklarıyla burjuvazinin azgın neoliberal saldırılarını geriletip emeğin haklarını genişletme şansı yok.
Neoliberal saldırganlığın kapsamının derinliğine rağmen bugün Türkiye sınıf hareketinin sergilediği zayıf profilin, mücadele açısından gösterdiği geri özelliklerin nedeni, yalnızca ülke gerçekliği yani nesnel koşullarla açıklanamaz. Bunun payı olmakla birlikte, verili nesnelliğe müdahale edip bu zemini de farklılaştıracak olan işçi sınıfı içerisinde faaliyet yürüten politik güçlerin zayıflıkları, yetmezlikleri, kuyrukçulukları, çarpıklıklarıdır.
Uluslararası alanda da Türkiye’de de sınıf savaşımının seyrinde, işçi sınıfının politik öznelerinin öncülüğü ve yönlendiriciliğinde verilmiş mücadelelerde olumlu ya da olumsuz sonuçlar asıl olarak bu politik güç ve önderliklerin damgasını taşımıştır.
Tabii bu politik güç ve önderliklerin üzerinde de sınıflar savaşımının düzeyi, buna bağlı olarak şekillenen uluslararası tablo ve bunların üzerine oturan politik dengelerin ileriye ya da geriye çeken etkileri olmuştur.
46. yıldönümünü karşılamaya hazırlandığımız 15-16 Haziran Direnişi, bu basit gerçeğin somut yansımalarından birisidir. Devlet güdümünde şekillenen, işçi sınıfından çok bir patronlar örgütü işlevi gören Türk-İş’in sınıf uzlaşmacılığına tepki üzerinden, ismine de yansıdığı üzere farklı politik öznelere mensup öncü-devrimci işçiler tarafından kurulmuş DİSK, Türkiye işçi sınıfı tarihinin en büyük işçi direnişlerinden birisi olan 15-16 Haziran direnişinin yaratılmasında ön açıcı bir rol oynamıştır. Hareketin kendilerini de aştığını gören DİSK yönetiminin sonradan paniğe kaılıp geri çekmeye çalıştığı bu direniş, DİSK’in sınıf içinde olduğu kadar toplumsal-siyasal yaşamda da hatırı sayılır bir güç haline gelmesini sağlamıştır.
O zaman burjuvazi ve onun devletinin güdümünde sendikacılığın elini güçlendiren, Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasası’nda yapılan düzenlemelerle sınıfın haklarını tırpanlamaya yönelik saldırıya karşı net bir tutum alan ve üretim birimlerinden alanlara akışın önünü açan DİSK, bugün daha kapsamlı bir saldırı olan ve sendikal örgütlenmenin de altını boşaltan kiralık işçilik yasasını mızmızlanarak adeta seyretti.
Kuşkusuz burada verili bürokratik sendikalardan yakınmak, onların gerçekliğine yanmak değil derdimiz. Buralara nüfuz etmiş reformizm batağındaki politik güçlerin anlayışlarının yarattığı sonuçlara ve bu sonuçların doğmasında kendi bıraktığımız boşlukların payına işaret ediyoruz. Kızıl sendikacılık (sınıf sendikacılığı) anlayışı geliştirilip güçlendirilemediği, bunun pratik sonuçları-örnekleri ortaya çıkarılamadığı, ortaya çıkarılanların çapı büyütülemediği durumda varolan tabloyu farklılaştırma şansı yok.
Kazanma iradesini kuşanmayı, eylem hattını zenginleştirmeyi, kendini büyütmeyi gözetmeyen, aksine “kitle çizgisi” adına en geri bilincin korku ve kaygılarını esas alan, ortaya çıkan en küçük engelde yan çizip çıtayı düşürmeyi hesaplayan bir mücadele anlayışı gerilemeye ve giderek çözülmeye mahkumdur. Bugün verili bürokratik sendikal örgütlülük ve anlayışlar kendisini bu kısır döngünün içine hapsetmiş durumdalar. Bu çemberi yaracak inatçı bir çalışma ve devrimci sınıf sendikacılığının mücadele çizgisi gereği sınıfın her eylemini -ayakları yerden kesecek biçimde değil, tersine sağlam basarak- bir üst noktaya sıçratmayı zorlayarak hareket edilmesi zorunludur.
Kızıl Sendikalar Enternasyonali genel sekreterliğini de yapmış olan Losovsky’den aktaracağımız -ve herkesin kulağına küpe olması gereken- aşağıdaki paragraf, meseleyi çok net bir biçimde tanımlıyor:
Politika ile ekonomi arasındaki karşılıklı ilişkiye ilişkin komünist görüşlerimizin özü, bu iki mücadele türünün kaynaşmasında yatmaktadır; iktisadi mücadelenin genel sınıf mücadelesi çizgisi üzerinde yönlendirilmesinde, hareketi bir üst aşamaya çıkarmak, genişletmek ve geliştirmek, çatışmaya katılan işçileri tüm işçi sınıfını ilgilendiren sorunlarla karşı karşıya getirmek amacıyla değerlendirmede sendikal harekete komünist partisi tarafından önderlik edilmesinde yatmaktadır. (Sendikalar Üzerine I, Muharebe Olarak Grev - A.S LOSOVSK, sf. 21 - İnter Yayınları)
[Alınteri'nin 1 Haziran 2016 tarihli 26. sayısının DSB köşesidir]