Neymiş kadın?!..

Erdoğan bu sefer de kadınlığın tanımını yaptı, o tanıma sığmayanların "eksik" olduğunu buyurdu

KADIN
Pazartesi, 6 Haziran 2016 (9 yıl 10 ay önce)

Geçen hafta eğitim politikalarıyla ilgili görüşlerini çocuklarının tekkesi ve arpalığı olan TÜRGEV'in yıldönümü etkinliğinde açıklayan Erdoğan, bu hafta da yine çocukları ve hükümetin arka bahçesi olarak bilinen KADEM'de yaptığı konuşmayla kadınlara "sınırlarını", "fıtratlarını", "görev" ve "sorumluluklarını" hatırlattı, kadınlığın tanımını yaptı! Ona göre çalışıyorum diye çocuk yapmayan ya da ev işleri ve bakımıyla ilgilenmeyen, geleneksel ölçütlerin dışında hareket eden ve aslında toplumsal yaşamda özneleşen tüm kadınlar "eksiktir", "yarımdır"! 



 



Erdoğan'ın kadına "fıtrat" olarak biçtiği sınır ve roller, yaptığı tanım o her ne kadar "Allahın emri de böyle" dese de son derece dünyevi, özellikle de akçeli! 



 



O sözlerden süzülen gerçekleri şöyle özetleyebiliriz: 



 



Birincisi, kadının sudan ucuz emeğini binbir formülle ve özellikle örgütlenmesini güçleştirecek biçimlerle kapitalist sömürü çarkının doğrudan parçası haline getirmek. 



 



İkincisi, yine o sömürü çarkının daha bir hızlı dönmesi için taze güçler doğurmak, doğurmak... Elbette bir de her şeyin rekabet konusu olduğu bu dünyada o çarkın sahiplerinin gücüne güç katacak "çılgın" projeler, yayılma hayalleri için kanını sunacak, gerektiği yerde anında cepheye sürülecek 'Memet'ler"... 



 



Üçüncüsü, kadını sistemin temel direği olan ailenin başına bekçi kılmak. Onun ihtiyaçlarına uygun evlatlar yetiştirmek, yoksulluğu yönetme hüneriyle aslında toplumsal basınç ve tepki birikimini kontrol etmek. Aynı zamanda emek gücünün yeniden üretimi manasına gelen ev işleri-yemek-bakım gibi büyük bir külfeti karşılıksızca üstlenerek kan emici burjuvaları bu yükten, bu yükün sorun olmasından kurtarmak. Ki bu, üretimin de daha istikrarlı bir emek gücü üzerinden devamını sağlamak anlamına gelir. 



 



Erdoğan dün KADEM'de yaptığı konuşmada kadın olmak için bunların hepsini yerine getirmek gerekliliğini ifade eden bir tanım yaptı. Bu tanım onu; elleri, ayakları, ruhu, gövdesi kısacası tüm varlığı ve benliğiyle, kapitalist üretimin-ev işlerinin-aile bekçiliğinin ve doğurganlığın direklerine sıkıca zincirlemekle özdeşti. Önceki tanımlarının daha gösterişli sözlerle tekrarı dışında bir anlam taşımıyordu. Fakat bu seferki saldırganlığını çocuk doğurmak istemeyen ya da biyolojik nedenlerle anne olamayan tüm kadınları açıkça ötekileştiren, "eksiktir" ve "yarımdır" diyen açıklıkta bir "ötekileştirme" içeriyordu. 



 



Kadının toplumsal hayattaki yerini bu rollere ve aslında "işlere" indirgeyen Erdoğan, kadınlara yaptığı tavsiyelerle sınırlarını hatırlatırken, bu tavsiyeler dışında hareket eden kadın hareketi başta olmak üzere tüm kadınları da hedefe çaktı.



 



‘İnsana dair gerçekleri inkar eden bir bakış açısı’ olarak nitelendirdiği görüşlerin, yıllardır kadın hakları konusunu kendi tekeline aldığını söyleyen Erdoğan, bu görüşlerin kadını ‘yaratılış fıtratı’ndan, ‘toplumsal ve biyolojik gerçekliği’nden uzaklaştırdığını öne sürdü. Cinsel eşitlik talebiyle ayrımcılığa karşı mücadele eden, bu mücadeleyle sorunu en başta toplumsal gündeme taşıyan ve sınırlı da olsa belirli kazanımların önünü açan kadın hareketini hedefe çakarken gösterdiği adres ve yol KADEM'gillerin daha doğrusu kendilerinin kadın ve aile politikaları. 



 



Samimi düşüncelerim’ dediği görüşlerini şöyle savundu: “Çalışıyorum’ diye annelikten imtina eden bir kadın, aslında kadınlığını inkar ediyor demektir. Bu benim samimi düşüncemdir. Anneliği reddeden, evini çekip çevirmekten vazgeçen bir kadın, iş dünyasında istediği kadar başarılı olsun, özgünlüğünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır, eksiktir, yarımdır. İnsanlığın yarısını oluşturan kadın, anneliğiyle, evinin ve çocuklarının üzerindeki etkinliğiyle, zarafetiyle, estetiğiyle, içgüdüleriyle, sahip olduğu farklılıklarla kadındır. Bu gerçeği bir kenara bırakıp erkekle kadını birbirlerine hasım olarak, rakip olarak gören anlayışı kesinlikle reddediyoruz.” 



 



Kadının tüm tarihsel kazanımlarını (kürtaj, boşanma, mal-mülk paylaşımı, eşinin izni olmaksızın çalışma hakkı, şiddet karşısındaki belirli düzenlemeler...) hedefe çakan bu konuşma aynı zamanda önümüzdeki günlerde hangi saldırılarla karşılaşacağımızın ve bu saldırıların geniş kadın kitlelerine hangi yöntemlerle şerbet diye içirileceğinin de ilanıydı. 



 



Kadını çocuğa ve aileye zincirleyen bu anlayışı "biz kadını çocuğuyla birlikte korumaya aldık" sözleriyle ifade etti. Kadını asla birey ya da özne olarak tanımlamayan, bu içerikteki tüm tanımları hedefe çakan Erdoğan için makbul kadınlık tanımı hem çalışan (evden part times makbuldür) hem çocuk doğuran hem ailenin sürekliliğini sağlayan hem saçını-ruhunu süpürge eden kısacası sisteme kul-köle olan kadın makbuldür. Onun dışındakiler "cadıdır"! 



 



Erdoğan'a bu sözleri söyleten kadınların toplumsal anlamda giderek daha ciddi bir özne haline geliyor olmaları. Kendilerine ilişkin biçilen toplumsal rolleri daha güçlü bir tarzda reddetmeleri. Aslında kadın tarihini, tanımını, "fıtratını" görünür şekilde değiştirmeye başlamaları.



 



Kısacası kendilerini kendilerinin tanımlamasını yaygınlaştırmaları, toplumsal bir eğilime dönüştürmeleridir. O da dayandığı ideolojik argümanlarla sınıfı adına bu gerçeği değiştirecek bir taarruza geçmeyi emrediyor, buna hazırlanıyor! Zaten yapıp ettiklerinden başka...



 



Fakat treni kaçırdı diyeceğiz. Çünkü bu ülkede artık giderek görünürleşen bir "kadınlık bilinci" kökleşiyor. Dayatılan tüm o tanımları reddeden bir bilinç ve duruş bu...Daha ciddi saldırıları da püskürtecek bir olgunlaşmaya ulaşıyor.



 



O açıdan da Erdoğan ve temsil ettiklerinin işinin hayli zor olduğunu söylemeliyiz.