Asgari ücret 1300 TL olarak cebe girmeden eriyor, gelir-gider arasındaki uçurum büyüyor
AKP'de somutlaşan neoliberal sömürü ve yağmacılığın tipik özelliklerinden biri kaşıkla verdiğini kepçeyle almasıdır. Asgari ücretin 1300 TL yapılacağı vaadi de böyle bir şeydir. Asgari ücretin 1300 TL olmasıyla 0 zam arasında hiçbir fark olmadığı kısa sürede açığa çıktı. Keza bu zammın bir kısmına Ekim ayındaki gelir vergisi düzenlemesiyle el konulacak, geri kalanına da şimdilerde Meclis'e getirilen zorunlu bireysel emeklilik uygulamasıyla... Bu uygulamaysa 43 yaşın altındaki 13 milyon işçiyi kapsıyor.
Kasım seçimlerindeki bu vaadin aslında burjuvazinin işçi ve emekçilerin cebine giren birkaç kuruşu bile anında soğurarak kendi birikim dağına katmak ve daha büyük saldırılar için psikolojik ortam oluşturmak amacı taşıdığını şimdi daha net anlıyoruz.
İşçi sınıfı, çalışma saatlerinden ücrete ve sosyal güvenliğe kadar bütünsel bir esnekleştirme-kuralsızlaştırma saldırısıyla karşı karşıya. Burjuvazi aklımıza gelebilecek en küçük bir birikimi bile çeşitli vergiler-fonlar kısacası dalaverelerle soğuruyor. Bu, birikimi de aşıp -ki sınıfın birikim yapma koşulları yok zaten!- işçinin henüz cebine girmeyen ücretin çeşitli kesintilerle gaspedilmesi biçimini alıyor.
Çünkü uluslararası ekonomik kriz, bu krizin zorladığı rekabet koşullarında sermaye birikimini büyütmesinin ve uluslararası rekabette ayakta kalmasının başka yolu yok. Yağma, talan, gasp dışında... Emek gücü sömürüsünün envai çeşit biçimlerle esnekleştirilip-kuralsızlaştırması, derinleştirilmesiyse bunun en temel gereğidir.
Zorunlu bireysel emeklilik kapsamında yaklaşık 13 milyon işçinin aylık ücretinden 100'er TL'lik kesintiler yapılması, bunun fonlarda toplanması devasa bir sermaye havuzu demektir. Bunun daha sonra çeşitli biçimlerle özel şirketlere devredileceği, oluşturulan fonların aynı şekilde hibe sayısız yöntemle hibeye açılacağı açık.
Kaldı ki burjuvazinin emeklilik için ödemek zorunda olduğu kesintilerden kurtarılması bile başlı başına devasa bir birikimi ifade ediyor zaten.
İşçi sınıfı her açıdan tarihsel bir dönüm noktasında. Taşeronluğun "sözleşmeli personel" uygulamasıyla yaygınlaştırılacağı, fiilen uygulanan "kiralık işçiliğin" yasal bir çerçeveye kavuşturularak temel istihdam biçimi haline getirilmesi, bu esnekleşmeyle birlikte kıdem ve emekliliğin hayal haline getirilmesi, sendikal örgütlenmenin gelinen noktadaki haline bile tahammül edilememesi dahası bunun imkansızlaştırılması... gibi on yıllardır bütünsel olarak hayata geçirilemeyen tüm kritik saldırılar şu birkaç ay içinde hızla yasalaştırılıyor. Fiili olana yasal bir zırh geçiriliyor desek daha doğru olur belki.
Bu saldırganlığın faturası sadece sosyal yıkım olmayacak. İSİG Meclisi'nin de belirttiği gibi iş cinayetlerinin sıçramalı bir seyir izlemesi, kuralsızlığın savaş kanunlarını aratmayacak bir şiddetle üretim alanlarına hakim olması gibi sonuçlarla üretimin içine taşınacak.
Bu gerçekle birlikte gelir-gider arasındaki uçurum da dünle kıyaslanmayacak ölçüde büyüyecek.
İSİG Meclisi'nin asgari ücretli işçilerin 3 aylık periyotlarla aylık gelir-gider durumunu incelediği çalışmasında bu sefer Karaca ailesinin Mayıs ayı yaşam şartlarını değerlendirdi.
Raporda Kasım ayından bu yana gelir-gider açığı veren ailenin yaşam standartlarında ne gibi değişikler olduğu, gelir ve giderleri arasındaki dengeyi nasıl sağlamaya çalıştıkları incelendi.
Raporda Karaca ailesi kısaca şöyle tanıtılıyor:
Fatma Karaca 46 yaşında evli ve telekomünikasyon sektöründeki büyük ölçekli bir şirkette temizlik elemanı olarak çalışan taşeron bir işçidir. Bunun yanında ayda 4 defa yarım gün evlere temizliğe gidiyor ve aileye ek katkıda bulunmaya çalışıyor. Eşi Yılmaz ise uzun bir süre inşaat işçisi olarak çalışmış ama iş kazası geçirmesi sebebiyle sonradan nalburda çalışarak geçimini sağlamaya başlamıştır ve hala aynı işyerinde çalışmaya devam etmektedir. Ailenin her iki bireyi de haftada 6 gün çalışıyor.
Karaca ailesinin çocukları yok; ancak akrabaları olan 19 yaşındaki üniversite öğrencisine, eğitim masraflarına destek olmak gibi maddi yardımdan öte manevi bir yakınlık duyduklarını belirtiyorlar. Aslen Erzurumlu olan aile İstanbul-Esenyurt ilçesinde kredi ile aldıkları bir evde ikamet ediyor.
Karaca ailesi ile ilk defa Kasım ayında tanışmıştık. Fatma Karaca çalıştığı işyerinde ihalenin el değiştirmesi ile farklı bir taşeron işletmeye bağlı olarak temizlik işlerini yaptığını ve asıl işyerinin başka bir yere taşınması sebebiyle onayı alınmadan işten çıkarma tehdidi altında Şubat ayından bu yana işyerinin yer olarak birbirinden uzakta iki ayrı yerinde temizlik işlerinde çalıştığını belirtiyor.
Kasım ve Şubat aylarında yapılan değerlendirmede ay sonunda gelirden fazla giderlerinin olduğunu belirtmiştik. Aradan geçen üç ay içerisinde ailenin durumunda harcama kalemleri arasındaki dağılım dışında fazla bir değişiklik bulunmuyor.
Daha sonra ailenin Mayıs ayı gelir-gider durumunu şu şekilde karşılaştırılıyor:
Karaca Ailesinin 2016 yılı Mayıs ayı giderleri

Ailenin, toplam giderlerinin %34’ü kredi ile aldıkları ev ödemesi, %22’si gıda ihtiyacı ve%13’u da diğer kalemlerindeki harcamalardan oluşmaktadır. Kısacası,
Karaca ailesinin Mayıs ayı aylık geliri

Karaca ailesinin aylık 2.620 TL gelirine karşılık 2.879 TL gideri olduğu görülmektedir. Dolayısıyla aşağıdaki tabloda da görüleceği gibi aile toplam 259 TL ile Mayıs ayını da Kasım ve Şubat aylarında olduğu gibi yine gelir-gider açığı vererek kapatabilmiştir.



Raporda ailenin aylar itibariyle gelir-gider dengesi de karşılaştırılarak, bunun ücret ve harcamalara göre değişkenlik gösterdiği tespit ediliyor.

Bu veriler doğrultusunda ortaya çıkan sonuçlar da şöyle özetleniyor:
1- Karaca ailesinin Şubat ayına göre gelirlerinde %14; Kasım ayına göre ise %9 oranında düşüş olduğu görülmektedir. Çünkü Kasım ve Şubat aylarında ev işçiliğinden gelen ek gelir Mayıs ayında sağlanamamış olup ailenin toplam geliri sadece aylık ücretlerinden oluşmuştur. Bu sebeple aile en fazla açığı Mayıs ayında 259 TL ile vermiştir.
2- Ailenin Kasım-Şubat ve Mayıs aylarına ait gelirlerinin ortalaması 2835 TL, giderlerinin ortalaması ise 3027 TL'dir. Buna göre aile üç aylık periyoda göre ay sonunda ortalama192 TL gelir-gider açığı vermektedir.
3- Bir işçi ailesi olarak Karaca ailesinin özelinde ve toplum genelinde asgari ücretin artışı yaşam standartlarında esaslı bir değişiklik yaratmamıştır. Aile ek gelir sağlayamadığı sürece salt aylık ücretleri ile geçinememektedir.
4- Ailenin üç aylık periyotlarda herhangi bir sağlık harcamasının olmaması sevindirici, ancak olası sağlık problemlerinde yapılacak sağlık harcamaları ailenin bütçesini doğrudan sarsabilir.
5- Diğer taraftan Karaca ailesi ay sonunu rahat getirebilmek için herhangi bir kültür, eğlence, memleket ziyareti gibi sosyal harcamalara neredeyse hiç bütçe ayıramamaktadır. Memleketlerini çok özlediklerini ancak maddi durumlardan ve iş koşullarından kaynaklı hiçbir yere hareket edemediklerini ifade etmektedirler.
Sonuç olarak ne asgari ücret artışı ne de çalışma yaşamına yönelik düzenlemeler önümüzdeki dönemde emekçiler için olumlu yönde bir süreç çizmiyor. Yaşanan ve yaşanacak pek çok hak gaspının önümüzdeki dönemde ivme kazanmasına karşılık sınıf esaslı sendikal ve siyasal anlayışla bir mücadele yürütülmelidir.