15-16 Haziran Direnişi, Türkiye işçi sınıfı hareketinin tarihinde hala aşılamamış bir zirvedir
Onun ‘büyüklüğü’ ve önemi, sadece katılımın kitleselliği ve sınıfın sergilediği militanlığın çarpıcılığından ileri gelmez. Bunlar onun ‘görünen yüzünü’ oluştururlar. Ona tarihsel anlam ve önemini kazandıran özellikler ise ilk bakışta hemen görülemeyebilen yüzünde saklıdır.
Bunlardan özellikle ikisinin altını çizmekte fayda var: 1) 15-16 Haziran, Türkiye işçi sınıfının ‘sınıflaşma’ sürecinde tarihsel bir dönüm noktasıdır, 2) Dönemin devrimci hareketinde egemen anlayış ve kalıplara darbe indiren bir taban hareketi olarak ‘kitlenin öncüleşmesi’ örneğidir.
Bu yönler ve bunların alt başlıklarını oluşturan özelliklerin üzerinden atlayan bir 15-16 Haziran kavrayışı eksik ve sığdır.
Kapitalist toplumu oluşturan bütün sınıflar gibi işçi sınıfının sınıf olarak varlığını da onun kapitalist üretim süreci içindeki yeri, üretim araçlarıyla olan ilişkisi belirler. Bu anlamda işçi sınıfının varlığı (ve onun kapitalizme karşı mücadeledeki rolü) öznel niyet ve yorumlara bağlı olmayan nesnel bir durumdur.
Fakat bu nesnellik, kendiliğinden edinilmiş bir ‘sınıf kimliği’ anlamına gelmez. İşçi sınıfı bu kimliği, başlangıçta kendiliğinden giriştiği sendikal ve siyasal mücadele süreçlerinde edinir. “Üretimden gelen güç” olarak tanımlanan kendi gücünün/neler başarabileceğinin farkına varmak, sınıf kardeşleriyle kader ortaklığının bilincine vararak onlarla daha sıkı kaynaşma, bu temelde birbirini sahiplenip dayanışma bilincinin gelişmesi, öte yandan sınıf düşmanı burjuvazi ve onun devletini daha iyi tanıyarak onlara karşı bilinçli bir sınıf kini ve öfkeyle donanma- bu ‘kimliğin’ tamamı olmamakla birlikte en temel unsurlarıdır.
İşte 15-16 Haziran, bu kimliğin oluşumu ve kitleselleşmesi bakımından da bir zirveyi ve dönüm noktasını temsil eder. Tabii ki o bu açıdan da ‘durgun gökte çakan bir şimşek’ olmamıştır. Öncesi de olmakla birlikte 1963’teki Kavel Grevi ile başlayıp 1965’teki Kozlu Direnişi ve 1966 Paşabahçe Grevi gibi iz bırakan irili ufaklı direnişlerle örülen bir sürecin devamıdır. Fakat bir yönüyle de onun ‘oluşum’ dönemini geride bırakıp ‘olgunlaşma’ düzlemine geçişini simgeleyen bir sıçrama anıdır.Bu iki düzlem arasındaki farkı, sınıfın köylülüğe özgü kalıntılardan belirgin bir biçimde arınarak daha rafine bir proleter kimlik ve özellikler edinme düzlemine geçişi şeklinde de tanımlayabiliriz (ki bu, Türkiye’de kapitalizmin gelişme düzeyine paralel seyreden bir süreçtir).
Eylemin görkemli kitleselliği ve militanlığı yanında sendikalar ve grev yasalarının değiştirilmek istenmesini hedef alan dolaysız siyasal karakteri ile sınıf içindeki sendikal rekabet ve bölünmüşlüğün üstüne çıkan birleştirici-dayanışmacı özelliği ‘sınıf kimliğinin edinilmesi’ bağlamında anılması gereken alt özelliklerdendir.
Kitlelerin ‘öncülerin’ de önüne geçmesi anlamında 15-16 Haziran’ın nasıl sarsıcı ve sürükleyici bir rol oynadığını zihinlerde canlandırabilmek için, bu görkemli işçi direnişinin patlak verdiği günlerde Türkiye solunda “Türkiye’de işçi sınıfının olup olmadığı” tartışmasının yaşandığını hatırlamak herhalde yeterli olur. Keza çıkarılmak istenen yasalara karşı eylem çağrısını yapan DİSK yöneticilerinin 15 Haziran günü ortaya çıkan manzara karşısında paniğe kapılarak o gece bu kez itfaiyeciliğe soyunmalarını da ‘kitlenin öncülerini de aşarak öncüleşmesi’ kapsamında değerlendirmek gerekir.
Bugün yeni 15-16 Haziran’lara ihtiyacımızın olduğunu birçok çevreden duymak mümkün. Fakat nasıl sorusuna herkesin aynı cevabı verdiği söylenemez. Somut koşullardaki farklılıkların farkında olunup olunmaması da bir yana herkesin 15-16 Haziran’dan anladığı şey aynı değil çünkü. Haliyle çıkarılan ders ve sonuçlar da farklı.
Halbuki ne işçi sınıfı hem bileşim ve üretim koşulları açısından hem de yaş, deneyim ve olgunluk düzeyi bakımlarından o günlerin sınıfı ne de ‘sınıf kimliği’nin içeriği ve temel unsurları o günlerin aynısı ya da benzeri. Aradaki bu büyük ve derin farkları unutan bir 15-16 Haziran nostaljisi, iyi niyetli fakat altı boş bir dilek ve temenni olmanın ötesine geçemez.
Zaten bugün yeni bir 15-16 Haziran’a bugün belki de en başta “öncülere de öncülük edecek bir taban hareketi” bağlamında ihtiyacımız var. Gezi bu yönde bir sarsıntı yarattı yaratmasına ama sol hareketteki tasfiyeciliğin ve konformizmin derinliği nedeniyle etkisi ve sonuçları o kadar derin ol(a)madı. Sınıf temelli yeni bir 15-16 Haziran, onun başlayıp da arkasını getiremediğini tamamlar belki.
[Alınteri'nin baskıdaki 27. sayısının başyazısıdır]