Sınıf hareketinin bugün yaşadığı tıkanma toplam bir sonuç...
Görkemli büyük işçi direnişi 15-16 Haziran’ın 46. yıldönümündeyiz. İşçi sınıfının örgütlenme, toplu sözleşme ve grev hakkının gaspına yönelik yasal düzenlemeye karşı, fabrikalardan sokaklara akan kitlesel işçi hareketi…
Burjuvazinin işçi sınıfına dönük saldırısını geri püskürtmüş, yerleşik kalıpları parçalamış bir eylem.
Devlet boyunduruğundaki sınıf işbirlikçisi Türk-İş’in egemenliğini sarsan, sadece DİSK’in gövdesinin değil, Türk-İş’in tabanından işçilerin de katıldığı bir birleşik militan işçi direnişi.
DİSK’in önayak ve devrimcilerin de içinde yeraldığı bu direniş, DİSK yönetimini ve onun ilk günün sonunda yaşadığı panikle yaptığı geri çekilme çağrılarını da aşarak, ikinci gün, ilkini de ikiye katlayan bir kitlesellik ve militanlıkla sokağa akan birleşik bir taban hareketi.
Kuşkusuz birden bire ortaya çıkan bir şey değildi 15-16 Haziran. O, Kavel, Kozlu, Paşabahçe gibi militan grev ve direnişlerin, DİSK gibi yeni bir devrimci sendikal hareketi inşa sürecinin deney birikimini taşıyordu arkasında.
Bugün işçi sınıfına dönük burjuva saldırganlığın kapsamı daha büyük. TEKEL ve metal direnişleri gibi işçi sınıfının kendi gücüne güven duymasını sağlayacak esinleyici örneklere de zaman zaman tanık olunmasına rağmen bunlar sınıf hareketinde genel bir sıçramaya dönüşebilmiş değil. Korku ve güvensizlik başta olmak üzere belli eşikler hala aşılamıyor.
O günden farklı olarak bugün için tabanın sesine kulak verecek bir DİSK de yok. DİSK adına, işçi sınıfının bütününe ve kendi tabanına yabancılaşmış, bürokratlaşmanın egemen olduğu, cılızlaştıkça cılızlaşan bir görüntü, daha doğru bir ifadeyle içi boşalmış bir ‘kabuk’ var ortada.
Yine üretimin alabildiğince küçük birimlere bölünmesi temelinde yaşanan farklılaşma, sınıfın yapısında yaşanan değişim…
Sendikal hareketin sektörel bölünmeye dayalı geleneksel hantal yapısı, bunlarla iç içe şekillenip büyüyen sendikal parçalanma ve rekabet…
Bu nesnel durum üzerinden yeni örgütlenme stratejisi ve biçimleri geliştirmekte yaşanan sıkıntılar…
Tasfiyeciliğin devrimci-sosyalist harekette yol açtığı yıkım, güç ve prestij kaybı… Sınıf perspektifinden büsbütün kopuşun yaygınlığı…
Oluşmuş köhne geleneksel bürokratik sendikal yapı ve anlayışların aşılamayışı gibi gerçekliklerin belli bir etkisi mevcut.
Sınıf hareketinin yaşadığı tıkanma bütün bunların toplam bir sonucu olarak çıkıyor karşımıza.
15-16 Haziran ruhunu oluşturan asıl şey, onun taban inisiyatifi üzerine yükselmesidir. O ruhu bugüne taşımanın temel koşulu da devrimci taban inisiyatifinin geliştirilip, büyütülmesiyle eşgüdümlü şekillenecektir.
Burada sosyalist devrimci öncü güçlerin taban inisiyatifini açığa çıkaracak bir kitle seferberliğine girişmesi belirleyici bir etken olacak. Taban inisiyatifine dayalı cesaret verici örnekler geliştirilmesi, yeni bir devrimci sendikal hareketin yaratılmasını da koşullayacaktır.
Sınıf içerisindeki etkisi henüz zayıf da olsa bu yönlü arayış ve girişimler var. Bu girişimler adım adım kendisini büyütüyorlar.
Yalnız bu arayışlar iki temel tehlikeyle karşı karşıya. Bu tehlikelerden birincisini, birkaç ilişkiye dayalı dar grup sendikacılığı oluşturuyor. Grupçu anlayış, sınıf içerisinde zaten yeteri kadar yaygın olan bölünmeyi ve rekabeti derinleştiren bir etki yaratmanın ötesine geçemiyor. Bu anlayışlar sınıfa da kendisine de faydası olmayan sonuçlar doğurmaktan kendisini kurtaramıyor.
Bu arayışlar içerisinde tehlikeli yaklaşımın ikincisini ise, sektörel ayrımları tamamen yoksayan, işçi sınıfını diğer toplumsal kesimler içerisinde eriten toplumsal hareket sendikacılığı oluşturuyor.
Birbirine zıtmış gibi görünen bu iki yaklaşım da -hangi niyetle yola çıkılıyor olunursa olunsun- özünde sınıf savaşımının ve işçi sınıfı mücadelesinin çıkar ve ihtiyaçlarını ıskalamış oluyorlar.
[Alınteri'nin 15 Haziran 2016 tarihli DSB köşesidir]