Fatih'in son mektubu

Arkamızdan bizleri çok övüp toprak altında yüzümüzü kızartmayın olmaz mı?

Cumartesi, 18 Haziran 2016 (10 yıl 21 saat önce)

Canım yoldaşlarım,



Aslında yazmak için geç başladım. Bugün eylemimizin 40. günündeyiz ve oldukça halsizim. Böyle bir mektupla karşı karşıya kalmak durumunda kalacağımı hiç düşünmemiştim. Polis sorgulamasında mizansen içinde teklif edildiğinde içten içe nasıl da gülmüştüm. Onlar bir farkla, “vasiyetname” demişlerdi. Evet, bir yerde son mektup bir vasiyetname olarak da değerlendirilebilir. Bizdeki “mal-mülk” belli, o da siz yoldaşlarımda fazlasıyla var zaten. Bu nedenle benim bu konuda bırakacak pek fazla şeyim olmayacak.



 



Yoldaşlarım, Ölüm Orucu gibi bizler için yeni olan bu göreve talip olurken tam bir içtenlikle gönüllü olduğumu bilmenizi isterim. Ve diğer bütün yoldaşlarımın da kendilerini aynı duygularla önerdiklerini biliyorum. Askeri faşist diktatörlük ve teslimiyetçi oportünizme karşı mücadelemizde önemli bir adım olacak ölüm orucumuza belki yoldaşlar benden daha layıktırlar; ama onların, örgütümüz TİKB'nin yaşatılmasında, zorlu ve şanlı mücadelesindeki belirleyici konumları ve bu konudaki üstün yetenekleri (onlar kabul etmese de bu böyle) onların kesinlikle böyle bir eylemde yer almamalarını zorunlu kılıyordu. Önümüzdeki mücadelenin zor koşullarını düşündükçe de şu anda ölüm en kolay seçim. Ama bu seçimle kendimi kurtarma gibi bir düşüncemin olmayacağını (aslında söylemek yersiz oldu) da bilirsiniz. Bu eylemin kendi özelliği, mücadeleyi ölümle birleştirmekte; yoksa hiçbir komünist mücadeleyi ölümle değiştirmez. O, devrim, halk ve örgüt için girdiği şanlı mücadelesinde en uzun süre ayakta kalarak yaşamayı bilirken, gerektiğinde ölümü de seve seve kucaklamalıdır. Yeter ki, mücadele de ölüm de şanlı örgütümüzün yürüttüğü kavganın birer parçası olsunlar. TİKB bugüne kadar yürüttüğü kavgasında bunun onlarca güzel, yüce örneklerini verdi. Cezaevlerinde de aynı gelenekleri yaşattı.



 



Şu andaki mücadelemizde üstüme düşen ölüm orucuna katılma görevini örgütümüze layık olarak yerine getireceğimden mutluluk duyuyorum.



 



Yoldaşlarım,



 



43. gün yazmaya devam ediyorum. Aslında belirli bir başarı kazanacağımız inancı güçlü. Bunun için de “son mektup” havasına bir türlü giremiyorum. Biraz da içimdeki coşkulu sese kulak vermek istiyorum.



 



12 Eylül faşist diktatörlüğünün görülmemiş azgın saldırı döneminden sınavlarla geçtik. TİKB ağır kayıplar verdi ama yok edilemedi. Karşılığında düşmana kayıplar da verdirdi. Bu azgın faşist dönemde teslim olmamanın, devrimci onurun yüksekte tutulmasının en seçkin örneklerini verdi. Bunların bıraktığı ideoloji ile birlikte kök saldı. TİKB'nin bu kadar ağır kayıplara rağmen yok edilemeyeceği inancı dostta da düşmanda da pekişti. Faşizmin en vahşi dönemlerinde dövüşerek çelikleşen şanlı örgütümüz, Türkiye devrimci hareketinde kararlılığın, boyun eğmemenin ve halkın çıkarlarını her şeyin üstünde tutmanın, her şart altında mücadele etmenin, teslim olmamanın, işkencede çözülmemenin, devrimin çıkarlarını her şeyin üstünde tutmanın sembolü oldu. 12 Eylül'le birlikte arkasına bakmadan kaçan tasfiyeci oportünizmin yenilgi dönemindeki kargaşalık ve yılgınlığı karşısında, bu özellikleri yarattı ve yaşattı, geleceğe miras bıraktı. Bu mirası gözbebeğimiz gibi koruyacağız. TİKB bütün bunları doğru ML çizgisinin ışığında gerçekleştirdi. Bu şanlı mirasın sahibi, Türkiye işçi sınıfının öncü müfrezesi TİKB'yi yok edebilmek mümkün mü? Bu inancın coşkusuyla gözüm arkada kalmayacak.



 



Yoldaşlar,



 



Partileşme hedefine ulaşacağımıza inancım tamdır. Bu hedef için az yol katetmedik. Onca deneylerden geçtik. Sağlam kökler saldık. Evet, çok kayıp verdik ama ilk başladığımız yerden de fersah fersah ileriye gittik. İlerdeki ciddi bir toparlanmanın bizi kısa zamanda bu aşamayla karşı karşıya getirdiğini, evet o unutulmaz, Türkiye devriminin geleceğini tayin eden büyük günde aranızda olacağımı ve hep birlikte engin bir sevgi ve coşkuyla yumruklarımızı sıkıp ant içtiğimizi düşündükçe içim içime sığmıyor; coşuyor, coşuyor, coşuyorum.



 



Canım yoldaşlarım,



 



Bunun ne kadar zor bir görev olduğunun da bilincindeyim. Sizlerin bu kutsal görevi bugüne kadar olduğu gibi canla başla yerine getirebilmek için üstün bir mücadele vereceğini biliyorum. Bunun dışında daha önceden de kararlaştırılmış olan bir özeleştiri sürecini tamamlamak, bunun içine 12 Eylül dönemini de katmak, programımızı geliştirip mükemmelleştirmek, edindiğimiz örgütsel tecrübeler ışığında üretim esasına dayalı hücre çalışmasını geliştirmek, bu temelde fabrika, semt ve meslek örgütlenmelerinde ve hücrelerinde sağlam temeller atmak, gençlik örgütlenmesini ve kırsal örgütlenmedeki ve Doğu'da (Kürdistan'da) örgütlenme eksikliklerini tamamlamak önümüzdeki zor görevler; ama çözüldüğünde de bizleri hızlı şekilde sıçratacak görevlerdir. Yayın politikamızın da daha da mükemmelleştirilmesi ve örgütsel işleyişin yukardan aşağıya illegal temellerde inşasının tecrübelerle zenginleştirilmesi de diğer önemli görevlerden olacaktır.



 



Yoldaşlar,



 



Örgüt olmasını bilince neler yapabileceğimizi hayat bize gösterdi. Bunu çok daha önceleri de başarabilir miydik? Tabii ki evet, ama genellikle dar çevre ve ahbapçavuşluk anlayışımız bizi engelledi. Uzun yıllar bu anlayışla, örgüt olmasını bilmeden çevre anlayışımızı sürdürerek çabaladık. Aynı anlayışımız muhalefet sürecinde de kırılamadı. Özellikle I. Konferans sonrasında bu konuda önemli adımlar attık. Örgütümüzün bu gelişimi içinde bu ayak uyduramayanlar temizlendi. “...ve çevresi” adının bize geçmişte boş yere verilmediğini unutmamak gerekir. Bu konu bizim için tehlikeli olmaktan çıkmıştır ama kalıntılarına karşı dikkatli olmak gerekir. Özeleştirinin ana halkalarındın birini bence bu oluşturacaktır. (...)



 



Yoldaşlar,



 



TİKB'mize verebileceklerinin hepsini verememenin acısı yüreğimi kaplıyor. Örgütsel çalışma içinde söz konusu eksikliğimi giderdiğimde ne kadar çok verimli olabileceğim halde böyle bir çalışmayı yapmamış olmam, nedeni ne olursa olsun büyük bir suçtur. Örgütümüz kadrolarında da görülen bu eksikliği gidermek hedeflerimiz arasında olmalıdır. Onun sağlamlığı, bir yerde de kadrolarının siyasi sağlamlığından geçer. Önde gelen yoldaşlarımızın bu konudaki yeterliliği, örgütümüzü bugüne kadar olabilecek tehlikelerden korumuştur. Ama bu genelleşmeli, tam bir siyasi sağlam yapıya ulaşılmalıdır. Şu anda en zayıf noktalarımızdan biri de budur. Onun için bu konuda belli bir kapasiteye ulaşmış yoldaşlarımızı gözbebeğimiz gibi korumalıyız. Örgütün geleceği ile direkt bağımlı önemli olan bu sorunu siz yoldaşlar da kavramalı, kendilerine ona göre dikkat etmelidirler.



 



Bugün havalandırmada ölüm orucunun anonsu yapıldı. Bir kere daha yüreğim inançla doldu. Tarihi rolü olan böyle bir görevde TİKB'nin bayrağını diğer yoldaşlarla birlikte taşıyacağımdan dolayı tarifsiz bir sevinç içindeyim. Bir dizi aldığım kutlama mektupları TİKB'yi onurlandırıyor.



 



Yoldaşlar,



 



47. gün olan bugün artık vedalaşmanın zamanı geldi sanırım. Gerçi bu vedalaşmanın kağıt üzerinde kalacağına ve zaferle birlikte kucaklaşıp mücadelemize birlikte devam edeceğimize inancım hiç zayıflamadı. Ama her sonucu düşünerek bu görevi de yerine getirmek gerekiyor. (...) (Hapishane yaşantısından söz ederek) Şuna inanmanızı isterim ki, sizlerden kaynağını alan hiçbir olumsuz iz yoktur bende. Ancak daha iyi bir yaşantıyı kuramadığımız için üzülmekte ve kendime hala kızmaktayım. Beni affedeceğinizi de biliyorum. Şimdi en büyük arzularımdan birisi (X yoldaş da dahil) bir arada olup o tadına doyulmaz birlikteliğimize kavuşmaktır. Yoldaşlar, işimiz çok zor. X (H.Selim Açan -nba), seninle 12 Eylül'ün zor dönemlerinde TİKB'nin yaşatılması, mücadele içinde ayakta kalmasının tecrübelerini öğrenmek için konuşmak istiyordum. Bu konuda siz yoldaşlarım (Y (İsmail Cüneyt -nba), Z... de (Yaşar Ayaşlı -nba)) gözümde erişilmez büyüklüğe sahipsiniz. Kolay mı, sayenizde TİKB bu dönemde kendini dosta düşmana ispat etti. Ama son dönemdeki peşpeşe gelen darbeler hakkında konuşmak, bir sürü şeyi detaylı öğrenip ders çıkarmak istiyordum. Belli olmaz, fırsatını buluruz belki. Şunu da tekrar tekrar belirteyim ki, TİKB içinde mücadelemiz sürdüğü müddetçe hiçbir yoldaşımla en ufak bir kırgınlığım yoktur. Anlık tepkilerimin dışında da hiç olmadı.



 



Yoldaşlar, 48. gün olan bugün artık iyice halsizleştim. Midem suyu kabul etmiyor ve dışarı çıkarıyorum. Onun için artık devam edemeyeceğim.



 



Tabii ki son bir istek olarak Silivrikapı Mezarlığı'na götürülmemizi ve yoldaşlarımla birlikte yatma arzumu yerine getirmek için çabalayacağınıza inanıyorum.



 



Arkamızdan bizleri çok övüp toprak altında yüzümüzü kızartmayın olmaz mı? Devrim, sosyalizm ve sınıfsız toplum yolunda üstüme düşen görevi yerine getirmekten mutluluk duyuyorum.



 



Hepinizi, önümüzdeki çetin kavgada başarılı ve zafer dolu mücadele günleri dileğiyle kucaklarım.



 



30.5.1984



Mehmet Fatih Öktülmüş