Elazığ'da tarım işçilerini taşıyan minibüsle trenin çarpışması sonucu dördü Suriyeli dokuz işçi hayatını yitirdi
Her sezonda "şu kadar işçi ölebilir" hesabı yapan, bunu adeta doğallaştırarak, "fıtrat" yaklaşımıyla kitlelere de kabul ettirmeye çalışan patronlar ve devleti tarımda bu sezonu da aynı kanlı bilançoyla açtılar. Servis minibüslerine, kamyon ve traktör kasalarına istiflenerek taşınan mevsimlik tarım işçilerinin cenazeleri yollara saçılmaya devam ediyor.
Geçtiğimiz günlerde üstüste yaşanan (Urfa ve Adana) "servis kazalarında" onlarca işçi yaralanmış, en az üç işçi de yaşamını yitirmişti.
Bugün sabah da Elazığ'da işçi servisiyle trenin çarpışması sonucu dördü Suriyeli dokuz mevsimlik tarım işçisi (sera işçileri) yaşamını yitirdi.

"Kaza" Bitlis'in Tatvan İlçesi'nden gelerek Ankara'ya yolcu taşıyan 11 bin 532 sefer sayılı trenin, Elazığ'ın merkeze bağlı Yurtbaşı Beledesi'nde, seraya yolcu taşıyan Mesut Karakoç yönetimindeki minibüse çarpmasıyla yaşandı.
Minibüsün kullandığı hemzemin geçidinde herhangi bir uyarının olmadığı ve benzer şekilde çok sayıda geçidin olduğu belirtiliyor.
Mevsimlik tarım işçilerinin yaşadığı iş cinayetleri ve "kazalarındaki" belirgin artışta savaşın doğrudan etkisi olduğu açık. Yaşanan son 3 kazada da ölen ya da yaralanan işçilerin çoğunluğu göçmen işçi. Patronlar ve devleti Suriye savaşından kaçarak buraya sığınmış emekçilere kanları-terleri sudan ucuz muamelesi yapmakta daha bir hoyrat davranıyor.
Mevsimlik tarım işçileri en fazla servis ve trafik "kazalarında" can veriyor, yaralanıyor. İSİG Meclisi'nin raporuna göre 2013-2014-2015 yıllarında en az 912 tarım işçisi yaşamını yitirdi…
3 yılda hayatını kaybeden en az 912 işçinin 358'iyse "Trafik kazası", "servis kazası" nedeniyle gerçekleşti.
Çeşitli ulaşım düzenlemeleri, servis-taşıma sorunları çözüldüğünde bu ölümlerde belirgin bir düşüş olacağı aşikar. Fakat patronlar ve devletinin bu konuda kıllarını kıpırdatmadıkları da bir o kadar açık. Ne de olsa neoliberal vampirlikte tıpkı kölelik döneminde olduğu gibi bir şantiyede, fabrikada, tarlada "en az şu kadar işçi ölebilir" hesabı yapılarak üretim süreci organize edilir. İşçi herhangi bir eşyadan, girdi ya da çıktıdan farklı bir muamele görmez yani.
Savaşın-krizin kızıştığı günümüz koşullarındaysa bu her zamankinden daha fazla böyle oldu, oluyor.