İzmit Uzunçiftlik Beldesi'ndeki Trakya Sanayii grevi ikinci haftasında. Bir süre önce sona eren Alco Tencere direnişi ile de komşu olan fabrikanın sahibi de Alco'daki gibi Hayyam Garipoğlu. 10 Kasım'dan beri grevde olan işçiler, patronun hiçbir teklif getirmeyip masaya oturmaması nedeniyle greve çıktılar.
Direniş sırasında Alco'ya sürekli destek olan Trakya Sanayii işçileri, bunun bedelini sözleşmeye hiçbir teklif getirilmemesi ile ödüyorlar bir bakıma. Ancak yine de işçiler öyle olsa da olmasa da sürecin buraya bir şekilde geleceğini, Alco'daki gelişmelerin sadece bunu hızlandırdığını da ekliyorlar.
Aluminyum ve bakır hammaddesini kullanarak tencere teflonundan bakır tel ve kablolara kadar birçok mamul üreten fabrika aslında, dünyada sektöründe 8. sıraya kadar çıkmış bir işletme. Ancak kara para, faiz gibi "gelirleri" daha kolayca ve zahmete girmeden elde eden Garipoğlu ailesi için fabrika bir süre sonra fazla kar etmiyor gerekçesiyle düşük kapasiteyle çalıştırılır oldu. Son 1,5-2 yıldır da üretim kapasitesi ayda 1200 tondan 200 tona kadar düşürüldü. İşçiler grev öncesine kadar da fabrikada bekleyiş halinde günlerini geçirdiklerini anlattılar.
Fabrika önünde 4'er kişilik gruplar halinde bekleyen işçilerin bir çadırları yok. Çadırı olmayan, "resmi" olarak 4 önlüklü kişinin beklediği grev yerini "bekleyen" başkaları da var: Askerler. Sürekli işçilerle birlikte bekleyen jandarmalar, işçilerin anlatımına göre Alco'da yaşanan arbedelerden sonra grev yerinde konuşlandı. Daha önce de 96 yılında 3 ay grev yapan işçiler, o zaman jandarmanın bulunmadığını belirtiyorlar. Eh ne de olsa nerde hareket, orda bereket! İşçiler sadece geceleri fabrikanın girişindeki bir kulübeyi kullanıyorlar.
Ziyaretçi sıkıntısı çekmeyen grevciler kendilerini birkaç ay sürecek bir greve bile hazırladıklarını belirtiyorlar. İşçiler 3'er vardiya halinde gece gündüz ve hafta sonları da grev pankartının altında bekliyorlar. İşçiler, fabrikada üretim olmadığını ama, daha önce tek işletme olan fabrikanın kağıt üzerinde 4'e bölündüğünü, bu yüzden de fabrikaya giren kamyonların nereye girdiğini anlayamadıkları için bir şey söyleyemediklerini belirtiyorlar. Alco Tencere fabrikası da kağıt üzerindeki dörde bölünmeden sonra ayrılan işletmenin bir parçası aslında.
Fabrikanın asıl ismi Rabak. Bu isim, 80 öncesi militan işçi eylemlerini bilenler için yabancı bir isim değil. O dönemin başı çeken önemli fabrikalarından biri de Rabak'tı. İş Bankası ve devlet ortaklığından özel sektöre geçen fabrikanın ismi de değiştirilmiş. Ama işçiler, o dönemleri yaratan işçi abilerinden çok şey öğrendiklerini, geçmişten kalan işçilerin yakın zamanlarda emekli olduğunu anlatıyor. Zaten karşımızdakilerin de yeni örgütlenmiş bir fabrika işçisi olmadığı olayları yorumlayışlarından, grevi birçok yönüyle birlikte değerlendirmelerinden, ekonomik talepler boğuntusuna sokmadan anlatmaya çalışmalarıyla belli oluyor. İşçilerin en yenisi de 7 yıllık.
Patronla hala bir görüşme yapılmadığını anlatan işçiler, "Elbette burada bekleyerek bir şey de olmaz" sözlerini de eksik etmiyorlar. Grevin ilerleyen günlerinde bir programa dönüşecek etkinlikliklerin sinyaline benziyor sözleri...
Gitme zamanına yakın işçiler espriyle karışık kurban bayramına da hazırlık yaptıklarını belirtiyorlar... "Artık kurban bayramında bize çikolata, biraz da et getirirsiniz, biz de burada ızgara yaparız" diye takılıyorlar. "Tabii niye olmasın, iyi fikir" diye karşılık veriyoruz. Aslında konuşacak ve derinleştirecek çok konu var, ama yeni ziyaretçilere de yer açmalıyız.. Kalkarken başka işyerlerinden ziyarete gelenlerden sonra gelen Emekli-Sen'li ihtiyar delikanlılarla da tokalaşarak grev yerinden ayrılıyoruz.