Hesap vermekten kaçamayacaksınız!

AKP- ordu ittifakı, Kürt illerinde işledikleri insanlık suçlarının hesabını vermekten kaçmanın yollarını arıyor

AGÎRE JÎYAN
Cuma, 24 Haziran 2016 (9 yıl 9 ay önce)

Nergis Torul



 



AKP ile ordu arasındaki kirli ittifak, Kürt illerinde işledikleri insanlık suçlarının hesabını vermekten kaçmanın yollarını arıyor. Meclis’ten çıkmak üzere olan bir yasa tasarısı bu korku ve telaşın son göstergesi oldu.



 



Tasarıya göre, “terörle mücadele” operasyonlarında görev alan askeri personelin işlediği suçlar için soruşturma açmak İçişleri Bakanı’nın iznine bağlı olacak. Bu izin verilmediği taktirde işkence ve insan öldürme dahil işlenen hiçbir suçun üzerine gidilemeyecek. İç ve dış kamuoyunun baskısıyla göstermelik bir soruşturma açmak zorunda kalınacak olunursa “yargılama”, emir-komuta zincirine bağlı askeri mahkemelerde yapılacak.



 



Çıkacak kanun, orduya, halka her türlü zulmü yapma özgürlüğü tanımakla kalmıyor. Darbe ve sıkıyönetim dönemlerine özgü olağanüstü yetkileri tekrar geri veriyor.



 



Örneğin asker, ‘terörle mücadele’ bahanesiyle mahkeme kararı dahi beklemeksizin konut, işyeri ve özel kapalı alanlara operasyon düzenleyebilecek . “Terörle mücadele” operasyonları sırasında bütün yetki, Genelkurmay Başkanlığı ve sahadaki askeri birlik komutanlarında olacak. Valiler sadece kendilerinden istenecek koordinasyon görevlerini yerine getirecek.



 



Hatırlanacak olursa bu model, Cizre ve Sür başta olmak üzere Kürt illerinde bir süredir fiilen uygulanıyor zaten. Fakat şimdi fiili durumun ötesine geçerek genelleştirilip yasal bir temele oturtulması, rejim yapılanması ve iktidar bloku içindeki güç dengeleri açısından yeni bir durum anlamına geliyor.



 



Bu en başta, AKP’nin, “Türkiye’nin yavaş, geri, yetersiz de olsa sivilleşme/demokratikleşme yolunda ilerlediği” rüyalarını gören liberal sazanları avlamakta olta yemi olarak kullandığı “askeri vesayet rejimini tasfiye” masalının artık açıkça noktalanması anlamına geliyor. Çünkü bu yasa tasarısıyla AKP, bir zamanlar “darbelere yasal zemin hazırladığı” gerekçesiyle karşı çıkıp iptal ettiği EMASYA Protokolü’nü geri getiriyor.



 



Bu adım diğer yandan, ordunun AKP ile kurduğu kirli ittifak ilişkisi içindeki yetki savaşımını ele veriyor. Her iki taraf için de bu ittifak, gönüllü olmaktan çok sinsi hesaplarla girişilen zoraki bir nikahtı. Tayyip Erdoğan ve çetesi, Gülen cemaatiyle olan koalisyonun bozulmasından sonra yaşadığı şaşkınlık ve yalnızlığı orduya ve onun şahsında eski iktidar blokunun bileşenlerine yaslanarak gidermenin hesabıyla girdi bu ilişkiye. Ordu ise, Tayyip Erdoğan despotunun “ben bu davaların savcısıyım” diyerek sahiplendiği Ergenekon, Balyoz ve casusluk davaları gibi operasyonlarda uğradığı prestij ve mevzi kaybını gidererek eski konum ve gücünü tekrar kazanmanın arayışı içindeydi. Kürtlere karşı gözü dönmüş bir düşmanlık, Kürtlerin sadece Kuzey’de değil Rojava’da da bir statü kazanmalarına meydan vermemek için elden gelen her yola başvurmakta ortaklık bu kirli ittifakın harcı oldu.



 



Ancak her iki taraf da karşısındakine güvenmiyor. Çünkü ne mal olduklarını karşılıklı iyi biliyorlar. Bu ortaklığın ‘köprüyü geçene kadar’ süreceğinin de farkındalar. Bu nedenle ellerindeki gücü ve hareket alanlarını birbirlerinin aleyhine genişletmek için hiçbir fırsatı kaçırmıyorlar. Ordunun aylar önce gündeme getirdiği taleplerin şimdi yasa hale getirilecek olması bu çekişmenin bir yansıması. Görülen o ki Tayyip Erdoğan despotunun eli ve hareket olanakları içte ve dışta zayıfladıkça ordunun sesi ve talepleri de yükselecek. Cemaatle olan çıkar ortaklığı ve koalisyonun dağılmasının ardından kurulan bu suçortaklığı bakalım ne zaman, hangi gerekçeyle, hangisi tarafından nasıl hançerlenecek?..



 



[Alınteri'nin 15 Haziran 2016 tarihli 27. sayısında yayınlanmıştır]