İsrail ve Türkiye en başta Suriye krizinin depreştirdiği hayalleri ve korkularıyla ortaklaşmışlardır
İsrail'in Mavi Marmara Gemisi'ne yaptığı kanlı operasyon sonrasında belirli alanlarda gerilimli-kesintili hale gelen İsrail-Türkiye ilişkileri, dün Roma'da yapılan anlaşmayla 6 yıl sonra tümüyle "normalleşti". Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun özel temsilcisi Joseph Ciechanover arasında gerçekleşen görüşmenin anlaşmayla sonuçlandığına dair Türkiye tarafı henüz resmi bir açıklama yapmış olmasa da (bu akşam yapacaklarmış) İsrail haberi uluslararası ajanslarla hızla paylaştı. Hatta siyonist Natenyahu anlaşmayı "muaazzam sonuçları olacak" gibi bir alt çizmeyle taktim etti.
Türkiye tarafının yapacağı resmi açıklamanın içeriği üç aşağı beş yukarı belli. 2013'ten beri süren "normalleşme" görüşmelerine dair İsrail tarafından sızdırılan her bilgiden sonra ne yaptıysa şimdi de onu yapacak: "Mavi Marmara'dan sonraki şartlarımızın hepsi kabul edildi", "O şartlardan en önemlisi olan Gazze ablukası önemli şekilde delindi" vs. vs.
Bu zamana kadar özellikle kimi siyasal konularda yaşanan gerilimler dışında askeri ve ticari ilişkiler aksamadan devam etmişti zaten. Türkiye faşist rejimi İsrail'le yaşanan bu kısmi gerilimi iki yüzlüce iç siyasete alet etmiş, Ortadoğu ve genel olarak İslam coğrafyasında özel bir hassasiyet konusu olan Filistin meselesi üzerinden kitlelerin "gönlünü kazanmak" için tepe tepe kullanmıştı. Şimdi ar damarı çatlamışçasına çıkıp "3 koşulumuz vardı hepsi kabul edildi" diyecekler.
İki yüzlülüğü meslek edinmiş Türkiye burjuva iktidarı açısından üst üste pişkinlikler yapmanın hiçbir yüz kızartıcılığı yok. Ne de olsa bu onların en fazla ustalaştıkları davranış.
O nedenle de daha dün İsrail'le hiçbir ilişkilerinin olamayacağını, Filistinli kanı döken bu rejimle el sıkışmayacaklarını söylememişler gibi ekranların karşısına çıkıp Filistin halkının kurtarıcısı pozlarında vaazlar vermelerine şaşırmamak gerekir.
Doğrudur 2013'ten beri özellikle ABD emperyalizminin denetiminde gerçekleşen görüşmelerde İsrail adeta kabızlık bir pozisyon takınmıştı. Önce Netanyahu çıkıp özür dilemişti. Sonra katliamda hayatlarını kaybeden kişilerin ailelerine tazminat vereceğini kabul etti.
Fakat koşulların bam telini oluşturan Gazze ablukasının kaldırılması gibi kritik bir meselede aynı kabızlık tutumu bile sergilemedi. Sorunu, elini güçlendirecek, denetim ve ablukasını başka bir biçimde pekiştirecek bir formülle aşmaya çalıştı. Buna göre yardımlar Gazze açıklarında İsrail denetiminde oluşturulacak bir adacığa ulaşacak, oradaki denetimden sonra Gazze'ye girebilecekti. Son anlaşmayla bunun kabul edildiği anlaşılıyor.
Türkiye'nin İsrail'e sadece böyle bir stratejik denetim yetkisi vermekle kalmadığı da anlaşılıyor. Aynı zamanda istihbarat paylaşımı, Türkiye'de faaliyet yürüten Filistinli örgütlerin sınırlandırılması ya da yasaklanması sözkonusu olacak. Daha önce İstanbul’da ikamet eden Hamas’ın üst düzey yetkililerinden Salah Aruri'ye yapıldığı gibi kimi Filistinli siyasetçiler Türkiye’den sınır dışı edilecek. Dahası o zamanlar bununla yetinmediğini çeşitli biçimlerde belli eden İsrail'in talebine de uygun olarak Hamas'ın Türkiye'deki faaliyetleri ortadan kaldırılacak. Türkiye "kayıp" İsrailli askerlerle ilgili de bilgi verecek.
Bir zamanlar "bölge liderliğine" oynarken, kirli-karanlık politikalarıyla gelinen noktada adeta batağa saplanmış ve İsrail'e eli mecbur kalmış Türkiye işte böyle bir anlaşmaya
"evet" demek zorunda kalmıştır.
Çünkü "bölge liderliği" iddiasında kullandığı en önemli koz, göstermelik de olsa İsrail'e aldığı tutumdu. Askeri ve ticari ilişkilere dokunmadan sürdürülen bu tutumla bölgenin bam tellerinden biri olan Filistin sorununda pozisyon kazanmayı ve bunu kullanmayı arsızca gerçekleştiriyordu. Fakat gelinen noktada bunu bile yapacak manevra alanlarını yitirmiş durumda. İsrail'le yapılan bu anlaşma en başta bu sıkışmışlığı bir kez daha deşifre etmektedir.
Tarihin cilvesine bakın ki bu iki gericilik, aynı nedenlerle birbirine mecbur kalmıştır bir kez daha. Türkiye iç siyasette tepe tepe kullandığı bu kartı, "Filistin davası" tiratlarını bir tarafa bırakmak pahasına yapmıştır bu anlaşmayı. Ortadoğu'nun bağrına saplanmış bir kama olan İsrail, o tarihsel "yalnızlığını" bir kez daha hatırlatmıştır. IŞİD'i bile "dost" görmek zorunda kalarak, Türkiye'yle yollarının her ikisinin de karakterlerine uygun olarak böylesi kirli çizgilerde kesişeceğinin altını çizmiştir.
Türkiye'nin o kirli siyasetiyle doğalgaz ihtiyacı başta olmak üzere diğer stratejik hesapları tarihsel olarak böylesine kirli-karanlık bir ittifakın gücüne havale edilmiştir.
Sorunun sadece doğalgaz ihtiyacı ve kimi ekonomik yatırımlar-çıkarlar sınırlarında ele alınamayacağı açıktır. Bu anlaşmayla her iki devlet halkların kanının daha fazla dökülmesinde mutabık kalmışlardır. Bunun için gerekirse IŞİD gibi savaş çetelerinin bile kullanılabileceği, Ortadoğu'da yarılan fay hatlarının kendi lehlerine "onarılması" için ellerinden gelen her türlü kirli-karanlık-kanlı işte ortaklaşacaklarını deklare etmişlerdir.
Bu açıdan da anlaşma içerde ve dışarda savaşın kızışması, hoyratlıkların doruk noktasına ulaştırılması anlamına geliyor. İsrail ve Türkiye en başta Suriye krizinde hayalleri ve korkularıyla ortaklaşmışlardır. Türkiye Kürt korkusu ve yayılmacı hayalleriyle; İsrail de o hakettiği ebedi yalnızlığının Suriye'deki denklemin bölgesel fay hatlarını oynatacak şekilde bozulmasıyla daha bir derinleşeceği öngörüsüyle hareket ederek bu anlaşmayı imzalamıştır.
Bu açıdan da bu anlaşma Türkiye cephesindeki ilerici-demokratik dinamiklerin net bir tutumla mücadele etmeleri gereken bir anlaşmadır. Gerek ekonomik boyutları gerek askeri ve politik boyutlarıyla hedefe çakılıp, mücadele edilmesi gereken...
Ekonomik boyutlarıyla bu anlaşma doğalgaz başta olmak üzere Filistin halkının kaynaklarının derinlemesine gasp edilerek, satışa sunulması anlamına gelmektedir. Türk savaş rejiminin kendisine kan pahasına yeni soluk boruları açmasıdır.
Askeri-istihbarat boyutlarıyla savaş ve devlet terörlerinin tırmandırılması anlamına gelmektedir.
Politik olarak da bölgedeki kirli karanlık planların daha bir arsızlaşacağı, halkların daha bir kanatılacağı anlamına gelmektedir. O kadar ki her iki rejim de Suriye'de lehlerine bir statüko oluşturmak için aslında IŞİD destekçiliğinde buluşmuşlardır. Sadece bu bile anlaşmanın muhtevası konusunda yeterince fikir vermektedir.