IŞİD gibi cihadcı çeteleri hem sınırötesinde, hem sınır içinde nasıl beslediklerini itiraf etme cesaretini gösteremiyorlar
Serhat Tuna
Yine bir katliamla sarsıldık. Sokaklara salınmış IŞİD ölüm timlerinin, etkisinin tüm dünyaya yayılmasını hedefleyen fütursuz bir saldırısıyla karşılaştık.
Türkiye’nin en kalabalık havaalanı olan İstanbul Atatürk Havlimanı’nın dış hatlarının girişinde önce bir canlı bomba, elindeki uzun namlulu silahla sağı, solu tarayıp kendisini patlatıyor. Ardından yaşanan panikle içeriye giren diğer iki canlı bombanın kendisini patlatmasıyla, şuana kadar açıklandığı kadarıyla, 36 kişinin yaşamını yitirdiği yüzlercesinin yaralandığı kanlı bir vahşet tablosu çıkıyor ortaya.
Bu kanlı tabloya fırça sürenler, dillerinden ve kalemlerinden kan damlayan burjuva politikacılar ve onların çanak yalayıcısı medya borazanları “İsrail ve Rusya’yla yaptığımız anlaşma …” diye başlayan cümlelerle açıklamaya çalışıyorlar durumu. Bu ikiyüzlüler daha öncekilerde de “Amerika, İsrail ve Rusya’ya kafa tuttuğumuz için …” diye başlayan cümleler kuruyorlardı.
Hiçbiri açıktan söylemeye yanaşmıyor gerçekleri. Şimdilerde hizaya girdikleri Suriye politikasında, IŞİD, El Nusra gibi cihadcı çeteleri hem sınırötesinde, hem sınır içinde nasıl beslediklerini itiraf etme cesaretini gösteremiyorlar.
Bu çetelerin şefleriyle Antep gibi sınır kentlerinde toplantılar yapacak, bunların elamanlarına eğitim, barınma ve lojistik destek verecek kadar ileri gittiklerini açıklayamıyorlar.
İktidar olanaklarıyla cihadcı çeteleri besleyenler, toplumu aynı zihniyetle yeni bir kalıba dökmeye dönük politikalarına her gün yenisini ekliyorlar. Bu konuda, kuran kursları yeterli bulunmayarak camilere kreş kuracak, anaokulu çocuklarını camilere taşıyacak kadar geniş bir yelpaze içerisinden hareket ediyorlar. Okullardaki eğitim politikası ve müfredatlarıysa işin cabası…

IŞİD Türkiye’de nasıl besleniyor, bu kadar olanak ve hareket alanını nereden buluyor diye soranlar bu gerçekliklere gözlerini kapatırlarsa, maalesef bu vahşetleri biz daha çok yaşarız!..
Burjuva iktidar bloku geriletilmedikçe…
Hiçkimsenin kendisini güvende hissetmediği, kimsenin birbirine güvenmediği paranoyak bir toplumsal atmosfer çıkıyor ortaya. Faşist rejimin tam da bu kaos zeminine basarak, kendisini yeniden tahkim etmeye giriştiğini görmemek için kör ve sağır değilse eğer, üç maymunu oynuyor olmak gerekir.
AKP-Ordu-Ergenekon ittifakının oluşturduğu yeni burjuva iktidar blokunun yarattığı tablo görmezden gelinerek üç maymun oynanıyor. Bu ittifakın ilk etkili eylemi Gezi direnişinin iktidarda yarattığı kırılmayı derinleştiren 7 Haziran seçim sonuçlarının tanınmamasıydı. Bu müdehale/darbeyle birlikte, miting alanlarında, HDP binalarında gerçekleştirilen patlamalar, katliamlar sonrasında muhalafet seçim faaliyeti yürütemez hale getirildi.
Yetmedi 1 Kasım sonrasında da Kürt halkının en örgütlü olduğu kentler kuşatmaya alınarak evler tarandı, bombalandı, yıkıldı, bodrumlarda insanlar yakıldı. JÖH, PÖH adına bu katliamları gerçekleştirenler, cihadcı çetelerin yöntem ve kavramlarını kullanarak hareket ettiler.

Belediye eşbaşkanları tutuklandı. Acele kamulaştırma kararlarıyla kentlerin gaspedilmesinin yolu düzlendi. Belediyelere kayyum atamaları gündemleştirildi. Kürt halkı ve toplumsal muhalefetin parlamentodaki temsilcilerinin dokunulmazlıkları kaldırılarak hapse gönderilmelerinin önü açıldı.
Üç maymunu oynayanlar bu vahşeti, devlet terörünü alkışladılar. Bu terörü estirenlere methiyeler dizdiler. Bu vahşete itiraz edenler, durumu belgeleyenler hakkında soruşturmalar açıldı, tutuklandılar. Üç maymunu oynayanlar, devam eden bu durumu alkışlıyorlar hala…
İşte Atatürk Havalimanı’nı kan gölüne çeviren IŞİD gibi cihadcı çeteler bu tablodan besleniyorlar. Bu tabloyu yaratan faşist iktidar bloku, Gezi’yi aşan bir toplumsal muhalefetle geriletilemediği sürece bu kanlı süreçleri yaşamaktan kurtulamayacağız!…