Murat Dil, 5 Temmuz 2000'de sıkılı yumruğuyla ölümsüzleşti
Murat;
Kürt topraklarındaydım; uçaktan iki saat önce indim ve senin yanına geldim. Orada, çetin dağların, kırmızı sıcağın, umudun, umutsuzluğun, yenilenmenin ve ihanetin içinde bulabildiğim her araçta seninle ilgili bir haber aradım.
Kardeşim;
İnanmalısın bana; dünyada devinen her şeyde bir parça senin adın var bugün. O haklı ve güzel adın. Nasıl senin yaptığın her şeyde uzak dünyaların, tanımadığın insanların adı varsa. Az önce gördüm seni. Gördüm elin annenin elindeydi. Elin şimdi bizim elimizde. Az önce bir parça ağladım. Sonra koridorda sana gelmiş insanlardan utandım, sustum. Şimdi kazanmış insanların gönenciyle yazıyorum.
Kazandık senin elinle
buluşturmayı annenin elini
Kazandık
Elin elimizde
Bu mesaj Murat Dil'in hastane sürecinde tutulan ziyaretçi defterine şair Tevfik Taş tarafından yazıldı.
Murat Dil, TİKB davasından yargılanarak atıldığı faşizmin zindanlarında Hepatit B hastalığına yakalandı. Aylarca tedavisi engellendi. Yoldaşlarının dışarıda yükseltikleri “Öldürtme Sahip Çık” kampanyasının etkisiyle ve artık iyileşemeyecek oluşunun 'garantisiyle' tahliye edildi. Tahliye edildiğinde Hepatit B tedavi edilmediği için kanser olup bütün bedenini sarmıştı. 28 günlük hastane sürecinin ardından 5 Temmuz 2000'de sabah saat 03:00’te sıkılı yumruğuyla ölümsüzleşti. İki gün sonra Okmeydanı sokakları“Murat Dil ölümsüzdür!” sloganıyla çınlıyordu. Oluşturulan kortejlerdeki 2 bin kişi ve barikatlar, panzerlerle engellenen onlarca insanın devrimci-antifaşist öfkesi Murat’ı sonsuzluğa uğurlamak için buluşmuştu.
Sadece işkecelerde, çatışmalarda, sokak infazlarında katliamcı yüzünü göstermiyor burjuvazi. Tedavi etmeyerek ya da geciktirerek, hastane sevklerini yapmayarak, kötü ve sağlıksız koşullarda yaşamaya mahkum ederek de katlediyor devrimcileri. Uğur Hülagu Gürdoğan da TİKB davasından tutuklu bulunduğu Ümraniye E Tipi Cezaevi'nde tedavisi engellenerek 1999 yılında 19 Nisan'ı 20 Nisan'a bağlayan gece aynı hastalıkla katledildi. Şu anda da Bayram Kaymaz katlediliyor. Yanlış iğneyle felç edildi ve o halde tek kişilik hücreye atıldı.
Faşist 12 Eylül cuntasının karanlığını bedel ödeyerek, ödeterek yaran atılım kuşağının bir neferiydi Murat Dil. Çocuk denecek yaşta cam fabrikasında işçiliğe başladı. 1989 yılında 'yapı'yla buluştuğunda conta üreten bir atölyede çalışıyordu. Hafta sonlarında ve akşamları, emekçi semtlerinde, Şişli Kültür Merkezi‘nde, Kağıthane‘nin konfeksiyon atelyelerinde ve fabrikalarında çalışan genç işçilerle birlikte oluyordu. Bu kadar yoğun çalışma içinde düzenli olarak haftada iki sefer yapılan eğitime en çok okuyup gelen yoldaşlardan olurdu hep Murat. Onun devrimci çalışmasında “az”a, idareciliğe, “...mış gibi yapmalara” yer yoktu.
İlk katıldığı eylem cunta sonrası yapılan ilk 1 Mayıs eylemiydi. ‘89 1 Mayıs’ında Harbiye‘den Taksim‘e yürüyecek koldaydık. Dolapdere'ye kadar süren çatışmanın ardından Tarlabaşı‘na çıkıldı. Buradaki çatışmalarda M. Akif Dalcı şehit düşerken, Murat ilk gözaltısını da yaşadı. Gözaltıyla 1 Mayıs kutlaması işkencehaneye taşınmış oldu. Hücrede yaşadığı devrimci dayanışma, marşlar ve atılan sloganlarla yaşanan devrimci coşku Murat’ı derinden etkiledi. Bugünden sonra da örgütlü olarak devrimci mücadeleye daha sıkı sarıldı.
Örgütlü olduğumuz semtlere yenilerini katıp Okmeydanı, Nurtepe, Güzeltepe, Kağıthane çevresinde etkin bir örgütlenme faaliyeti yürüttülüyordu. Bu alanlarda örgüt çalışması ete kemiğe bürünmeye başlıyordu. Örgüt çalışmasında sınıf mücadelesinin kavgasında gelişip yetkinleşen “Ahmet” yoldaştı artık o. Ahmet’in çalışma yaptığı birimlerde yeni yoldaşlar kısa zamanda militanlaşır gelişirdi.
Körfez Savaşı diye anılan emperyalizmin Irak'a yaptığı ilk saldırı sırasındaki Genel Grev Genel Direniş kampanyası “Emperyalist Savaşa Hayır!” çalışmasıyla birleştirildi. Murat İkitelli‘den Bağcılar‘a, Sefaköy‘den Gazi‘ye, Esenler‘den Nurtepe’ye, Yeşilpınar‘dan Okmeydanı’na, Kağıthane’den Gültepe‘den Gülsuyu‘na kadar kahve ve atelyelerde toplantılar, bildiri dağıtımı, duvar yazıları, duvar gazetesi ve pankartların asılması gibi çalışmaların öncü ekibi içindeydi yine.
“Emperyalist savaşa ve 12 Eylül faşizmine karşı” TİKB, TKP/ML Hareketi ve TKİH ortak bir kampanya yürütüyordu. Kampanyanın sonunda Fındıkzade‘de ortak gösteri yapılacaktı. Bu eylemde örgütün askeri sorumlusu Murat'tı. Yürüyüş başlayınca hızla kitlenin üzerine doğru gelen bir polis minibüsü yolun ortasında duran Murat yoldaşın hedefiydi. Onun mükemmel zamanlamasıyla eylem kayıp verilmeden sona erdi.
Teknik işler ve örgütçülük dışında askeri özellikleriyle de öne çıkan Murat yoldaş, Osman Yaşar Yoldaşcan Müfrezesi‘nin Şaban Budak ve Osman Akgün ile birlikte ilk militanlarındandı. O kesitte müfrezenin gerçekleştirdiği eylemlerin hepsinde yer aldı.
Şubat ‘91′de İstanbul örgütlülüğümüzün darbe alması sonucu Rumeli yakasında örgütlenmede sorumluluk aldı.
'94 yılından itibaren bir yandan AFMK çalışmasını, diğer yandan EKK politikasını işçi sınıfı içinde yaymaya çalıştı. Gazi Antifaşist Halk Direnişi‘ni duyduğunda, AFMK militanlığıyla barikat başına koştu. Kah barikatta nöbet tuttu kah elindeki megafonla ajitasyon/propaganda yaptı. Gazi geleneğini Gülsuyu’na taşıyıp faşist mafya çetelerine karşı antifaşist direniş örgütledi.
‘96 1 Mayıs'ında da yürüyüş güzergahındaki faşist MHP binasının dağıtılmasında Murat en öndeydi. İşkenceci polisin dövülmesinden, 1 Mayıs kürsüsünün sendika ağalarının elinden alınıp ihtilalci komünistlerin denetimine geçmesinde yine Murat en öndekilerdendi.
Faşist işkenceci, katil Adalet Bakanı Mehmet Ağar‘ın 8-10 Mayıs sürgün ve tecrit genelgesine karşı devrimci tutsakların başlattığı Süresiz Açlık Grevi'nin ilk günlerinde Murat, bir AFMK eylemi hazırlığı içindeydi. Çekmeköy‘de faşist örgütlenme yapan Ülkü Ocağı bombalanacaktı. Murat, elindeki bombayı faşist yuvasına atıp dağıtırken, ikinci bombayı atmaya çalışan genç yoldaşı, bombanın kolundaki saate takılmasıyla atamadı. Ve bomba elinde asılı kaldı. Murat, Yunus yoldaşın geleneğiyle genç yoldaşın üzerine atladı. Ama bombadan kurtulamadan bomba patladı. Murat ve yoldaşı yaralı olarak yakalandı.
Sakarya Cezaevi‘ne geldiğinde kolu ve eli yaralıydı. Atelyede çalıştığı zaman geçirdiği iş kazası sonucu koluna konan platin çıkarılıp atılmış, hiçbir tedavi yapılmadan yaralarına dikiş atılmıştı. Cezaevine geldiğinde Süresiz Açlık Grevi (SAG) devam ediyordu. Murat, daha kolundaki yara iyileşmeden açlık grevine başladı. ‘96 Genel Direnişi zaferle bitirildikten sonra, Murat’ın tedavisi engellenerek hastaneye götürülmedi. Kolunun yarası, kemiğinin kırık olması, Murat’ın özgürlük eylemi çalışmasına katılmasına engel olmadı. Murat her zaman olduğu gibi yine özgürlük eyleminin içinde, cezaevi mücadelesinin önündeydi.