‘Suriyeli sığınmacılar’ ve AKP

AKP, Suriyeli mülteciler konusunda hep ikiyüzlü bir politika izledi

GÜNCEL
Salı, 5 Temmuz 2016 (9 yıl 11 ay önce)

Baran Xebatkar



 



AKP, Suriye krizinin başından beri mülteciler konusunda "açık kapı politikası" izledi. 2011’in Nisan ayından bu yana kapılar ardına kadar açık. Türkiye'ye gelmek isteyen Suriyelileri; ihtiyaçları, kalacak yerleri, yaşam koşulları, topluma nasıl entegre olacakları konusunda hiçbir planlama yapmadan sınır kapılarını ardına kadar açtı.



 



Suriye krizinin başlamasından bu yana ülkeyi terk edenlerin sayısı 4 milyonu aştı. Türkiye'de resmi rakamlara göre yaklaşık 2 milyon Suriyeli mülteci yaşıyor. Kayıt dışı rakamlar da dahil edildiğinde bu sayının en az 2,2 milyon olduğu tahmin ediliyor. Türkiye, bugün dünyada en büyük mülteci nüfusu barındıran ülke.[1]



 



İlk başlarda, uluslararası hukukta herhangi bir karşılığı olmayan uydurma bir “misafir” statüsü verildi sığınmacılara, 2012 yılı Nisan ayında sayılar gittikçe arttığı için yayınlanan genelge ile “geçici koruma” statüsü ilan edildi. AKP aynı yılın Ekim ayında, bu geçici korumayı genişletti. Bu süreçte AKP, krizin oldukça hızlı bir şekilde çözüleceği ve sığınmacıların ülkelerine geri dönüş yapacağını düşünüyordu. Hatırlanırsa AKP o dönem, Emevi Camii’nde Cuma namazı kılma hesapları yapıyor, Esad’a günler, aylar üzerinden ömür biçiyordu.



 



Açık kapı politikası izlemelerinin temel nedeni buydu. Esad devrilecek, haliyle sığınmacılar Suriye’ye geri gönderilecekti. Buna ek olarak, eğer Suriyeli sığınmacı sayısı belli bir kotaya ulaşırsa Suriye işgalinin bir parçası haline gelecek, Suriye topraklarında ‘Tampon bölge’ kurma planı vardı. Böylelikle hem Suriye savaşına doğrudan dahil olunacak, besledikleri cihatçı çetelerle koordineli saha çalışması yapılacaktı hem de Batı Kürdistan’da ki devrime Suriye’nin içinde saldırılabilmenin koşulları oluşacaktı.  



 



Suriyeli sığınmacılar başlangıçta Kilis, Antep, Hatay gibi sınır şehirlerinde kamplarda tutuldu. Bir süre sonra kamplarda yaşam dayanılmaz bir hal alınca ve sığınmacı sayısı artınca İzmir, İstanbul, Ankara gibi Büyükşehirler olmak üzere Türkiye ve Kürdistan’ın farklı illerine geçimlerini sağlamak ya da Avrupa’ya geçebilmek için dağılmak durumunda kaldılar.



 





 



AKP’nin, Suriyeli sığınmacılar konusunda en başından beri siyasi hesapları vardı. Genel olarak bu hesaplar tutmadı, Suriyeli sığınmacılar artık ülke içerisinde, toplum tarafından ‘sosyal bir sorun’ olarak görülüyor. Üstelik gittikçe dışlanan, bütün kötülüklerin ‘Suriyeli’ kimliğine yüklendiğini, toplumda Suriyeli sığınmacılara karşı nefret derecesine varan, ötekileştiren yaklaşımı gün geçtikçe gözle görünür bir şekilde hissediyoruz.



 



Öte yandan AKP’nin Suriyeliler konusundaki fırsatçı yaklaşımlarını Avrupalı kapitalistlerle girdiği para pazarlığında ve AB ülkelerine karşı siyasi alanda daha fazla söz söyleyebilmek için ‘tehdit’ unsuru olarak kullanmasında açık bir biçimde görebiliyoruz.



 



Suriyeli sığınmacılar hiç de Erdoğan’ın yansıttığı gibi toplum tarafından ‘misafirperver’ bir şekilde ‘din kardeşliği’nin getirdiği hoşgörüyle karşılanmıyor. Tam tersi, düşük ücretle çalışan işçiler için Suriyeli işçilerin emeğini daha da düşük bir fiyata alan patronların yarattığı işsizlik sorunuyla linç ediliyorlar. Ataerkil egemen zihniyetin bir sonucu olarak Suriyeli kadınlar evlilik yoluyla zor koşullarda yaşayan ailelerden para ile alınır satılır bir meta haline getiriliyor, kimileri ‘fuhuş’a zorlanıyor.



 



Suriyelilerin Türkiye’de yaşama koşulları



 



Suriyeli sığınmacılar, ülke içerisindeki statüleri gereği halen Türkiye'de yasal çalışma hakkına sahip değil. Birçoğu hayatını sürdürebilmek için yasa dışı bir şekilde, sigortasız, güvencesiz, iş güvenliğinin olmadığı koşullarda kaçak çalışmak durumunda.



 



Türkiye, 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi'ne "coğrafi sınırlama" ile taraf olmuştu. Yani, Türkiye bu sınırlama nedeniyle sadece Avrupa'dan gelenlere mülteci statüsü verebiliyor. Ancak Türkiye'de yasalar gereği mülteci statüsünde görülmüyorlar. Avrupa dışından geldikleri için "geçici koruma" başlığı altında "sığınmacı" statüsüne sahip olabiliyorlar. Sığınmacı statüsü de mültecilerin sahip olacakları doğal hakları içermiyor.[2]



 



Eğitim konusunda ise başta dil problemi yaşanıyor. Eğitimi savaştan dolayı kesintiye uğramış Suriyeli çocuklar, kendi dillerinde okula gidip hem içinde yaşadıkları topluma uyum sağlayabilecek ortak dili hem de kendi dillerini koruyabilecekleri bir eğitimi alacak koşullara sahip değiller. Birçok aile yoksullukla boğuştuğu için çocuklarını okula göndermeyi geçtim, küçük yaştaki çocuğuyla ya trafik ışıklarında ya da bankamatik köşelerinde ellerinde internet kafelerden aldıkları üzerinde ‘’Allah rızası için yardım edin, Suriyeliyiz’’ yazan A4 çıktılarla dilenmek durumunda kalıyor.



 



Barınma problemi başlı başına yaşamsal bir sorun. Dilenen birçok Suriyeli ya sokakta ya da park köşelerinde yaşıyor; en iyi haliyle birden fazla aile bir araya gelip bir ev kiralayıp insanlık dışı, hastalanmaya açık koşullarda yaşıyor. Kiralar sınır illerde oldukça yüksek olduğu için bina depoları, kiralık dükkanlar ve ev bodrumları bile barınmak için kullanılacak alanlar haline gelmiş.



 



Sonuç



 



Karşımızda büyük bir ikiyüzlülük var: AKP, Suriye savaşında kendisinin hiçbir rolü yokmuş, sanki cihatçı çeteleri destekleyip Suriye pastasından pay kapma yarışında hiç olmamış, sığınmacıların mağduriyetinde hiç payı yokmuş gibi Suriye’den kaçıp Türkiye’ye gelmek durumunda kalan mağdur insanlara ‘vatandaşlık’ vereceğini ilan ediyor. Üstelik yukarıda bu insanların nasıl bir yaşam koşuluna maruz kaldıklarını genel olarak izah etmeye çalıştım.



 



Vatandaşlığın kimlere verileceği henüz net değil. Zengin ya da küçük mülk edinme olanağına kavuşmuş Suriyelilerden böyle bir talep gelmiş olabilir yüksek ihtimalle. Ancak ışıklarda dilenen, mendil satmak zorunda kalan, bankamatik köşelerinde yaşamını kar demeden kış demeden sürdürmeye çalışan Suriyelilerin böyle bir talebi dillendirmeyi geçtik, akıllarına dahi getirebilecekleri bir koşul olmadığını düşünüyorum.



 



Suriye savaşının kısa sürede sonlanmayacağını ve AB ile AKP’nin yaptığı müzakereyi hesaba kattığımızda AKP’nin, sığınmacı durumundaki Suriyelilerden beklentisi; doğrudan ucuz işgücü, seçimlerde yüzde 50’lik dilimine katabileceği yeni oy deposu ve askerlik malum bir ‘vatandaşlık görevi’ olduğu için ilerleyen süreçlerde kirli savaşlarında savaştıracağı asker edinme olarak özetlenebilir.



 



[1] http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/10/151005_suriyeli_multeciler



[2] A.g.e.