Krizi fırsata çevirdiler…

Linç güruhlarının pervasızlığına pabuç bırakmayacak biçimde hazırlıklı ve uyanık olmaya ihtiyaç var

GÜNCEL
Salı, 19 Temmuz 2016 (9 yıl 10 ay önce)

Serhat Tuna



Derin bir biçimde yaşanan rejim krizinin maceracı bir darbe girişimiyle patlaması ve “Afrika tipi” acemice girişilen darbenin bastırılması sonucu;  “Bu allahın bir lütfu..” denilerek hafta boyunca sürdürüleceği açıklanan, toplu ulaşımın ücretsiz olacağı  bir “demokrasi bayramı” ilan edildi. 



 



Sokaklar, “demokrasi nöbeti” adı altında “şeriat istiyoruz” diyen gerici-faşist linç güruhlarıyla doldu. Askeri-sivil tüm bürokraside tasfiye ve el değiştirmeyi içeren, buralarda mutlak hakimiyeti esas alan yaygın bir cadı avı başlatıldı. 



 



Şu ana kadar 6 bin 38’i asker, 100’ü polis, 755’i hakim-savcı, 650’si sivil olmak üzere 7 bin 543 kişi gözaltına alındı. 316 kişi tutuklandı. Emniyette, savcılıkta, kamuda açığa alınan binlerce personel var. Yeşil ve gri pasaportluların yurtdışına çıkması yasaklandı. 



 



Cezaevlerindeki siyasi tutsakların tahliyeleri, aile, avukat, telefon her türlü görüşü yasaklandı. Kamu kurumlarında tüm izinler iptal edildi, izinde olanlar geri çağrıldı. 



 



Yaşanan tam bir ‘darbe içinde darbe’ hali!..



 



Burjuvazinin, ekonomik alanda karşımıza çıkan “krizi fırsata çevirme” retoriğinde olduğu gibi, siyasal alanda-üst yapıda da bu retoriğin gereğinin yerine getirilmesine kilitlenildi. Ele geçirilen bu fırsatla ‘parti devleti’, ‘führer rejimi’ inşasının tamamlanmasına girişildi.    



 



Yeni bir “yetmez ama evet”çilik…



Bu yönelim, “halkımız öyle istiyor” yaygaralarını güçlendirmenin bir manivelasına dönüştürülen ve “yetmez ama evet” parodisinde görüldüğü gibi bu sefer de kitle desteğini arkasına alarak yürümek için, “camiler kışlamız” arka planından da beslenerek camileri ve sokağı birleşik bir güç olarak kullanıyor. 



 



“Yetmez ama evet” akımına kapılanların nasıl bir tarihsel vebal altına girdikleri göz önünde bulundurarak, o sürecin ortaya çıkardığı tablodan dersler çıkarıp bu “darbe karşıtlığı” yaygarasının peşinden sürüklenmekten uzak durulmalıdır. 



 



Evet, ortada çapsız generallerin çapsız bir darbe girişimi gerçekliği var, fakat gerçek anlamda bir darbe karşıtlığı falan yok. 



 



Derinleştirilen toplumsal kutuplaşma içerisinde kendi tabanlarını daha fazla konsolide edip onun çapını genişletmeye, sivil paramiliter güçleri büyütmeye oynuyorlar. 



 



Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Şeref Malkoç’un, “Milletin meşru müdafaa hakkı için mutlaka ruhsatlı silah almasının önünün açılması lazım” çıkışı boşuna değil. Bu eli palalıların, eli silahlı hale getirilmesine dönük açık bir silahlanma çağrısıdır.



 



Bunların yanında meydanlarda idam sehpalarının dolaştırılıp idamın yeniden gündemleştirilmesi, “gaz alma” propagandasından ziyade rejimin baskıcı karakterinin vites büyüttüğü bir zemine işaret eder.



 



Hazırlıklı ve uyanık olunmalı





Askeri - sivil her türlü darbeye karşı, özgürlük ve demokrasi taleplerini sosyalizm perspektifiyle birlikte ele alan bir yaklaşımı, yükseltilen gerici-faşist dalgaya karşı militan anti-faşist mücadeleyle eşgüdümlü geliştirmek gerekir.



 



Kürt, Alevi, ilerici, muhalif, devrimci güçlere ve mahallelere dönük nabız yoklama saldırıları, yarın öbür gün daha sistemli bir karakter almaya adaydır. Linç güruhlarının pervasızlığına pabuç bırakmayacak biçimde hazırlıklı ve uyanık olmaya ihtiyaç var.