Fethullahçıların Güney Kürdistan’daki ajan çalışmaları "hizmet" diye tanımlanıyordu
Baki Gül
Dünyanın her yerindeki Fethullah Gülencilerle kavgaya girişen, her ülkedeki faaliyetlerinin durdurulması için akıl almaz öneriler yapan Tayyip Erdoğan, AKP Hükümeti ve MGK, Fethullahçıların Erbil ve Süleymaniye merkezli örgütlenmelerine, okullarına ve iş yerlerine neden karışmıyor? Bu dönemde Fethullah Gülen ile çelişkisi iç savaş çıkaracak, bir birlerinin kafasını kesecek, gözlerini çıkaracak kadar sertleşen Tayyip Erdoğan, AKP, TSK ile Fethullah Gülenciler Güney Kürdistan’da niye hala ortaklığını sürdürüyorlar?
Acaba, Fethullah Gülencilerin, kurdukları okullar, hastaneler ve diğer iş yerleri üzerinden gerçekleştirmek istediği hedeflerinin Türk devlet politikası ve AKP-Tayyip Erdoğan’ın düşünceleri ile örtüşmesi mi söz konusu.
Çünkü Fethullah Gülenciler için Erbil ve Süleymaniye çalışmaları oldukça stratejik öneme sahip. 1994 yılından beri Erbil, Süleymaniye ve Kerkük’te en az 10 adet anaokulu, ilk öğretim okulu ve lise ile faaliyetlerini sürdüren Fezalar Eğitim Şirketi; 2008’de Işık Üniversitesi’nin açılışı ile eğitim kurumlarının sayısını artırmış 20’ye çıkarmıştı. Fethullahçılar Güney Kürdistan’daki örgütlenmelerini daha sonraları Ronaki Hawler Education Company adıyla örgütlenmesini çok daha fazla genişletti. Radyolar, televizyonlar kurmuş, kolejlerde „seçkin“ öğrenciler yetiştirerek Peşmerge Komutanlıkları için hazırlıklar başlatmıştı.
Hewler ve Süleymaniye’de bulunduğum bazı dönemlerde Güney Kürdistan’daki Fethullah Gülencilerin çalışmaları ve hedefleri konusunda ilginç bilgiler vardı. Örneğin Fethullahçıların, anaokul, ilkokul, lise ve üniversitelerde Güney Kürdistan yönetiminde bulunan, zengin, seçkin kişilerin çocuklarını özel olarak okutmaktadırlar. Ayrıca kendilerine göre seçtikleri çocukları okutarak, belirli bir zaman dilimi sonrasında Fethullahçıların okullarından mezun olanların Peşmerge komutanlıkları, devlet bürokrasisi vb kuruluşlarda yer alacak etkili kişiler olması sağlanacak, böylelikle Güney Kürdistan’daki siyaset ve yönetimde Fethullahçılar dolayısıyla da Türkiye’nin doğal nüfuz alanı oluşacaktı. Fethullah Gülen’in belgelerindeki Kerkük planı için de bu özel olarak ileriye dönük bir yatırımdı. Tabii bu yatırımın güncel olarak 1994’den bu yana Türk asker ve istihbaratı ile ortak bir şekilde Güney Kürdistan’a yerleşip örgütlendiği bilgisini de asla unutmamak gerekiyor. Özellikle 1994 yılını, Tansu Çiller ve Süleyman Demirel, Doğan Güreş üçlüsünü, daha sonraki yıllarda Bülent Ecevit desteği ve derken AKP’nin desteği ile Fethullah Gülen’in Güney Kürdistan’a yerleştiğini iyi görmek gerekiyor.
Dolayısıyla Fethullah Gülen’in ince ayarlı Güney Kürdistan örgütlenmesinin Türk devletinin Kürt karşıtı politikalarının stratejik hedefleri ile örtüştüğü için mi görmezden gelindiği, AKP’nin bu faaliyetleri engellemediğini, ya da Güney Kürdistan yönetiminin özel ricası ile mi bu çalışmaların sürdürüldüğünü anlamamız gerekiyor.
Hatta Ruşen Çakır, Güney Kürdistan’a gidip dağlardan kaçan Osman Öcalan ile görüşmeler yaptığı dönemlerde Fethullahçıların Güney Kürdistan’daki ajan çalışmalarını da "hizmet" diye tanımlamıştı.
Ruşen Çakır, "Gülen cemaati 19 yıldır Irak Kürdistanı’na hizmet götürüyor" başlığı ile yazdığı yazıda şunu da söylüyor: „Gülen hareketi Irak Kürdistanı’nda sadece eğitimle ilgilenmiyor. Örneğin daha önce de yazdığımız gibi Türkçe, Kürtçe, Arapça müzik yapan ve epey popüler olan Dewran Radyo var ve bir televizyon kanalı da yolda. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın üç yıl önce Erbil’de bir Abant Toplantısı düzenleyip Türkiye ve Kürdistanlı aydınları bir araya getirdiğini de biliyoruz.“
O toplantıların müdavim Kürtleri arısında ise Orhan Miroğlu, Muhsin Kızılkaya gibi isimler var. 1 Mayıs 2011 tarihinde Fethullahçıların en önemli örgütlerinden Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın düzenlediği Abant Toplantılarına Muhsin Kızılkaya, Orhan Miroğlu da katılıyor ve „İşte Türkiye’nin ihtiyacı olan yapılanma“ diye imaj tazeleme işçiliği yapıyorlardı. Muhsin Kızılkaya TRT Şeş’in kurulma sürecinde Fethullah Gülen’in bizzat selamlarını almış ve Kürtleri devletin bu kurumuna devşirmesi için „hadi koçum göreyim seni“ motivasyonu ile işe koyulmuştu. Muhsin Kızılkaya, bu süreçte birçok Kürdü devşirmek için çok çaba sarfetmiş, Fethullahçılar da Tayyip Erdoğan ile çelişkilerine rağmen Muhsin Kızılkaya’yı önce milletvekili daha sonra ise danışman olarak AKP’nin mahallesinde tutunmayı başarabildi. Ama Tayyip Erdoğan çevresi Muhsin Kızılkaya’dan hiç hoşnut değildi ve Mersin’deki vekilliği de bu nedenle kısa sürdü. Ama Ahmet Davutoğlu „ayıp olmasın“ diye yanında danışman gibi tuttu. Muhsin Kızılkaya ise biraz yüzsüz, arsız ve kişiliğindeki zayıflıklar nedeni ile bu durumu „nasıl olsa paramı alıyorum“ diyerek kabullendi. Ama yakın dostlarına bakın Fethullahçılarla doludur. O nedenle de 15 Temmuz 2016 Darbe girişimi öncesi ve sonrası pek piyasada bulunmaz.
Orhan Miroğlu Fethullahçıların Taraf’ı olduğu zamanlarda Taraf gazetesinde yazdı. Askeri vesayet meselelerinde vesayete karşıymış gibi durdu. Fethullahçıların istediklerini yazıyor karşılığında da paralar alıyordu. Bunu da çocuğunun sağlık durumuna bağlıyordu. KPSS sınavlarının sorularını çalma ihtiyacı bile bulmadan kızı Hiva Miroğlu’nu özel bir şekilde Fethullahçıların da lojistik ve diplomatik desteği ile TRT’ye soktuğu söyleniyor.
Yeni Özgür Politika