MİT ve Genelkurmay Cumhurbaşkanı'na bağlansın "önerisi" ile polisin ağır silahlarla donatılması neyi ifade ediyor
“Allahın lütfu” denilen darbe girişimi gerçek bir tüccar kafasıyla fırsata tahvil ediliyor. Adeta yıkılan devlet (Kılıçdaroğlu’nun da doğru tanımıyla), şimdi yeniden hem de başkanlık sisteminin altyapısı hazırlanarak “kurulmaya” çalışılıyor.
Başka şeyler bir yana sadece Tayyip Erdoğan’ın, Genelkurmay ve MİT’in Cumhurbaşkanlığı’na, Kuvvet Komutanlıkları’nın da Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanması “önerisi” bile “yeniden kurulan devletin” nasıl bir model üzerinden inşa edildiğinin/edileceğinin açık ifadesidir.
Polisin (elbette paralel ordu SADAT gibi kontra güçlerinin) esas güvenlik birimi haline getirilmeleri, son KHK’yla polisin ağır silahlarla donatılmasının hatta gerekirse jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın silahlarını kullanması/el koyması da yetmiyor.
Dosta düşmana karşı vazgeçilemeyen ordu da aynı erkin denetimi altına alınmaya hazırlanılıyor.
Bir devletin en önemli aygıtlarından biri olan vurucu-silahlı-istihbarat güçlerinin, yürütme erkinin denetimine alınması, aralarındaki tüm “özerk” ilişkilerin ortadan kaldırılması; rejimin yürütme erki ve tepesindeki müstakbel başkanın denetiminde bir merkezîleşmeye gitmesi anlamında devasa bir adımı ifade eder. Zaten Yargı’da neler olup bittiği açık. Yasama yani Meclis’in tabutuna çoktan çivi çakıldı. Bunların hepsini bir arada düşündüğümüzde olup bitenler, çürümüş bir rejimin kendisini yeni tipte faşist bir temelde yeniden tahkim etmesi dışında bir anlama gelmiyor.
İşçi ve emekçiler çürümüş bir sistemin yerine başka bir çürümüşlük ve saldırganlığın inşa edilmesinin aleti haline getirilmeye çalışılıyor. Kendilerinin olmayan ve aslında ucu kendilerine dönen bir okun atıcıları olarak kullanılmaya... Bu oku çürümüşlüğüyle burnumuzun direğini sızlatan rejimin kendisine döndürmezsek yarın bugünleri mumla arayacak, o pislikte biz de boğulacağız.