Meclis'e getirilen yeni Torba'da BES, Kürt kentlerinin talanı ve bunların hepsiyle ilişkili Varlık Fonu var
Alakasız ya da dolaylı olarak alakalı konuların doldurulduğu Torbalar'dan biri daha Meclis'e geldi. Bu torbada Hakkari ve Şırnak'ın il olmaktan çıkarılarak Cizre ile Yüksekova'nın il yapılmasından tutalım da bireysel emeklilik fonunun oluşturulmasına kadar pekçok ilgili- ilgisiz konu mevcut. Ama bunların hepsiyle şu ya da bu şekilde ilgili olan bir konu elbette var: Varlık Fonu.
Kısacası sapla saman birbirine karıştırılmış görünse de Torba'nın bir tasarısının içerik ve sonuçları şu ya da bu şekilde diğerleriyle kesişiyor.
"Tüm G20 ülkelerinde var bir bizde yok" denilerek oluşturulan ve ilk elde 50 milyar TL'lik sermayeyle işe başlaması planlanan bu fon, özünde burjuva devletin bizden kestiği vergiler, yine bizden kesintilerle oluşturduğu fonlar ve gerekirse konulacak ek vergilerle finanse edilecek. Zaten kuruluş maddelerinde de bu açıktan söyleniyor.
Emperyalist ya da güçlü ekonomik dengelere sahip pekçok ülkede bulunan benzer fonların, cari fazlasının aktarılmasıyla (yani fazla paranın değerlendirilmesi amacıyla) kurulduğunu biliyoruz. Borç batağında yüzen, ekonomik değerleri giderek dibe doğru ilerleyen Türkiye gibi ülkelerde böyle bir tablonun sözkonusu olmadığı açık.
Kara para ve yeni borç kaynaklarını saymazsak (devlet tahvilllerinin satışı gibi, el koymalar ve benzeri kaynaklar), bu fonun esas kaynağı dediğimiz gibi bizleriz. Bizlerden kesilerek oluşturulmuş deprem-işsizlik fonlarıyla şimdi Meclis'e getirilen bireysel emeklilik fonu ve oluşturulması hedeflenen kıdem tazminatı fonlarıdır. Buna özel olarak belirlenecek vergi kalemlerini eklemekte de fayda var.
Ekonomide "istikrar oluşturmak" gibi bir genelleme parantezi içine alınan o kadar çok kullanım alanı mevcut ki... Mega projelerin desteklenmesi, altyapı yatırımları, finans alanında yaşanan tıkanma ve dalgalanmalara müdahale, bir çeşit banka gibi çalışarak burjuvalara kredi dağıtmak gerekirse hibeler sunmak...
Bu başlıkların sayısız türevi olduğu açık. Herbirinin esas hedefi de burjuvazinin devletin işçi ve emekçilerin gırtlağını sıkarak el koyduğu kaynaklardan, oluşturduğu sermaye birikiminden doğrudan yararlanmasını sağlamaktır. Bizim kanımız-canımız pahasına oluşturulan devlet kasasının dolaysızca burjuva yatırımlara peşkeş çekilmesidir.
Hakkari ve Şırnak'ın il olmaktan çıkarılması, Cizre ile Yüksekova'nın il yapılması da fonla doğrudan alakalı. Şöyle ki, daha önce bu kentleri vampire benzeyen müteahhit sermayesi için karlı yatırım alanları haline getirmek için yakıp yıkan devlet, şimdi bu fonun olanaklarını aynı müteahhitlere sunarak oralardan yeni kentler inşa edecek. Bir taşta birkaç kuş yani...
Yıkım bu vampirler için bizden yapılan kesintilerle oluşturulan fonlardan akıtılan paralarla "onarılacak". Öyle ya fonun bir amacı da "kentsel dönüşümü desteklemekmiş"!
Bir taraftan onlara sunulan bu olanakla tıkanan ekonomi için yeni nefes boruları yaratılacak, bir taraftan kentlerin yapısı kent savaşlarına elvermeyecek şekilde düzenlenecek.
Yani hem ekonomik hem de siyasi anlamda birkaç kuş bir arada vurulacak. Hesap bu...
İşin siyasi cephesinde sınıra daha yakın olan Cizre ve Yüksekova'nın il yapılması gibi başka bir kazanç daha var. Tel örgüler, beton duvarlar yetmiyor rejime... Bir de İran-Irak-Suriye sınırlarına yakın noktaların il yapılarak güçlendirilmesi, askeri-polisi-techizatı-karar mekanizmaları-altyapısıyla sınır güvenliğini merkeze koyacak şekilde yeniden örgütlenmesi gerekiyor.
Bu arada isimleri de değiştirilerek yapılan değişiklikle oradaki halka rengini kendilerinin verdikleri (İslami) bir mavi boncuk dağıtılması da hesaplanıyor. Yüksekova'nın ismi Kürtçe'de Colemêrg'dir. Rejim bu ismi sulandırarak Çölemerik yapıyor. Kürtçesi Şırnex olan Şırnak'ın ismini ise Nuh şeklinde değiştiriyor. Gerekçesi de eski isminin Şehr-i Nûh olmasıymış!
Kürtçe karşılıklarını değil asimile olmuş karşılıklarını koyarak rejim Kürt sorununda nasıl bir hat izleyeceğinin de masajlarını vermiş oluyor. Dini cemaatler, tarikatlar, eşraf ve korucuların ön plada olduğu yeni bir "çözüm" süreci başlatırlarsa hiç şaşırmamak gerekir.
Torbada 45 yaş altındaki tüm çalışanların zorunlu olarak Bireysel Emeklilik Fonu'na girmesine ilişkin düzenleme de var. Çalışanların ücretlerinin yüzde 3 oranında prim şeklinde kesimlesiyle oluşturulacak bu fona girişi zorunlu kılan devlet, isteyenin 2 ay sonra çıkabileceğini de eklemiş.
Milyonlarca insandan her ay aldığı ücretin yüzde 3'ünün kesilmesi ve bir fona devredilmesi bu fonların çeşitli özel şirketlerin denetimine girmesi ve bir kısmının da Varlık Fonuna aktarılmasının burjuvazi için nasıl bir nimet anlamına geliyor siz düşünün. Bizim içinse durum ortada.
Sigorta primlerimiz bile artık tümüyle bizden kesilecek, patronlar bu sorumluluktan kurtarılacak, üstüne bir de bizim kesintilerimizle oluşturulan fonlar çeşitli biçimlerle onlara peşkeş çekilecek!
Daha fazla zam, daha fazla kesinti, daha düşük ücretler ve sosyal güvenlik başta olmak üzere tüm tarihsel kazanımlarımızın esnekleştirilmesi için daha fazla saldırıdır!
Bu bu kadar net.
15 Temmuz'daki darbe girişiminin bastırılmasından sonra adeta yerle bir olduğu açığa çıkan faşist rejim sadece işçi ve emekçiler, bir de Kürt halkı karşısındaki sınıfsal reflekslerini kaybetmemiş bir heyulaya benziyor. Bizzat Kılıçdaroğlu'nun söylemiyle "yıkılmış devlet" sorun sermayenin ihya edilmesi ve Kürt düşmanlığı olunca dimdik ayakta!
Mesele bunların hepsiyle doğrudan ilişkili olan biz işçi ve emekçilerin ne yapacağında.