Binali Yıldırım TRT programında OHAL ikliminde hangi saldırılara hazırlandıklarını açıkladı
"Düşük profil" şartıyla başbakan yapılan Binali Yıldırım TRT'de katıldığı “Başbakan ile Özel Yayın" programında giriştikleri kapsamlı tasfiye ve devleti "yeniden kurma" faaliyetlerine dair pekçok açıklamada bulunarak oldukça "aktif" bir sürecin sözcülüğünü yaptı.
Başarısız darbe girişiminden sonra kaç kişinin gözaltına alındığı-tutuklandığı, kaçının görevden uzaklaştırıldığı, kaç şirket ya da işletmeye el konulduğu gibi ayrıntılı bilgilerin de olduğu röportajın esas başlıklarını ise devletin küçültülmesi, istihbarat gibi kritik kurumların alabildiğine küçültülen devlette yürütme erkiyle senkronize edilecek tarzda yeniden örgütlenmesi oluşturuyordu.
Darbe girişimininin bastırıldığının netleşmesinden sonra Atatürk Havaalanı'na gelerek açıklama yapan Tayyip Erdoğan'ın da dediği gibi bu darbe kendileri için "Allahın lütfu" oldu adeta. O kadar ki 12 Eylül askeri faşist darbesinin sebeplerinden biri olan 24 Ocak Kararları'nın bugüne kadar gerekli hız ve bütünlükte hayata geçirilememiş olmasının rövanşı bile şimdi yapılıyor. Yıldırım bu gerçeği, devletin küçültüleceği, sadece güvenlik ve adalet gibi burjuva egemenlik açısından kritik önem arzeden mekanizmalarla sınırlandırılacağı, eğitim ve sağlık gibi alanlarda da düzenleyici rol oynayacağı anlamına gelen devrik cümlelerle özetledi bunu.
Bu neoliberal saldırganlığı bir ayağını da emekçilere dönük saldırılar, kölece çalışma koşulları oluşturuyor. OHAL iklimini tepe tepe kullanan hükümet, bunun için akıl almaz hız ve kapsamda adımlar atıyor. İşçi ve emekçilerin ezici bir çoğunluğunu darbe sopası ve ideolojik argümanlarla şimdilik arabasına bağlayan hükümet, o arabasını da onların boyunlarına geçirdiği urganlarla onlara çektiriyor: Ardı ardına çıkarılan yasalarla istihdam-sosyal güvenlik ve aklımıza gelebilecek her konuda emeği alabildiğine esnekleştirip, vahşi sömürü koşullarını derinleştiriyor.
Bununla eşgüdümlü olarak da devleti adeta satılığa çıkarıyor. O kadar ki Türk Dil ve Tarih kurumlarını, TRT'yi, tiyatroları kısacası devletle kendi deyimleriyle "millet" arasındaki bütün ideolojik araç ve kurumları bile piyasanın denetimine sunacak kadar başdöndürücü bir piyasacılık sözkonusu. Bu kadarını yaptığına göre demek ki o kurumlar da doğrudan kendi ideolojik argümanlarını üretecek çeşitli cemaat ve ideolojik rengi belli sermaye gruplarına satılacaklar.
Bunlarla birlikte burjuvaziye yıllardır parça parça peşkeş çekilen ve son nokta atışlarla tümüyle sunulması için darbe girişimi öncesinde de hazırlığı yapılan enerji, maden gibi tüm karlı devlet işletmeleri de OHAL iklimi fırsat bilinerek hızla devredilmeye hazırlanıyor.
Binali Yıldırım'ın açıklamalarından da anlaşılacağı gibi neoliberal devlet felsefesinin en çıplak hali "Allahın lütfu" olan bu darbe sonrası iklimde gerçekleştirilen kapsamlı sivil darbeyle vücut buluyor. Türkiye'de yaklaşık 36 yıldır kimi zaman ıkına ıkına kimi zaman yavaşlayan kimi zaman da hızlandırılmış olarak pratik bir bütünlüğe kavuşturulmaya çalışılan neoliberal piyasacılık (ekonomik-siyasal-kültürel...) şimdi son bir hamleyle bütünlüklü bir surete, içeriğe kavuşturuluyor.
Bu aynı zamanda kapsamlı bir kadro tasfiyesi (şimdilik FETÖ denilen adresle sınırlı gibi gözükse de giderek direniş dinamiği taşıyan tüm toplumsal kesimlere doğru genişletileceği anlaşılan) eşliğinde yapılıyor. Devlet sadece piyasacı bir mantıkla satılığa çıkarılmıyor, emek sadece esnekleştirilmiyor, aynı zamanda kadrosal bileşimi itibariyle de daha katı ve homojen bir ideolokleşmeyle pekiştirilip yeniden kurumsallaştırılıyor.
Tasfiye edilen ve Yıldırım'ın açıklamalarından anladığımız kadarıyla "terör örgütleriyle ilişklili oldukları düşünülen" başkalarının da tasfiyesiyle boşaltılan kadrolar şimdi alınacak yeni Özel Harekatçılar için söylendiği gibi "gerektiğinde teröristleri gözünü kırpmadan öldürebilecek" "vatanseverlerce" doldurulmaya çalışılıyor. Bunun hangi kadrolarla yapılacağını SADAT'ın başını Cumhurbaşkanı danışmanı yapılmasından anlıyoruz.
Bu arada o kadroların da neoliberal sömürü politikaları gereği sözleşmeli ve güvencesiz olacakları açık. Daha şimdiden öğretmenler için başlatılan kapsamlı sözleşmeliliğin 657. maddenin kaldırılmasıyla tüm devlet kurumlarına doğru genişletileceği açık. Bu sözleşmeliler için getirilen sınav sistemleri, konulan ölçütlerle birlikte düşündüğümüzde devlet, tüm sömürü ve saldırı politikalarını sessizce izleyecek, zehiri şerbet gibi içecek ideolojik kadrolarla doldurulacak. Bunun dışına çıkanlar güvencesizliğin-sözleşmeliliğin sunduğu olanaklarla hızla tasfiye edilecek.
Kısacası Yıldırım'ın TRT programındaki "aktif" sunumunun meali tamamen piyasa mantığına göre kapsamlı bir şekilde reorganize edilmiş devlettir. Bunun adı da piyasacı faşizmdir.
Bu gidişi izlemekse idam sehpamızı kendi tekmemizle devirmektir. Hükümetin arabasına koşulmuş atlardan biri olan sarı-işbirlikçi sendikaların "demokrasi nöbetlerine", bakanlarla yapılan görüşmelere koşuşturmak, arapalıklarını koruma çabası dışında bir dertleri yok.
İşçi ve emekçilerin ezici bir çoğunluğuysa ne olup bittiğinin farkında bile olamayacakları kapsamlı bir maniplasyon cenderesi içinden nefes alıp veriyor.
İşçi sınıfı ve kapitalist barbarlığa karşı derdi olanların gücü ortada. Bu sürecin emek mücadelesine nasıl bir ideolojik darbe vurduğu da...
Bu noktalardan bakılınca süreç bizlerin kendi siyaset-yaklaşım-dil başta olmak üzere tüm argümanlarımızla yenilenmemizi dayatıyor. Sınıf mücadelesine vurulmuş ve vurulacak olan bu büyük darbeler karşısında işçi ve emekçilerle iletişim kurmanın, bu maniplasyon ablukasının dağıtılması başta olmak üzere emek-sermaye çelişkisini açığa çıkarmanın yol ve yöntemleri konusunda kendimizi sürekli yenileyen, her şeyden önce de sabır ve ısrarla varolan/açılan kanalları derinleştiren bir çalışmayla yolumuzu açmamız gerekiyor.
İşçi sınıfı yaşamın katı gerçeklerine çarptığı her alanda ciddi bir kaynama ve patlama hali içinde. Bu saldırganlık, yapılıp edilen bu düzenlemeler zaten varolan kaynamaları şimdilik maniplasyonla perdelese bile onları şu ya da bu şekilde açığa çıkaracaktır. Sınıf ve bu köhnemiş düzenin tekerine çomak sokmak gibi bir derdi olanların her şeyden önce bunları tespit edip, buna uygun bir çalışma planıyla süreçlerle ilişkilenmesi şart.