Elazığ'daki bombalı eylem sonrasında Kılıçdaroğlu "terörle mücadelede" hükümete açık çek verdi
Sabah saatlerinde Elazığ Emniyet Müdürlüğü'ne yakın bir otoparkta patlatılan bomba yüklü araç binanın yıkılmasına, çoğunluğu polis çok sayıda kişinin hayatını kaybetmesi ya da yaralanmasına neden olmuştu. Bu eylemleden sonra hızla yayın yasağı getirilirken, Elazığ Valiliği de il genelinde her türlü basın açıklaması da dahil tüm eylemleri yasakladı. Bu arada Başbakan Binali Yıldırım, bazı bakanlar ve Genelkurmay Başkanı Hulisi Akar da Elazığ'a gittiler, tüm resmi görüşmeler iptal edildi.
Hükümet cenahından yapılan açıklamada "Terör örgütünün adının PKK, DAİŞ ya da FETÖ olması farketmez. Ülkemize, milletimize ve insanlığa yönelmiş terör kaybetmeye mahkumdur" gibi toptancı ve bir o kadar da genel bir açıklamal yapılırken asıl çıkışı tarihsel devlet refleksleriyle hareket eden CHP'nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yaptı.
Herkesi diresek darbeleriyle itekleyerek öne fırlayan Kılçdaroğlu, hükümete her türlü desteği verdiklerini söyleyerek, "Teröre karşı ortak birlikteliğimizi hep sürdüreceğiz. Hükümete çağrı yapıyorum terörü bitirmek için muhalefetten ne istiyorsanız vermeye hazırız. Bugüne kadar herşeyi verdik ama biz hükümetten bir şey bekliyoruz; Ne istediyseniz biz size verdik sizde lütfen terörü bitirin" deyiverdi.
Devletin bekası sözkonusu olunca en ön cephelerde yer alma yarışına giren burjuva partiler içinde en köklü geleneği temsil eden CHP'nin darbe girişiminden sonraki pratiği ortada. AKP şahsında yeniden dizayn edilen rejimin koltuk değneği rolü gören CHP bu tutumuyla en başta ona "demokratik dinamik" payesi biçenleri allak bullak etmekte.
CHP'nin bu tutumu bunların hepsinden de öte burjuva sistemin yaşadığı krizin derinliğini açıkça ortaya koyuyor. Ve her krizi döneminde burjuva partilerinin gerçek sınıf kimliğine uygun olarak ajite olmuş birer itfaiyeci gibi yangını söndürme telaşına düştüklerini...
Kılıçdaroğlu AKP'ye bir kez daha açık çek verdi. Bunun sonuçlarını hep birlikte göreceğiz. Şu anda "ele güne karşı" tek başına olmadığını kanıtlama derdinde olan AKP'nin bu çekle daha önce Cizre'de, Sur'da ve diğer Kürt illerinde gerçekleştirdiği kıyımlara benzer pratikleri daha da pervasız bir şekilde yapacağı, tüm toplumsal direnme dinamiklerine gözü dönmüşçe saldırıcağı malum.
Kürt halkının haklı-meşru demokratik taleplerinin üzerine çizgi çekerek devletin tarihsel inkar politikalarında ısrar edenler, şimdi bu OHAL-darbe-"demokrasi oyunu" ikliminde Kürt halkını ezmek için kanlı ellerini birleştiriyorlar. Bu eller tüm toplumsal dinamiklerin boğazına sarılmak üzere ovuşturuluyor. PKK'nin yaptığı eylemlerin çapı, şiddeti, yaygınlığı büyüdükçe toplumsal algı da sorunun esasının gölgelenmesi, tarihsel gericilik birikiminin kışkırtılması ve korku iklimi içerisinden şekillendirilerek yönetiliyor.
Türkiye Kürt düşmanlığı ve korkusu üzerinden, inkarcı-betonlaşmış politikalardaki ısrar üzerinden adım adım iç savaşa doğru sürükleniyor. Kürt halkının hedefe çakıldığı kanlı bir iç savaşa...