Kürt düşmanlığını bayrak edinmiş herkesin eline, bu düğünde parçalanan çocuk bedenlerinin kanı bulaşmıştır
Serhat Tuna
Coğrafyamızda ölüme esir edilmiş yaşamlar. Sokaklar her geçen gün daha fazla kan kusuyor.
Hele Kürtsen, Aleviysen…
Daha önemlisi muhalifsen, dayatılan tek tipten farklıysan…
Sur, Cizre gibi Kürt kentlerinde yaşıyorsan ölüm tanklardan, toplardan çıkan bombalarla, mermilerle evinde bulur seni. Yaşadığın evler başına yıkılır, yakılır. Her türlü onur kırıcı, kirli-aşağılık uygulamaya maruz kalırsın.
Roboski gibi sınır kentlerindeysen, ekmek peşine düştüğün yollarda savaş uçaklarıyla bombalanırsın.
Mevsimlik işçi olarak gittiğin Karadeniz, Çukurova tarlalarında, iş cinayetlerine göğüs gererek çalıştığın inşaatlarda, güvencesizlik ve kölelik koşulları yetmez, linç güruhlarının saldırılarına maruz kalırsın.
Seçilen yerel temsilcilerin tutuklanır, vekillerinin eli kolu bağlanır, belediyelere el koyma tehdidiyle karşı karşıya kalırsın. Sesin olan basın kapatılır, gazeteciler hapse atılır, sessizlikle boğulmak istenirsin.
Kısacası faşizmin tekçi anlayışının toplumsal temelini oluşturan Sünni Türk İslam Sentezi çemberine girmiyor, boyun eğmiyorsan her türlü vahşet sana reva görülüyor demektir.
Çocuklardan caniler yaratan rejimin kurbanları oluyorsun.
Vahşice katledilmene alkış tutuluyor…
Bu kez yeni bir vahşeti IŞİD’in çocuk bombacıları eliyle Antep’te bir düğünde yaşadık… Şu ana kadar çoğunluğu çocuk elli dört Kürt yaşamını yitirdi.

Bu vahşi katliamın sorumlusu gözünü kan bürümüş Kürt düşmanlığıdır. Kürt düşmanlığını bayrak edinmiş herkesin eline, bu düğünde parçalanan çocuk bedenlerinin kanı bulaşmıştır.
Fakat unutmayın ki ulusal kültür ve kimliğinin bilincine varmış, bunu özgürce yaşamak isteyen bir halkı öldürmekle bitiremezsiniz.
Onların ölümüne alkış tutarak, kendi simgeleriyle yaptıkları cenaze törenlerine dahi saldırarak gözlerini korkutamazsınız.
İnkar, baskı, katliam yoluyla bu halkın uyanışını bastıramaz, boyun eğdiremezsiniz. Öncesi bir yana, son 40 yılda yaşananlar bunun kanıtıdır.
‘Ezilen ulus özgürleşmeden, ezen ulusun işçi ve emekçileri özgür olamaz.’ Sınıflar mücadelesinin tarihsel birikiminden süzülerek yapılan Lenin’in bu tanımı, bugün Türk işçi ve emekçilerinin rehber edinmesi gereken önemli parolalardan birisidir.
Irkçı-şovenist budalalıklara karşı, sınıfsal konumun gereğini yerine getirmek, emeğin talepleriyle birleşik ezilen Kürt ulusunun haklarına sahip çıkmak gerekir.
Kardeşlik istek ve bilinci bunu zorunlu kılar. Eşitliğin olmadığı yerde, kardeşlik nutukları atmanın hiç kimseye bir faydasının olmadığı, gerçeği yansıtmadığı aşikardır.
İşçilerin birliği, halkların eşitliği, kardeşliği ve özgürlüğü için birleşik mücadeleyi büyütelim!..