TSK ve Karkamış'ta beslenen, SADAT tarafından eğitilen cihatçı çeteler saat 04:00'te Cerablus'a girmeye başladı
Savaş, Kürt düşmanlığı ve yayılmacı hayaller üzerinden şekillenen burjuva iktidar bloğunun beklenen Suriye hamlesi bu sabah gerçekleşti. Türkiye faşist rejiminin ordusu ve onun "özel kuvvetleri" ile destekleyip beslediği-Antep sınırındaki bir kasabayı (Karkamış) üsleri haline getirdiği cihatçı çeteler hep birlikte bu sabah saat 04:00'te Halep'in Cerablus kasabasına dönük operasyonun düğmesine bastı.
Aylar öncesinden Meclis'ten geçirilen ve "Her türlü güvenlik tehdidine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde askeri müdahale" izni veren esnek ve kullanışlı tezkereye dayandırılan operasyona da Fırat Kalkanı ismi konuldu. TSK generallerinin cihatçı çetelerle hemhal oldukları, askerlerin o çetelerle selfi yapıp durdukları operasyon, kendisini başkomutan ilan eden Tayyip Erdoğan'ın deyimiyle "IŞİD ve PYD'ye karşı yapılıyor(muş)".
Oysaki IŞİD, Halep'in bu sınır kasabasını Türkiye'yle yapılan bir anlaşma gereği çoktan terketmiş durumda. Kentte bıraktığı küçük bir gruba bu denli büyük bir operasyonun yapılmayacağı açık. Giderayak Karkamış'a attığı birkaç bomba da Türkiye'ye davet dışında bir anlam taşımamaktadır.
O nedenle de bu operasyon esasında YPG'ye onun belirleyici güç olduğu Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG), dahası Rojava'ya dönük bir operasyondur.
Tayyip Erdoğan'ın bir başkomutan edasıyla yaptığı konuşmada PYD lideri Salih Müslim'in "Türkiye Suriye batağında. DAİŞ gibi yenilgiye uğrayacaklar" mesajına gönderme yaparak "(...) Birileri meydan okuyor. Suriye, Türkiye için şöyle olacak, böyle olacak diye. Onlara ben buradan sesleniyorum, siz ne olacağınızın hesabını yapın. Türkiyeye tehdit unsuru oluşturacak olan kim olursa olsun onlara karşı bu millet, ordusuyla, polisiyle, korucusuyla ve milletiyle vardır, var olacaktır" demesi, "IŞİD'e" diye başlayan operasyona bir hokkabaz edasıyla PYD'yi de eklemesi bunun açık ilanıdır.
Zaten Türkiye MİT'inin operasyondan 2 gün önce kuruluşunun ilanından 2 saat sonra Cerablus Askeri Meclisi Genel Komutanı Abdülstar El Cadır'a dönük bir suikast düzenlemesi de bunun açık işaretiydi.
Kısacası Türkiye ABD emperyalizmi öncülüğündeki emperyalist blokla Rusya-Çin öncülüğündeki blok arasındaki çelişkileri de kullanarak uzun süredir hayalini kurduğu tampon bölgeyi Cerablus'a kurmak, Rojava'yı buradan kontrol etmek ve kirli bölgesel politikalarıyla dibe vurmuşluğunu daha kirli ve kanlı yöntemlerle nispeten dengelemek derdinde.
Onun böyle bir operasyon için iki kamptan da "olur" aldığı anlaşılıyor. Fakat bu "olur"un Tayyip Erdoğan'ın efelenmelerindeki gibi bir "olur" olup olmadığını hep birlikte göreceğiz.
Gerek ABD'nin gerekse Rusya blokunun Tayyip Erdoğan'ın deyimiyle "Suriye'nin toprak bütünlüğünü koruma" gibi kurtlar sofrasındaki bir sorunu Türkiye gibi sicili hayli kabarık bir adrese havale etmeyecekleri açık. Onlar Türkiye'ye olsa olsa piyonluk yaptırabilirler. Bunun da sonu burnunun sonuna kadar bataklığa batmasıdır.
Daha önce cihatçı çetelerle gerçekleşen böylesi hamlelerin nasıl bir hezimete dönüştüğünü de biliyoruz. Bunun şimdi tarihin en pejmürde dönemini yaşayan TSK'nın açıktan eklemlenmesiyle farklı bir sıçrama yapabilmesi eşyanın tabiatına aykırıdır.
Fakat bu operasyonun arkasında hangi güçlerin olduğu ve emperyalist kamplarla nasıl bir pazarlığın döndüğünden de öte açık olan Türkiye'nin burnuna kadar bataklığa battığı, işçi ve emekçileri de bu bataklığa çekeceği ve cehennemi bir kapıyı araladığıdır.
Bu saldırganlığın içerde başka saldırganlıklar ve kışkırtmalarla eşgüdümlü yürüyeceğidir.
Bu açıdan da işçi ve emekçilerin seyirci kalmayıp, savaşa-kana-kıyıma-işgalciliğe dayanan bu siyasetin karşısında net bir duruş sergilemeleri tarihsel önemde ve yakıcılıktadır.
Tayyip Erdoğan'ın konuşmasının önemli bir kısmını darbe gecesi sokaklara çıkanların koyduğu tutuma ayırması, hayatını kaybedenleri mitleştiren bir söylemi merkeze yerleştirmesi işçi ve emekçilerin nasıl maniple edileceğinin, savaş arabasına koşulmaları için nelerin yapılacağının açık ifadesidir.
Bu savaş mutfaklarda yangına, evlat acılarına, giderek tehlikeli bir kutuplaşmaya dönüşen toplumsal iklimin iç savaş yönünde hızla çözülmesine zemin yaratacak bir cehenneme açılıyor. Emperyalist bloklar arasındaki çelişkileri kızıştırarak ucu bölgesel savaşlara açılacak tehlikeli bir zeminin harcı oluyor.
Bunu bıkmadan anlatmalı, eylemeliyiz!