Zorla Bireysel Emeklilik Sistemi'nden 2 ayı geçen süreden sonra ayrılmak istersek kesilen paralarımıza el konulacak
Sosyal güvenlik sisteminin neoliberal sömürü politikaları temelinde esnekleştirilip-özelleştirilmesi saldırısının halkalarından biri olan zorla Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) yasası Meclis Genel Kurulu’nda onaylandıktan sonra Cumhurbaşkanı’nın da imzalamasıyla dün Resmi Gazete’de yayınlanarak yasalaşmış oldu.
Herkese parasız sağlık ve sosyal güvence yerine herkesin ücretinden zorla kesinti yaparak, oluşturulan özel şirketlerin kasasına aktarmak ve daha sonra bu kasalarda biriken paranın “kim vurduya gitmesi” anlamına gelen BES’in gerekçesi “devletin tasarruf yapamayan vatandaşı tasarrufa teşvik etmesi”! Sanki tasarruf yapacak para varmış da vatandaş yapmıyormuş!
Kısacası bunun adı, devletin patronlara peşkeş çekeceği fonlardan yenisi için henüz yutmadığımız bir lokmaya zorla el koymasıdır.
Devlet bunun zorla olmadığını kanıtlamak için yasaya bir madde eklemiş. Zaten yasanın bize sorulmadan çıkarılmasının kendisi büyük bir zor anlamına gelirken eklenen bu maddeyle “gönüllülük” kisvesi giydirilmesi de ihmal edilmemiş: İsteyen 2 ay içinde çıkmak için başvurabilir(miş)!
Fakat devlet bu soygun oyununu o kadar ince bir ipin üzerinde oynuyor ki, bu “gönüllülük” lütfunun hemen akabinde “2 ay içinde cayma başvurusu yapmayan ya da sonrasında geri dönüş yapanların paralarına el koyacağız” diyor. Aklımızla dalga geçmek gibi bir durum yani…
Asgari ücret ya da düşük ücretle çalışan 45 yaş altı milyonlarca insanın daha cüzdanına girmeden eriyen ücretinden şimdi her ay bir de 50 TL’ye yakın BES kesintisi yapılacak. Buna bir de bu ücretlilerin de yüzde 20 vergi kesintisi dilimi içine alındığını ekleyin. Asgari ücretin 1 300 TL yapıldığı Türkiye’de (ki bu açlık ücretidir) yapılacak bu kesintilerle miktarın neye evrileceğini siz hesap edin.
Varlık Fonu denilen soygun ve yağma fonuna bizden kesilen bu paralarla yığınak yapılırken ve biz artık ekmek bile alamayacak durumlara düşürülürken devlet bize zorla tasarruf yaptırıyor! Bu hoyratlık, bu vampirlik örgütsüzlüğümüzün tepe tepe kullanılması demek değil de nedir?!
“Demokrasi nöbetlerine” erzak taşıma yarışına giren ya da iş işten geçtikten sonra, o da paçalarını sıvayarak dereye girmeye çalışan mevcut sendikaların bu halleriyle herhangi bir sınıfsal örgütlenme anlamına gelmediğiniyse sadece bu cambazlıklar, hoyratlıklar karşısındaki tutumsuzluklarına bakarak bile anlamak mümkün.
İşçi sınıfının sınıf olarak tarih sahnesine çıktığı yıllara benzer bir dinamizmle aşılabilecek bir saldırıyla karşı karşıya olduğumuzsa kesin. Bu çözülmüş halimizi o dönemlerin ruhu ve sınıf olma bilinciyle aşabiliriz.